Bir asıl ben'i bulup keşfetmek, kahvehane köşelerinde hayal alıp satan definecilerin bitmek bilmeyen maceralarına benzer. Bol bol kandırıldığımız ve biraz da isteyerek kandığımız bir hikaye. En sonunda tükenip usanıncaya kadar süren bir tutku. Ne kadar kazsam bir türlü kim olduğumu, derindeki kendimi keşfedemem. İnsanları, ilişkileri, dünyayı kazıdıkça, en derinde bir cevher var mı? Yoksa bu araştırma bir hayalin peşine düşülen bir hayal kırıklığı olmaya mahkum mu? Onlar olmasa, ben diye biri kalır mı?
Kendim gibi yaşamayı, kendi duygularımı daha çok farkedip sahip çıkmayı öğrenebilirim. Ama kendimi insanlardan izole ederek keşfe çıkarsam, narsistik bir fanteziden öte bir türlü elle tutulur bir sonuca varamam. Hindistan'da bir manastırda kendini falan keşfetmez insan. Yeni birini icat eder. Eğer sevdikleri, sevmedikleri, geçmiş ilişkileri, ülkesi geride bırakılıyorsa narsistik bir fantezi icat eder kendine. Dağ başında mağarada, yalnız bir evde, Avrupa'da medeni bir şehirde... Tüm izolasyonlar narsistik bir hayale sapmaya meyillidir. Kendimle barışırım, kendime küserim. Ama kendimi keşfettim, al budur diyemem. Gerçek çok daha heyecan vericidir, çok daha ümitlidir üstelik. İnsan gizli bir mücevher değildir. Mucit bir çocuktur. Keşfedilecek ölçüde sabit ve bireysel bir öz olmaması bir kayıp da değil fiilen. Bir hayalin kaybı bu. Bizans prensesinin kayıp çeyizi gibi bir şey özümüz. İnanırsan toprağın altında bekliyor, inanmazsan haberin bile olmaz.
İlişkiler ağı içinde belirip kaybolduğumuzdan derinlerdeki beni bir türlü avuçlarımızla kavrayamayız. Meyiller, doğuştan gelen atletik bir vücut, aniden çöken uyku veya cin bakışlardır hepi topu. Oysa bir gün öfkeli, başka gün sabırlı biriyizdir. Derinde, en derinde duru bir su gibi, temiz bir sabah gibi bir kendine kavuşmayı hayal eder bazımız. Define avı gibidir, birileri bulmuş, bize de yakın olmalı. Yoksunluktan da derine gitsek, iyinin ve kötünün ötesinde, insanda hiçlik dışında neye ulaşabilirsin? İnsana bu belirsizlik, neredeyse hiçlik özgürlüğünü verir. Düşünürsen bunun neredeyse sınırsız bir özgürlük olduğunu farkedip şaşarsın. Oysa define avına çıkan adamlar sonunda kendileri kayboluncaya kadar ararlar. Defineyi ararken kendilerini hayallerine gömerler. Baştan beri de amaçları budur ama farkında değil gibidirler. Evde çocuk, hanım bekler, o Bizans prensesinin hikayesine koşar. Kendini gömer.
Kendini keşfe çıkmayı şu açıdan düşünmeli ama; kendini keşfe çıkan bakışım, kendime bakışım ne menem bir şey? Kendimi neden merak ettim? Kendimin hatasını mı arıyorum, kendimde hayranlık uyandıracak bir olağan üstülük mü bulacağım, hayattaki acılarım kendimi ihmalden mi kaynaklandı, bir bahane mi, bir cesaret mi yoksa? Mutlu olmayı o kadar da umursamadığımı kendime itiraf edebiliyor muyum? Baktığım yerde ne göreceğimi, bir zafer yahut hayal kırıklığı, bakışım belirler. İnsanın kendi içinde gördüğünü söylediği şey, hiçliğe ne gözle baktığıdır. Kişi bir an o bakıştır. Peki ya sonra?
İçinde binlerce insanın oturduğu bir binayı yıkmak yerine tadilat yaparsınız değil mi? Hiçbir düzeltme, iyileştirme yapılmadan lisans eğitimini hiçe sayan bu mevzuata #PsikologlaritirazEdiyor
Senin bir köşeye çekilip olan biteni izleme lüksün yok Psikolog meslektaşım.
Seni psikolog saymayanlara, yetkin ve yeterli olduğun halde tam aksini iddia ederek cebine göz dikip eğitim satanlara karşı daima uyanık olmalı ve aktif mücadele vermelisin.
