Gırgıriye Müzikalinde yaşananlarla tiyatro adabı ve seyircinin sınırları gibi konular da gündeme geldi.
Aslında tiyatronun altın çağı olan Elizabethan (Shakespeare) dönemi tiyatroları tam olarak da böyle bir kaos yeriydi! Ancak tek farkla: Oyuncuların, bu kalabalık ve gürültülü seyirciyi yönetmek için özel eğitimleri vardı. Seyirciyi susturmayı veya laf dalaşını şovun parçası yaparlardı.
Shakespeare dönemi seyircisi o kadar katılımcıydı ki, performans sırasında dilediği gibi alkışlar, laf atar, bazen meyve fırlatır veya beğenmediği karakterleri yuhalardı.
İnsanlar oyun sırasında sürekli yerlerinden kalkar, dışarı çıkar ve geri dönerlerdi. Günümüzün aksine, o dönemde ışıklar hiç kapanmazdı, bu da seyirci ile oyuncu arasındaki duvarı yıkardı.
Oyuncular ve seyirciler arasındaki 4. duvar aslında 19. yüzyılda inşa edildi. O döneme kadar tiyatro ve opera gibi sanatlar toplumun her kesimi için popüler eğlencelerdi. Ancak bu dönemde, elit tabakayı "avam" halktan ayırmak için yeni kurallar ve bir "davranış polisliği" (etiquette) sistemi getirilmeye başlandı.
Shakespeare dönemi etkileşiminin modern bir örneğini aslında yakın zamanda Tom Hanks'in oynadığı Henry IV oyununda gördük. Oyun sırasında bir seyirci baygınlık geçirip fenalaşınca, Hanks oyunu kesmek yerine karakterden çıkmadan sahneye fırladı. Sağlık görevlileri seyirciye müdahale ederken, Hanks yaklaşık 5 dakika boyunca Falstaff karakteriyle doğaçlama yaptı, bir seyirciyi sahneye çıkardı ve huzursuzlanmaya başlayan kalabalığı eğlendirerek dikkati dağıttı.
Belki de bir sonraki organizasyonda modern tiyatronun o "uysal ve pasif" seyirci beklentisini kırıp, Shakespeare dönemindeki gibi oyuncuyla seyircinin gerçekten "etkileşimde" olduğu o canlı ruha dönülmeli... Tabii sahneye elma atılmaması kaydıyla! 😄 🎭
Imagine receiving a normal WhatsApp message from someone… and later discovering that the message secretly contained their exact location, even though they never shared it.
That’s exactly what happened during a recent forensic extraction I performed on my iPhone 12 Pro Max.
During the analysis, I found a I decided to pick a message I received from @RedHatPentester, on 3rd September 2025 at 7:11 AM.
Nothing unusual at first glance just a regular text.
But deep inside the message metadata, the phone had silently logged:
@RedHatPentester exact location at the moment he sent that message.
He didn’t share it intentionally.
I didn’t request it.
Yet the device recorded it automatically.
This was extracted directly from my own phone, meaning:
If your location is turned ON while chatting on WhatsApp, your exact location can be extracted from someone else’s device if theirs undergoes forensic imaging.
Most people have absolutely no idea this happens.
But this was only the beginning.
Also, every single file created on the device, ie: photos, videos, screenshots, recordings had the exact location of where I was when that file was created.
The phone automatically logged precise GPS coordinates for each media file.
This means investigators can determine where you were at the exact moment you took a picture, recorded a video, captured a screenshot, or created any media on the device.
This level of metadata helps reconstruct movements, timelines, and behaviors with incredible accuracy.
The extraction revealed far more than hidden location data and remember, this phone was NOT jailbroken.
Here’s what else was recovered:
1. Full Synchronized Accounts & Passwords
The extraction pulled:
•URLs
•Usernames
•Passwords
•Stored login metadata
Basically, every synchronized password ever used on the device all recovered without jailbreak.
2. Complete Application Logs & Histories
Every installed application had:
✔ Detailed logs
✔ Usage history
✔ Internal data
✔ Metadata
Even apps considered “secure” or “encrypted” still left behind recoverable traces.
