Charles Pépin, şair Rimbaud'nun meşhur "Ben bir başkasıdır (je est un autre)" sözünü psikanalitik perspektiften yorumluyor.
"Freudculuğun olabilecek en yanlış yorumu sorumluluğu üzerinden atmak, 'Sorumlu ben değilim, bilinçdışım' gibi bir kalkanın arkasına saklanmaya kalkışmaktır."
YAPAY ZEKÂ, BEYİN VE YAŞAMIN AĞI (1/2)
Bağlantısallık Bilimi Perspektifinden Yeni Bir Paradigma
Bilim tarihi zaman zaman bazı kavramları yeniden düşünmek zorunda kalır.
Atomun bölünemez olmadığı,
genlerin yalnızca DNA dizilerinden ibaret bulunmadığı,
evrenin durağan olmadığı nasıl anlaşıldıysa;
bugün de zekânın yalnızca tek tek bileşenlerin toplamı olmadığı giderek daha açık biçimde görülüyor.
Neuron dergisinde yayımlanan yeni bir makale (künye ekteki mesajda), yapay zekâ ile beyin bilimlerinin kesişim noktasında duran önemli bir soruya odaklanıyor:
Zekâ nerede ortaya çıkar?
Nöronlarda mı?
Yapay sinir ağlarındaki parametrelerde mi?
Yoksa bunların oluşturduğu daha üst düzey örgütlenmelerde mi?
Makalenin yanıtı oldukça net:
Zekâ, tek tek parçaların içinde değil, parçalar arasındaki ilişkilerden doğan yeni örgütlenme düzeylerinde ortaya çıkmaktadır. (ScienceDirect)
Bu sonuç, aslında Bağlantısallık Bilimi’nin uzun süredir dile getirdiği temel ilkeyle büyük ölçüde uyumludur:
Varlıkların anlamı parçalarında değil, bağlantılarındadır
Şemalar: Yaşamın Bilgi Örüntüleri
Makalenin merkezinde “şema” (schema) kavramı bulunuyor.
Şema; tekrar eden deneyimlerden ortaya çıkan,
geleceği anlamlandırmayı kolaylaştıran,
soyut bilgi örgüleridir.
İnsan beyni yaşadıklarından şemalar oluşturur.
Bir çocuk yüzlerce farklı köpek görür ve sonunda “köpek” kavramını öğrenir.
Bir cerrah binlerce ameliyat deneyiminden sonra yalnızca anatomiyi değil, ameliyatın örüntüsünü de görmeye başlar.
Bir müzisyen notaları değil, melodik yapıları algılar.
Şema tam olarak budur:
Bilginin bağlantılarından ortaya çıkan yeni bir organizasyon düzeyi.
Makalenin dikkat çekici yanı, benzer süreçlerin büyük yapay zekâ modellerinde de ortaya çıktığını göstermesidir.
Yapay zekâ milyonlarca örnek üzerinden eğitildikçe yalnızca veri depolamaz.
Veriler arasındaki ilişkileri öğrenir.
Ve sonunda bu ilişkilerden yeni soyut yapılar oluşur. (ScienceDirect)
Bağlantısallık Bilimi Ne Söylüyor?
Bağlantısallık Bilimi açısından bakıldığında burada şaşırtıcı olan hiçbir şey yoktur.
Çünkü yaşamın temel özelliği budur.
Bir hücreyi oluşturan moleküller tek başlarına canlı değildir.
Canlılık, onların kurduğu ağdan ortaya çıkar.
Bir nöron düşünmez.
Düşünce, nöronların oluşturduğu bağlantısallıktan doğar.
Bir insan tek başına kültür yaratamaz.
Kültür, insanların oluşturduğu toplumsal ağlardan doğar.
Yaşamın her ölçeğinde aynı ilke görülür:
Yeni özellikler parçaların toplamından değil, ilişkilerinden ortaya çıkar.
Bilim buna emergence (belirme) diyor.
