📌 Tanıştırayım...
*
📍Resimdeki kişi Bitlis'in kadim ilçesi Ahlat'ın AK Partili Belediye Başkanı
Yavuz Gülmez...
*
📍 Yavuz Bey rüyasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı görmüş ve belediye başkanı olmaya karar vermiş.
*
📍Başkan seçilir seçilemez de giriş kapısına "Rüşvet alan da veren de mel'undur" yazdırmış.
*
O yazı sayesinde hiçbir ahlaksız teklif almadığını söyledi Yavuz Bey..
*
İki yılda 300 milyon borç ödeyen ve konserlerle, festivallerle ilçenin parasını çarçur etmeyen Yavuz Gülmez'in...
*
Ahlat'ın su ve alt yapı sorununu nasıl çözdüğüne dair bir hikayesi var ki o başlı başına bir sohbet konusu..
*
Ne diyelim..
*
Özellikle CHP'li belediyelerin yolsuzluklarla anıldığı şu günlerde...
*
Rabbim Yavuz Gülmez gibi güzel başkanların sayısını artırsın🤲
Ya Jandarmaya yetki verip 7,62 tüfekle domuz avı vazifesine yollanacaklar Yada Avcılar görevlendirilecek. Böyle olmaz bu ne kepazelik? Afrikadaki kabile devletleri gibi olduk.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan,
Gazze’ye 30 km yakın mesafe de olan Mısır’ın refah kapısından dünyaya önemli çağrıda bulunuyor. İzleyin, izlettirin, paylaşın.
Filistin bayrağı açan Lamine Yamal tüm İsrail’de protesto ediliyor, formaları yırtılıyor.
O halde biz de Yamal’a çok büyük destek verelim!
Yamal’ı sevenler bu tweeti beğensin ve paylaşsın 🇵🇸
İngiliz k*peği Mithat ve mason jöntürklerin canice katlettikleri Sultan Abdülaziz'in 15 yıllık saltanatı döneminde devlete yaptığı hizmetleri okuyun.
Durmamış çalışmış, sabaha kadar içip akşama kadar uyumamış
Bu jöntürkler bugün ittihatçı - kemalist maskeleriyle hala ülkede yapılan her hizmeti sabote etmekle vazifeliler.
Ey hadsiz ve küstah!
Kudüs üzerinden Türkiye’ye parmak sallamaya kalkışmadan önce, tarihin senin adına yazdığı karanlık sayfalarla yüzleş!
Senin temsil ettiğin zihniyet; yıllardır masumların gözyaşı, çocukların çığlığı ve mazlumların feryadı arasında ayakta kalmaya çalışırken, bu aziz millet tarih boyunca zalimin karşısında, mazlumun yanında dimdik durmuştur.
Kudüs bizim için sıradan bir şehir değildir. Kudüs; ilk kıblemizdir, ümmetin vicdanıdır, milyonlarca yüreğin ortak emanetidir. Kudüs’e sahip çıkmayı tehdit olarak görenler, adaletin sesinden rahatsız olanlardır.
Sayın Bakanımıza yönelttiğin hadsiz sözler, aslında Türkiye’ye ve milletimizin iradesine duyduğun tahammülsüzlüğün dışavurumudur. Bil ki; ne tehditleriniz ne de arkanızdakiler bu millete bir adım geri attırabilir.
Osmanlı’ya dil uzatanlar da şunu iyi bilsin: Osmanlı, mazlumun sığındığı kapı, zalimin korkulu rüyası olmuş büyük bir medeniyetin adıdır. Tarih; kimlerin adaletle, kimlerin zulümle anıldığını kaydetmeye devam ediyor.
Kudüs sahipsiz değildir!
Bu millet dün olduğu gibi bugün de mukaddesatına, devletine ve davasına sahip çıkacak kudrete ve iradeye sahiptir.
Sokakta arkadaşları ile elim sende oynayan patili canlar. Kurttan bozma yırtıcı etçil bir hayvan türü, tasmada iken bile tehlike saçabiliyorken sokaklarda başıboş gezebilir mi?
#başıboşbiyoterörü
🔴ÖNEMLİ DUYURU!
Siyonist TC vatandaşı Armağan Bayraktaroğlu İsrail Ordusuna bağlı Polis Teşkilatında aktif görev almaktadır. Bu akşam kendisi gibi Siyonist terörist olan Merkava Tankçısı kuzenini de ifşa edeceğiz.