3. Full WhatsApp Data, Including Group Histories
WhatsApp revealed more than most users realize:
•Full history of every group ever joined
•Date each group was created
•Who created it
•Date I was added
•Group metadata even after you exit the group
This is critical in investigations because a suspect cannot deny belonging to a group when the device itself retains:
📌 Creation date
📌 Creator identity
📌 Join date
📌 Participation timeline
Even if they left the group years ago.
4. Message-Level Location Metadata
The iPhone logged exact sender locations at the moment messages were typed and sent just like what happened with @RedHatPentester message.
Most people never see this.
Investigators do.
Why This Matters
Every phone tells a story.
Every app keeps footprints.
Every message carries more than text.
This extraction proves that even without a jailbreak, investigators can discover:
✔ Locations
✔ Passwords
✔ Group associations
✔ Message histories
✔ Detailed app activity
✔ Metadata most users never realize exists
Digital devices rarely forget even when the user does.
Mçima mulun Batum'iz (Yağmur geliyor Batum'a)
Si heko ma hakole (Sen orada ben burada)
Var maziren si (Göremiyorum seni)
Maçven guri (Kalbim acıyor)
https://t.co/S1OCxpAMb5
Bizans-Pers Savaşları döneminde Lazlar üzerine
Lazlar ne Roma ne de Pers egemenliğini tam anlamıyla sevmiş değiller; ama ekonomik sömürü, kültürel baskı ve askeri dayatma arttığında en yakındaki başka güce yöneliyorlardı. Lazlar 4.-5. yüzyıllarda Bizansa bağlıyıd ama vergi ödenmez sadece sembolik olarak himayeyi tanırdı. Kral Roma imparatorundan onay alır ama içişlerinde bağımsız hareket ederdi. 6. yüzyıla gelindiğinde (Justinianus Dönemi) gerilimler ve isyanlar başlamıştı.
Prokopius'un Anektoda, Historia Arcana'sında geçen bölümlerde spesifik olarak belirtmesede doğu eyaletlerini altına aldığı zulüm derecesindeki vergi politikaları şu şekillerde geçiyor.
Veba geldiğinde – ki bu salgın bütün medenî dünyayı, özellikle de Roma İmparatorluğu’nu etkisi altına almıştı – ve çiftçilerin çoğunu yok ettiğinde, topraklar doğal olarak terkedilmiş hale geldi.
İmparator, buna rağmen bu toprakların sahiplerine hiç merhamet göstermedi. Yıllık vergilerin tahsilatında en küçük bir gevşeme göstermedi; yalnızca hayatta kalan bireylerden kendi paylarını istemekle kalmadı, aynı zamanda ölen komşularının payını da onlardan tahsil etti. (Chapter XXIII p277)
"Zanaatkârlar ve el işçileri, doğal olarak açlıkla mücadele etmek zorunda kaldılar; ve bu nedenle birçoğu vatandaşlığını değiştirip kaçak olarak Pers topraklarına sığındı. Ancak bu ticaretin tüm yönetimi her zaman yalnızca Hazine Nezareti’nin başındaki adamın elindeydi. Daha önce söylendiği gibi, kazancın bir kısmını imparatora vermeye razı olsa da, asıl büyük kısmını kendine alıyordu ve böylece toplumsal felaketler üzerinden kendini zenginleştiriyordu. (Chapter XXV p301)
...Bağımsız olan komşularımız Lazları köleleştirmedi mi? Ve zavallı Lazların kralının başına bir Roma yargıcı atamadı mı? — Ki bu, ne doğanın düzenine uyan bir davranıştır, ne de sözcüklerle kolayca açıklanabilir. Eğer Justinianus’un, kendisine itaat edenlere nasıl davrandığını öğrenmek istiyorsan, bunun örneğini bizden ve zavallı Lazlardan al. (Chapter XXV)
Prokopius'un De Bello Persico kitabında ise Bizans-Pers-Lazika üçgeni bu şekilde anlatılıyor.
