Dayatılan gündemin uzağında bizi kendimize çağıran sakinlik, farkındalık, odak, şefkat ve diyalog temalı felsefi, bilimsel notlar her hafta e-postanıza düşüyor.
Mesela bu günlerde Rollo May'den notlar yolluyorum.
Siteye e-postanızı bırakmanız yeterli.
https://t.co/VCGm5bHAHh
Çocuklar bizim tarafımızdan başarıya ulaştırılması gereken projeler değil. Çünkü insan bir proje değil. Aslında baya kolay bunu anlamak.
İnsan ≠ proje :)
“Kendimizle buluşmak” ideal bir kimlikle eşlenmek değildir. Kendilik, dışarıdan çizilen çizgiler içinden doğmuş kendimize bakışımızın tepesinde biriken fazlalıklardan arındığımız; düşünmeden itaat ettiğimiz tanımlar arasında kendimizi aceleye getirmediğimiz bir yerden filizlenir.
Beyin bir bilgisayar değil. Bilgisayar beynin analitik ve değerlendirme becerileri de değil. Bilgisayar ancak beynimizle yapabildiğimize “inandığımız” bazı eylemlerin anlatılmasında kullanılan yer yer kullanışlı, çoğu zaman yanlış bir temsil. Fazlası değil.
Cem Mumcu “Kendimizle Buluşmadan Ölmesek İyi Olur” deyip hepimizi bir daha düşünmeye sevk etti. Nihan Kaya’yı konuk aldığı ruhlara şifa o sohbetin özetini pazar günü bülten abonelerime göndereceğim. E-postanızı bırakın size de göndereyim.
https://t.co/xYzCxBH1zy
Bu hafta Lartes'de eski Google çalışanı, Kings College Londan’da araştırmalarına devam eden Fransız Nörobilimci Dr. Anne-Laure Le Cunff'ı konuk ettik. Big Think'e verdiği-Zihniyet Değişimi ve Deneysel Zihniyet- konulu röportajdan bazı notları derleyip tüm abonelere gönderdim.
Her hafta abonelere minik minik notlar gidiyor. Neden sana da gelmesin kardeşim. Senin neyin eksin? Aşağıdaki linke tıkla sonra e-postanı bırak. Sana da gelsin.
https://t.co/VCGm5bHAHh
Boşuna dememiştir Jung,
Bir bireyi anlamak istiyorsam, ortalama insana dair tüm bilimsel bilgiyi bir kenara bırakmalı, bütün kuramları dışarıda tutmalı ve büsbütün yeni, önyargısız bir tutum benimsemeliyim.
Şahıslar hakkındaki fikirlerimiz vakumda oluşmamıştır; sunulu hikayelerden-bilgilerden ve bizim yerleşik algımızdan etkilenirler. Neredeyse her insan hikayesi ve bununla birlikte şekillenen kimi sosyal fenomenler tıpkı bir parmak izi tekilliğinde bir ilişkiler ağına sahiptir.
Halbuki olaylar düşündüğümüzden daha karmaşık ve beklediğimizden daha ilişiksiz olabilecekken, örüntü yakalama becerimizin alışık olduğu kalıplar karşısında eğer ‘yavaş düşünme’ beceresi geliştirmemişsek olmaması muhtemel her ihtimal olması zorunlu bir sonuç gibi görünebiliyor.
Kişilerin eylemlerinin ardındaki motivasyonları kavrama çabasında aceleci davranıyoruz. Çoğu zaman onları ya daha önce görmeye alıştığımız kalıplar içinde ya da görmekten hoşnut olacağımız şekilde yorumluyoruz.
Eylül 15, Lartes
Bilme eyleminin ne denli derin problemler içerdiğini farketmezsek, onun tuzaklarından kurtulamayız. Yaşadığımız hayata büyüsünü tekrar kazandırmak korunaklı sandığımız dayanıksız gecekondularımızdan, ufkunda olasılıkların göz kırptığı geniş vadilere inmekle mümkün.
Eylül 9
Eylül 7 Lartes pazar notu abonelerin e-postasına bu sabah düştü.
“Sıkıntılı Anlar, Talim ve Terbiye, Uyanıklık.”
haftaya size de gelsin istiyorsanız👇
https://t.co/VCGm5bI8wP’a e-posta adresinizi bırakın.