Bağlantısallık Bilimi ise bunu yaşamın temel örgütlenme ilkesi olarak görüyor
Beyinden Yapay Zekâya
Makale, yapay zekâ ile beyin arasında yeni bir ortak dil kurulabileceğini savunuyor.
Bu ortak dilin merkezinde “soyutlama düzeyleri” bulunuyor.
Bir beyni yalnızca iyon kanalları düzeyinde açıklamaya çalışmak nasıl yetersizse;
bir yapay zekâyı yalnızca milyarlarca parametrenin toplamı olarak görmek de yetersizdir. (ScienceDirect)
Çünkü anlam daha yukarıdaki organizasyon katmanlarında ortaya çıkar.
Bu durum nörobilim açısından da önemlidir.
Son yıllarda hipokampusun deneyimlerden soyut temsiller oluşturduğunu gösteren çalışmalar yayımlanıyor. İnsan beyni yalnızca olayları depolamıyor; olaylar arasındaki ilişkileri de kodlayarak bilişsel haritalar oluşturuyor. (Nature)
Başka bir ifadeyle;
beyin gerçekliği fotoğraf gibi kaydetmiyor.
Gerçekliğin bağlantı haritalarını oluşturuyor
Yaşamdaşlık Kültürü Açısından Anlamı
Burada Yaşamdaşlık açısından önemli bir sonuç ortaya çıkıyor.
Eğer zekâ bağlantılar içinde ortaya çıkıyorsa;
insanlığın geleceği de yalnızca bireysel başarılarla açıklanamaz.
Bilginin,
kültürün,
ekonominin,
bilimin,
hepsi ağlar içinde gelişir.
Bir üniversiteyi değerli yapan binaları değildir.
İnsanları arasındaki bilgi akışıdır.
Bir şehri yaşatan yolları değildir.
İnsanların kurduğu ilişkilerdir.
Fransa'nın yaşayan son büyük filozoflarından Edgar Morin bugün 102. yaşına girmiş. France Culture de bu vesileyle Morin'in gençlere mesajını içeren bir video hazırlamış. Bu hoş videoyu görünce hemen çevireyim dedim.
Nazilere karşı direnişte yer alan Morin şöyle söylüyor:
"Hayatta kalmak ve yaşamak arasındaki farkı gördüm. Saklanırsam, kendimi güvenli bir yere alırsam hayatta kalırım. Mesele yaşamak ise bu durumda hayatını riske atmak gerekir. Ancak hayatını riske atmak demek, özgürlük için savaşan tüm gençlerin, tüm ülkelerin oluşturduğu topluluğun bir parçası olmak demektir."
Morin bugün 105 yaşında hayatını kaybetmiş.
Hayatı boyunca daha iyi bir dünya için cesaretle mücadele eden Morin'in gençlere mesajını yeniden paylaşıyorum.
italya'nın ravenna kentinden vi. yy'dan kalma “mesîh'in vaftizi” mozaiği.
îsâ'nın sakalsız ve tamamen çıplak gösterildiği nadir imgelerden birisi. daha da ilginç olan tarafı soldaki figür nehir ürdün nehri'nin tanrısı
Yaratıcılık ve entropi ilişkisi üzerine düşünüp duruyorum aylardır.
Oxford'da bir Dilbilim profesörü. Bir ömür kelimelerle uğraşıyor. Kelimelerin etimolojisi, kayboluşu ve yeniden canlanışı ile bir ömür geçiriyor.
Sistem muazzam enformasyonla dolmuş. Düzensizlik müthiş bir şey üretmek için gerekli tüm enerjiye sahip. Çoğu insan bu durumlarda entropisinden kurtulur. Sistem'in sınırlarını açar, entropi dışarı çıkar, konu kapanır.
Ya bu muazzam düzensizliği bir başka düzen üretmek için kullanırsak. Olacaklara izin verip çok küçük müdahalelerde bulunmak yeterli.