İmparator Justinianus Lazika’ya çeşitli subaylar gönderdi; bunlar arasında, halkın Tzibus adını taktığı Yuhanna (John) da vardı. Bu adam köken olarak bilinmeyen ve soylu olmayan biriydi; fakat yalnızca dünyadaki en becerikli düzenbaz ve yasa dışı gelir kaynaklarını bulmada en başarılı kişi olduğu için general konumuna kadar yükselmişti. Bu kişi, Romalılarla Lazlar arasındaki tüm ilişkileri altüst etti ve karışıklığa sürükledi. Ayrıca İmparator Justinianus’u, Lazika’da deniz kıyısında bir şehir inşa etmeye ikna etti. Bu şehre Petra adı verildi. Ve burada, adeta bir kale gibi oturup Lazların mallarını yağmalamaya başladı. Tuz ve Lazların ihtiyaç duyduğu diğer tüm mallar artık tüccarlar tarafından Kolhis topraklarına getirilemiyor, Lazlar da başka yerlerden bu malları sipariş edip satın alamıyorlardı. Çünkü Tzibus, Petra’da sözde bir “tekel” (monopoly) kurmuş ve bu işlerin tümünün hem perakende satıcısı hem de denetleyicisi haline gelmişti. Tüm malları kendisi satın alıyor, sonra bunları Kolhis halkına eski fiyatlarla değil, mümkün olan en yüksek bedellerle satıyordu. Aynı zamanda, bu olaydan bağımsız olarak bile, Roma ordusunun Laz topraklarında sürekli olarak konuşlandırılması, yani daha önce görülmemiş bu uygulama, barbar halkı rahatsız etmişti. Sonuç olarak, artık bu duruma katlanamayacak hale geldiklerinden, Lazlar Persler’e ve Hüsrev’e (Chosroes) bağlanmaya karar verdiler. Hemen Romalıların haberi olmadan bunu ayarlayacak elçiler gönderdiler. Bu elçilere şu talimat verilmişti: Hüsrev’den, Laz halkı istemediği sürece onları Romalılara asla geri vermeyeceğine dair güvence almaları gerekiyordu. Bu koşul altında, onu Pers ordusuyla birlikte kendi topraklarına davet edeceklerdi.
Bu arada Hüsrev (Chosroes), Kolhis'e (Colchis) doğru ordusunu yönlendiriyordu; çünkü Lazlar onu şu sebeple oraya davet etmişlerdi:
Lazlar, başlangıçta Kolhis bölgesinde Roma'nın hâkimiyeti altında yaşıyorlardı, ancak bu durum, onlardan vergi alınması ya da Roma emirlerine tamamen uymaları anlamına gelmiyordu. Sadece kralları öldüğünde, yerine geçecek kişiye Roma imparatoru tarafından bazı iktidar sembolleri gönderilirdi. Bu yeni kral da, halkıyla birlikte, topraklarının sınırlarını büyük bir özenle korurdu; çünkü arazilerinin bitişiğinde yer alan Kafkas Dağları'ndan gelen düşman Hunların, Lazika üzerinden Roma topraklarına ilerlemesini engellemek gerekiyordu. Ve Lazlar bu sınır koruma görevini hiçbir zaman Romalılardan asker veya para almadan, Roma ordularına katılmadan yerine getiriyorlardı. Ama Karadeniz kıyısında yaşayan Romalılarla sürekli bir deniz ticareti içindeydiler. Zira kendilerinin tuzu da yoktu, tahılı da, başka herhangi bir iyi şeyleri de; ancak deri, post ve köle sağlayarak ihtiyaç duydukları malzemeleri temin edebiliyorlardı. Roma askerleri Lazların yaşadığı bölgelere yerleştirilmeye başlandı. Ve bu barbar halk, askerlere özellikle de komutan Petrus (Peter) nedeniyle büyük rahatsızlık duymaya başladı. Peter general ilan edildi. Ancak tarihte eşi benzeri görülmemiş bir şekilde açgözlülüğün kölesi haline geldi ve etrafındaki herkese karşı ahmakça davranan birine dönüştü.
Lazların Bizansa başkaldırma süreci bu şekilde başlıyor. Bizansın bölgeye asker yerleştirmesi ve bu askerlerin davranışları Lazları rahatsız etmiş ve Hüsrev'i yardıma çağırmalarına sebep olmuştur.