#PsikologlarİtirazEdiyor
Biraz sert olacak ama gerçeği söyleyeceğim. Tüm karar verici kurumlar, psikoloji öğrencilerini sağılacak inek olarak görüyor. Nasılsa kontenjanı her türlü doluyor diye bölümü her yere açmayı biliyorlar ama o lisans programlarından alınan diplomayı diplomadan saymıyorlar. Diğer bütün listelenen bölümlerde lisans yeterliyken, psikolojide bir de yüksek lisans gerekiyor.
Bu ülkede ağlamayana, hatta ısırmayana, asla meme vermiyorlar. Bu iş belli ki ricayla, taleple, görüşmeyle olmuyor. Psikoloji öğrencilerinin tüketimden (okul, sertifika vs. ücretleri) gelen çok büyük bir gücü var. Kontenjanları boş bırakır, boykot eder, derslere girmez, kayıt yaptırmazsanız, işlerin bir anda nasıl hızlanacağına şaşırırsınız.
Dün tutuklanan Mahir Polat'ı (@mhrpolat) tanımayanlar olabilir.
Mahir, 21. Yüzyıla yanlışlıkla gelmiş bir derviştir.
Bu kumpasın arkasındakiler, Mahir'in insanlığının gölgesi bile olamazlar.
O sizin hamasetinizin mezesi olan ama harabe bıraktığınız Rumeli Hisarı'nı restore eden insandır.
Evet Mahir dışarı çıkıp kaldığı yerden devam edecek.
Siz ise bu utançla yaşayacaksınız.
Yollar kapalı, vatandaş nereye gideceğini bilmiyor, herkes soruyor. İlçe binalarında faaliyet yok. Bugünden itibaren tüm ilçe meydanlarında (ilçe binası falan değil) amasız, fakatsız Adalet ve Demokrasi nöbetlerine başlayın. Anayasal hakkımızı güvence altına alın.
@herkesicinCHP
Öfkenizi örgütlülüğe çevirin. Çaresizlik duygusundan, edilgenlik, maruz kalma duygusundan en iyi çıkıştır sevgili arkadaşlar. Yalnız hissetmezsiniz. Her örgütlediğiniz insanla bağlar kurarsınız, dayanışma duygusu güçlenir, seçmenlik defterini kapatalım artık. Örgütlenme dönemi.
Israrla beni arayan basın mensuplarına: Sayın Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alındığı haberiyle ilgili olarak kimseye verebilecek bir hukuki değerlendirmem yahut beyanım yok. Gözaltı sebebini bilmiyorum. Kendisi hakkında açık bulunan dosyalarla ilgili bir fikrim yok. Hiçbir konusunu bilmediğim dosyalarla ilgili olarak derinlikli ve içerikli hukuki analiz pozlarına giremem. Kaldı ki, çıplak gözün gördüğünü akılla bulandırmaya hizmet etmek de tabiatıma aykırı olur. Bu noktada mikroskop altında hukuki analiz mercekleri kullanmanın getireceği körlükle malul olmaktansa, konuya daha üst seviyeden genel akıl ve mantıkla bakabilen milyonlar arasında yer almayı tercih ederim.
23 senedir aynı iktidar tarafından yönetilen bir ülkede bulunan dünyanın en büyük şehirlerinden birinin milyonlar tarafından seçilmiş muhalif belediye başkanı olan kişinin Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığını açıklamasından itibaren yaklaşık bir ay içerisinde üniversite diplomasının diploma veriliş tarihinden 35 yıl sonra üniversitesi tarafından iptal edildiğini ve ondan bir gün sonra, kendisinin yeri yurdu belliyken, ifadeye gitmekle ilgili bilinen bir mukavemeti yokken, ekibiyle beraber ve bunca polis eşliğinde gözaltına alındığını öğrenen her vatandaş ne düşünecekse, ben de onu düşünüyorum.
Aklını ve mantığını kullanabilen kimsenin bu işlemlerin hukuki perspektiften analizinin yürütülmesine muhtaç olacağını tahmin etmem. Sayın belediye başkanının dosyasında savunma görevi olan kişiler kimlerse onlar hariç olmak üzere, bu konuyu salt hukuki analiz enstrümanlarıyla tartışma konusunda iştahlı olanlar, genel akıl ve basit mantık kullanımının berraklığını tercih etmeyenlerdir. O kişilerin sahte münazara enstrümanına dönüşmek istemem.
Benim bu Disney Plus'ın Atatürk sansürü hakkında konuşamayan oyuncu tayfasıyla ilgili bir tespitim var. Bunlar esasen ülkenin en çok baskı gören, en acınası durumdaki, en zavallı grubu.