Tolkien durduk yere, o güne kadar kimsenin yapmadığı yapıyor. Nereye gideceğini bilmez şekilde yazmaya başlıyor. Kelimeler isimlere, isimler şehirlere, karakterlere, olaylara; bunlar da tarihe, haritalara ve hikayelere çıkıyor.
Böylece muazzam bir evren doğuyor.
Hayatımda okuduğum, çalıştığım, çevirdiğim en güzel kitap. Gerçek bir lezzet şelalesi.
Hem Platonculuğun "müfredatı" hem de tam bir felsefeye giriş kitabı. Hem Platon'u anlamak için harika bir rehber, hem de önemli bir antik eser.
Arka kapaktan:
Okur bu kitapta ne bulacak?
Platon’un diyaloglarındaki soslu ve süslü öğretinin Orta Platoncu âlimlerden Alkinoos’un elinde bir ders kitabına, daha doğrusu bir öğretmen rehberine nasıl dönüştüğünü, felsefenin işinin ruhu bedenden yüz çevirtip hakiki varolanlara yöneltmek olduğunu, diyalektiğin bu süreçteki rolünü, matematiğin aklı duyulurlardan koparıp akledilirlere hazırlayan bir basamak olarak kullanılmasını, tanrının dile getirilemez doğasını ve onun ezeli akletmeleri olan idea’ları, biçimsiz ve niteliksiz maddenin bir oyun hamuru gibi zanaatkârın elinde üçgenlerden katı cisimlere ve nihayet dört öğeye nasıl büründüğünü, âlemin ruhunun derin uykusundan uyanıp nasıl akıllandığını, yıldızların ve gezegenlerin zamanın ölçüsü olmak üzere yörüngelerine nasıl yerleştirildiğini, insan ruhunun hesaplayan yanının başa, öfkesinin kalbe ve arzularının göbek bölgesi civarına gemi azıya almış vahşi bir hayvan gibi nasıl bağlandığını, duyuların bedende nasıl işlediğini, hastalıkların kökenindeki çürümeleri, ruhun bozulmazlığını ve ölümsüzlüğünü, yazgının her şeyi kuşattığı halde neden her şeyi baştan belirlemediğini, kötülüğün ve işlenen suçların aslında nasıl istemsiz olduğunu, insanın en yüksek amacının kusursuz bir yurttaş olmak değil de gücü yettiğince tanrıya benzemek olduğunu, erdemlerin birer orta olmasını ve duygulardaki ince çizgiyi, aşkın ve dostluğun türlerini, kentin koruyucular ve zanaatkârlarla nasıl idare edileceğini, varolanlarla ilgilenen filozofla var olmayanların karanlığında gezinen sofist arasındaki o derin uçurumu ve daha birçok ilginç şeyi.
Kulak kesilenin Yeni Platonculuğun ayak seslerini de duyabileceği bir eser olan Didaskalikos, Platon’un öğretisini bir bütün olarak kavramak isteyenler için antik çağdan kalma en berrak aynalardan biridir.
Didaskalikos Platonculuğun Ders Kitabı | Kitapyurdu https://t.co/PLpiBJfNwo
"Time has never existed, and never will; it is a purely artificial arrangement. It is eternity now, it always was eternity, and always will be."
Gorgeous read from a gorgeous mind: https://t.co/AD4bQaYcPE
Ya toplumsal yapının, bir kapalı sistemin veya düzenin bir piyonu, bir kuklasıyız ya da bir uzaylı kadar bu dünyada konumsuz ve bağlamsız bir aşkın varlığız ya belirlenmişiz ya tesadüflere terkedilmişiz ya aşkın bir söylemin ya ekonomik mekanikliğin ürünüyüz mantığı neyin tuzağı?
Bu ay zımba gibiyiz. Dokuzluklar'ın ilk cildinin yanında Vernant'ın ve Losee'nin kült eserleri de çıktı. Yunan Düşüncesinin Kökenleri yepyeni ve oldukça iyi bir çeviriyle yayımlandı.