"Her şeyden önce, bizim kralımıza yalnızca krallık unvanını bırakmış bulunuyorlar; gerçek yetkiyi ise kendilerine almışlardır. Kral, görünüşte kral gibi oturuyor ama gerçekte bir hizmetkâr gibi davranmak zorunda kalıyor; çünkü emri veren generalden korkmaktadır. Üstelik topraklarımıza bir sürü asker yığdılar. Fakat bu askerler, bize zarar veren düşmanlara karşı bir koruma için değil (çünkü komşularımızdan hiçbiri, gerçekte yalnızca Romalılar dışında, bizi rahatsız etmiş değildir), bizi bir hapishaneye tıkmak ve mallarımıza el koymak için buradalar. Ve bize ait olan şeyleri daha hızlı yağmalayabilmek için bak ne plan kurmuşlar,
Ey Kral!
Kendi ellerinde fazlası bulunan malları bize zorla sattırıyorlar; öte yandan, Lazika topraklarında bulunan ve kendileri için en yararlı olan malları bizden almak istediklerini söylüyorlar. Ancak her iki durumda da fiyat, güçlü olanın iradesine göre belirleniyor. İşte bu şekilde, bize ticaret adını vererek aslında yaşamımız için gereken her şeyi ve altınımızın tamamını elimizden alıyorlar ve bizi mümkün olan en ağır biçimde sömürüyorlar. Üstelik üzerimize bir tüccar yerleştirmişler; bu adam, görev yetkisini kullanarak yoksulluğumuzu bir tür kazanç kapısı hâline getirmiştir. İsyanımızın nedeni işte budur ve bu neden adildir. Ancak sen, ey Kral, eğer Lazların bu talebini kabul edersen, bunun sana sağlayacağı faydaları da hemen sana söyleyelim: Senin imparatorluğuna çok eski bir krallığı katmış olacaksın. Bununla birlikte egemenliğin genişleyecek ve bizim topraklarımız sayesinde Roma denizine (Karadeniz’e) ulaşmış olacaksın. Bu denizde gemiler inşa ettikten sonra da, hiçbir engelle karşılaşmadan doğrudan Bizans sarayına kadar ulaşman mümkün olacak. Ve şunu da ekleyelim: Sınır boyunca her yıl Romalıların topraklarını yağmalayan barbarların hareketlerini de biz denetleyebiliriz. Çünkü sen de biliyorsun ki şimdiye kadar Lazların yaşadığı topraklar, Kafkas Dağları’na karşı bir siper görevi görmüştür. İşte bu nedenle, adalet yanımızdayken ve bu işte sana da çıkar sağlanacakken, sözlerimizi kabul etmemek akıl ve mantıkla tamamen çelişir."
***Bu metin Lazların Sasanilere gönderdiği elçilerin sözleri.
Pers Kralı Hüsrev, Romalılarla yaptığı ateşkesi bir tuzak olarak kullanarak, barış ortamından faydalanıp hem Dara’yı ani bir baskınla ele geçirmek, hem de Lazları Lazika’dan sürerek yerine Pers halklarını yerleştirmek için plan yaptı. Bu görev için entrikacı kardeşler Phabrizus ve Isdigousnas’ı seçti.
Hüsrev’in amacı, Lazika’yı kontrol ederek:
-İberya’daki isyan eğilimli halkları baskılamak,
-Kafkas Hunlarının Pers topraklarını yağmalamasını engellemek,
-Karadeniz kıyılarından Kapadokya, Galatya ve Bitinya’ya kadar Roma vilayetlerine ulaşmak, en sonunda da Bizans’a saldırmaktı.
Ancak Hüsrev, Lazlara güvenmiyordu. Çünkü Romalılar bölgeden çekildikten sonra Pers egemenliği Lazlar için ağır ve yabancı bulunmuştu. Dinî farklılıklar, gündelik yaşam tarzlarının uyuşmaması ve zorlayıcı Pers yasaları halk arasında huzursuzluk yaratmıştı. Üstelik Lazlar, Roma kıyı şehirlerinden yaptıkları ticarete bağlıydı; bu bağ kopunca ekonomik sıkıntılar baş göstermişti.
Hüsrev, tüm bu huzursuzluklar nedeniyle Lazların ileride isyan edebileceğini fark ederek, önleyici bir şekilde Kral Gubaz’ı öldürmeyi ve Laz halkını toptan sürmeyi, yerine Perslerle başka halklar yerleştirmeyi planladı.