Bu oyuncu dünyasında futboldaki gibi bir menajerlik sistemi var. Sadece oyuncular da değil, pek çok ünlü şarkıcı da bu sistemin parçası. Tabi muhafazakarlar bu sektörü vakti zamanında ihmal ettiği için sekülerler kendi tekellerini kurmuş. En tepede Ayşe Barım isminde enine boyuna iri bir kadın var. Ayşe Barım, oyuncu/şarkıcı menajerlik dünyasının ulu önderi. Şu an aklınıza gelebilecek en ünlü oyuncular onun elinde. Serenay Sarıkaya'dan tutun Aslı Enver, Bensu Soral, Cansu Dere, Halit Ergenç, Fatih Akın (Yönetmen olan), Gökhan Özoğuz (İBB turuncusu olan), Hande Erçel, Nejat İşler, Merve Dizdar, Mehmet Günsür... aklınıza kim geliyorsa Ayşe Barım'ın ajansında çalışıyor. Disney'in Atatürk sansüründen haberi olmayan Hazal kaya ile eşi Ali Atay da tabii ki orada. Aşağıdaki videoda kıvırırken kalıcı omurilik hasarı alan hanımefendi de tabiiki ajansın minik parçalarından biri.
Ayşe Barım bu isimlerin çoğunu da ünlü yapan kişi. Yani her şeylerini ona borçlular. Bu borçlarını da hayatları boyunca ödüyorlar. Aslında hepsi bu kadından nefret ediyor ama hiçbirisi sözüne karşı gelemiyor. Anında kariyerlerini bitirir. Öyle de bir kadın. Vakti zamanında deneyenler olmuş. Hani arada bir "her şeyini kaybeden eski dizi oyuncusu çöp evde 25 kedisiyle yaşıyor" diye haberler çıkıyor ya, işte onlar deneyenlerden bazıları.
Hatırlarsınız, Gezi kalkışmasında bütün oyuncular alana aynı anda gelmişti ya, işte o organizasyonu yapan da Ayşe Barım'dı. 2019 yerel seçimlerinde bütün oyuncular "Her Şey Çok Güzel Olacak" tweeti atmıştı hani. İşte o da bir Ayşe Barım çalışmasıydı. Cannes Film Festivali'nde kürsüden Türkiye'ye nefretini kusan Merve Dizdar'ın eline o minik kağıdı kimin tutuşturduğunu da anlamışsınızdır zaten. 150 sayfa senaryoyu ezberlediği filmin ödül konuşmasını eline son anda tutuşturulan bir kağıttan okudu kadın. Okuttular...
O camiada sistem bu. Kimse kafasına göre Atatürk falan savunamaz. Milyonlarca dolarlık ticari ilişkileri böyle "basit ve önemsiz" siyasi söylemler için kimse tehlikeye atamaz. Sadece Serenay Sarıkaya'nın bölüm başı 1.2 milyon tl aldığı ve onun gibi yüzlercesinin olduğu, ucu bucağı gözükmeyen bacasız bir fabrikadan bahsediyorum. Bakın bu paranın büyüklüğü karşısında Hazal kaya geçici hafıza kaybı yaşadı, Birce Akalay sıtmaya tutuldu. Ne kadar Atatürk aşığı ünlü varsa günlerdir sosyal medya kullanmıyor, soru sormasınlar diye hiçbiri markete bile gitmiyor. Hep beraber bu zor zamanların geçmesini bekliyorlar, saklandıkları villalarında.
İşte bunlar yıllardır muhafazakar yaşam biçiminin baskıcı ve özgürlükleri kısıtlayıcı olduğunu söyleyip durdular. Halbuki çok uzun zamandır, ne konuşacaklarını da ne konuşmayacaklarını da başkası belirliyordu bu zavallıların. Şimdi o perişan halleri, ibretlik bir şekilde ortaya çıkmış oldu. Ülkenin muhafazakarları olarak, düştükleri hali biraz keyiflenerek, işin aslı biraz da tiksinerek izliyoruz.
Bakalım ne zaman şoktan çıkıp cesaretlerini toplayarak, muhafazakar hayatın ne kadar baskıcı olduğundan bahsetmeye başlayacaklar?
Artık şu gerçekle yüzleşirsek hepimiz için daha iyi olacak; kandırıldık. 90’lı nesillerden itibaren bildiğin tufaya düşürüldük. Hepimize hayatımızın okumakla kurtulacağı, “okuyup adam olmanın” gerekliliği satıldı ve ailelerimiz bunu aldı. Biz de bu tezgahın kurbanı olduk.
Şehit Anaları Derneği Başkanı Pakize Akbaba’nın TBMM’ye girişi yasakmış.
Hale bakın Pakize ananın oğlunu şehit eden Terörist başı konuşma yapması için Meclise davet ediliyor şehit anası meclise giremiyor !
2 yüksek onurla bitirilen bölüm, sayısız staj ve çalışmayla dolu cvmle iş arıyorum daha değerlendirme aşamalarına geçemeden reddediliyorum. İsyan etmek için erken biliyorum ama gerçekten çok yoruldum.