Pers kralı Hüsrev’in Lazika’ya yönelik ilk hamlesi, görünüşte Petra kalesine savaş makineleri kurmak amacıyla büyük miktarda gemi yapımına uygun kereste göndermek oldu. Ancak bu asıl amacını gizliyordu. Hüsrev, aynı zamanda Kral Gubaz’ı gizlice ortadan kaldırmak üzere Phabrizus komutasında üç yüz seçkin Pers askerini Lazika’ya yolladı. Bu sırada Lazlar arasında Gubaz’la sorun yaşayan Pharsanses adlı nüfuzlu bir kişi vardı. Phabrizus, bu kişiyi yanına çekerek planını anlattı: Gubaz, Petra kentine çağrılacak, görünüşte halkın geleceğine dair kararlar açıklanacak, gerçekte ise tuzağa düşürülüp öldürülecekti.
Ancak Pharsanses planı gizlice Gubaz’a sızdırdı. Gubaz bu tuzağa düşmedi ve çağrıya uymayıp açıkça Perslere karşı isyan hazırlığına başladı.
Bunun üzerine Phabrizus, Petra’daki savunmayı güçlendirmeleri için askerlerine emir verdi ve görevi başaramadan üç yüz adamıyla birlikte geri döndü.
Olayın ardından Kral Gubaz, İmparator Justinianus’a mektup göndererek Lazların daha önceki davranışları için af diledi, Pers yönetiminden kurtulmak istediklerini bildirdi ve Bizans’tan askeri yardım talep etti. Lazların tek başına Pers ordusuna direnemeyeceğini de özellikle vurguladı.
İmparator Justinianus bu haberleri duyunca büyük sevinç duydu ve Lazlara yardım etmek üzere, Dagisthaeus’un komutası altında yedi bin asker ile birlikte bin kişilik Tzan birliklerini gönderdi.
Gubaz Alanlar ve Sabeiriler ile ittifak kurmaları için görüşmeler yapmıştı. Bu kavimler, üç yüz solidus (centenaria = 100’er altınlık üç ödeme) karşılığında Lazika topraklarını yağmadan korumayı taahhüt etmişlerdi. Gubaz, bu ödeme için imparatorun garantör olacağını taahhüt etmişti. Bu nedenle, anlaşmayı İmparator Justinianus’a rapor etti ve Lazların büyük sıkıntı içindeki durumuna bir teselli olarak bu paranın gönderilmesini rica etti. Ayrıca hazineye, on yıllık maaşının ödenmediğini bildirdi. Çünkü saraydaki danışmanlık görevine atanmış olmasına rağmen, Hüsrev’in Kolhis’e gelişinden bu yana herhangi bir maaş almamıştı. İmparator Justinianus aslında bu talebi yerine getirmeye niyetliydi.
Prokopius, Lazların ikili baskı altında kalışını ve yerli direnişin ve kimlik arayışını çok güzel anlatmıştır. Petrada uygulanan ekonomik tekel, ağır vergilendirmeler, askeri baskı ve yönetime yapılan dış müdahaleler Lazları bizansa karşı isyana itmiş ancak Sasanilerin de çok farklı olmadığını görünce tekrardan Bizansa yönelmesini sağlamıştır.
Lazlar sadece itaat eden "uydu halk" değil kendi çıkarlarını gözeten ve diplomasi yönetebilen bölgesel olarak önemli bir role sahip olduğunu göstermiştir.
Lazların siyasi tercihleri dini durumları ve ekonomik zorlukları her zaman taraf değiştirmeye itmiş ama her seferinde kimliklerini ve yaşam alanlarını korumak için mücadele ettiklerini göstermiştir.
Procopius I History Of The Wars 1 & 2 (De Bello Persico)
Procopius: The Secret History (Anectoda, Historia Arcana)
Dilbilimci, Kompozitör, Origami Uzmanı, Lazca-Türkçe Sözlük Yazarı Gôichi Kojima, Musa Karaalioğlu moderatörlüğünde, Korhan Özyıldız dinletisiyle, Uğur Çavuşoğlu şiirleriyle bizlerle olacak.
🗓️3 Temmuz Perşembe
⏰19.00
📍Kadirhan Kadıoğlu Sosyal Yaşam Merkezi
Tüm halkımız davetlidir.
710 YIL ÖNCE TRABZON’DA
MİTRA DAĞI ETEKLERİNDE
BUGÜNKÜ BOZTEPE’DE
ASTRONOMİ AKADEMİSİ
KURULUYOR…
Viyana şehri daha yeni kurulmaya başlarken Trabzon’da uzay ve astronomi üzerine çalışmalar yapılıyordu.
Trabzon, tarihinin en zengin dönemlerinden birini yaşıyordu.
O yıllar mezhep çatışmaları yıllarıydı. Tarihte, “tapınak tarikatları” olarak bilinen şövalyeler arasında, tapınaklarda çatışmalar yaşanıyordu. Trabzon’da bu olaylardan nasibini almıştı.
30 Kasım 1310 yılında “Büyük Trabzon Yangını” büyük bir felaketle sonuçlanmıştı. Trabzon şehrinin büyük bir kısmı yandı ve hemen ardından yeniden inşa edilmeye başlanmıştı.
Dünya bir yandan “Veba” salgınıyla uğraşıyordu.
O yıllar İran’da Farsça Matematik ve Astronomik bilimi eğitimi alan Gregory Chioniades
Trabzon’da bir Astronomi akademisi kurar. İran’da yazdığı astronomik yazılarını Trabzon’a getirir.
Gözlem evini kurmak için çalışmalara başlar. Dönemin Trabzon halkı tarafından kurulan “antik güneş mabedleri” mitra dağının eteklerinde bir yerlerde kurulur.
Astronomik çalışmaları finanse eden bir gelir ve sponsorluk bile sağlanmıştı. İran’dan, Hindistan’dan gökbilimciler Trabzon’a geliyor ve Mitra Dağı’ndan (Boztepe’den) yıldızların hareketlerini inceliyorlardı.
O dönemler Mitra dağı (Boztepe) Astronomi açısından coğrafyanın bilimsel olarak en gözde yerlerden biriydi.
1336 yılında bir doğum haritası yani yıldız haritasını bile yayınlamışlardı.
O yıllarda astronomi siyasi ve sosyal manipülasyon olarak kullanılıyordu.
Aylar öncesinden tahmin ettikleri güneş tutulması için harekete geçmişlerdi.
5 mayıs 1361’de Güneş tutulması gerçekleşmişti. Yaptıkları hesaplara göre iki yer tespit edilmişti. En ideal, en güvenli ve en uygun bölge olarak odak merkezi Sumela Manastırı’nın güney yamacı, ikinci gözlemlenecek yer ise Mitra (Boztepe) dağı. Güneş tutulmasının en uzun görüldüğü yıl olarak da tarihe geçmiştir.
Sonra akıbeti bilinmemektedir. Gözlemevi ve Astronomi Akademisi ortadan kaybolmuştur.
Kaynak: Şehrimiz Trabzon
Zehiroğlu, Ahmet M. (2016). "Astronomy in the Trebizon"
N. Marr 1910'da #Lazistan'a gitmiş. Kapsamlı bir araştırma yapmış. #Laz dilinin gramerini hazırlayıp yayımlamış. Kitap Rusça, ama #Lazca'nın yazılışında #Gürcü_alfabesi'ni kullanmış. Lazcanın en kapsamlı ilk yazıya geçirme çabası galiba. Kitabın sonunda derleme ve sözlük var...
168 yıl önce Ayasofya'nın karşısına tuvalini yerleştiren Britanyalı savaş muhabiri ve ressamı William Simpson 34 yaşındayken bu tabloyu çizdi.
Trabzon / Ayasofya. 1857, Müthiş
@CanfeyisiT@tkvandennavaren@Laziblo @SolcuAtinali Lazlar olarak biz bir kimlik mücadelesi veriyoruz. Önceliğimiz bu. Birbirimize sıkı sıkıya tutunalım, destekleyelim. Kullandığımız tabirlere özellikle dikkat edelim. @CanfeyisiT bu arada müsaitsen yarın gelicem yanına.
Laz Güneşi, Laz halkının kültürel kimliğini temsil eden sembolik bir figürdür. Genellikle yedi kollu bir güneş motifi olarak tasvir edilir ve geleneksel Laz sanatında, özellikle de taş işlemeciliği, kumaş desenleri ve takılarda karşımıza çıkar.