Emniyet güçlerine ve şerefli avukatlara çağrımızdır:
1. Sumud Aktivistlerine yönelik şiddet, taciz, tecavüz vakalarının yaşandığı teşkilatta görev alması
2. Vatadanşlık kanununa açıkça muhalefet etmesi
3. Soykırımcı olduğu Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tespit edilen kurumlarda görev alması yönünden
Hakkında acilen suç duyurusunda bulunulması, suça yönelik yüksek şüphe barındırmasından dolayı soruşturulması, yargılanması, vatandaşlık kanununa muhalefetten dava açılması ve yargı önüne çıkarılması gerekmektedir.
Israrla hukuki ve meşru sınırları zorlamaya devam edeceğimizi, soruşturma, yargılama yollarının işlememesi ya da tıkanmasının hiçbir taraf açısından faydalı olmayacağını kamuoyuna bildirir başıboş Siyonist köpeklerin sokaklarımızda gezmesine müsade etmeyeceğimizi hatırlatırız.
Yaşasın Özgür Filistin Kahrolsun Siyonizm ✊🏻🇵🇸🇹🇷
İsrail'e ait askeri helikopter, Gazze'de savunmasız sivillere yönelik rastgele füze fırlatıyor.
Dünya bu zulme sağır.
Dünya bu zulme sessiz.
Bir zulme engel olamıyorsanız onu duyurun.
"Bir erkek çocuk öldürdüm... O zamanlar bunu çok düşünürdüm. Şimdi ise sadece gülüyoruz."
Yüzündeki o pişkin sırıtışla bu sözleri sarf eden bir İsrail ordusu askeri. Siyo-Nazilerden ne kadar nefret ederseniz edin, yine de az kalır!
Almanya, Kraldan Çok Kralcı
İtr@il’in kölesi zavallı bir ülke!
Almanya'da bir kadın “Özgür Filistin” diye slogan atıyor. Polisler üzerine akın ediyor, ağzını kapatıyor, onu bir canavar gibi yere seriyor.
O slogan artık Almanya'da yasak, çünkü antisemitik olarak kabul ediliyor.
Eğer söylersen, devlet seni zorla susturuyor.
Almanya, bunların hesabı da sorulacak yarın!
Adam olun; insana, sizden farklı düşünen insanlara saygı duymasını öğrenin!
Ne kadar barbarsınız öyle!
Yazıklar olsun!
Sultan Abdülhamid’in emaneti İstanbul Erkek Lisesi’nde dua ediliyor ve dua yuhalanıyor!
Evet, yanlış okumadınız!
Bunu emperyalistler yapmaya kalkışsaydı boğazlarına çöker, denize dökerdik!
Siz kimin çocuklarısınız?
Kimsiniz siz?
Eğitim sisteminin iflasıdır bu!
Fiilen işgal edil-e-meyen bu ülkenin zihnen işgal edilmesi, çocuklarının epistemik kölelere dönüştürülmesidir!
Ülkeyi savaşmadan kaybetmek bu işte!
Celladına âşık tasmalı çekirgelerin yapacağı bir köle ruhluluk bu!
Yazıklar olsun!
#İstanbulErkekLisesi
İlk bakışta yapay zeka sandık,
Bizzat gittik marketten inceledik.
Salatalık aroması koymuşlar. Bunlar gerçekten milletle göz göre göre dalga geçiyorlar🤣
@AlgidaTurkiye
OKUL MU DEVŞİRME MERKEZİ Mİ?
İstanbul Erkek Lisesi mezuniyet töreninde öğrencilerin okul müdürünü sırtına dönerek konuşturmaması ve velilerin küfürlü protestoları sonrasında törenin iptal edilmesi çok konuşuldu.
Alman vakıflarından fonlu medyaya göre “Atatürkçü gençler gerici müdürü” protesto etmişti. Yaşananlar ülkenin en parlak öğrencileriyle, onlara gerici bir anlayışı dayatan müdürün şahsında Millî Eğitim Bakanlığı arasındaydı.
Öyle ya, ülkede ne kadar güzel şey varsa “dinci-gerici Atatürk düşmanı iktidar” ona düşmandı.
Oysa gerçek, otel odalarında basılan hırsızların peştamallarıyla örtemediği suçlar kadar ortada. Hakikat, maskelerle perdelenemeyecek kadar başka.
Bu okul İttihatçı Mehmet Nadir tarafından Numune-i Terakki adıyla 1884’te kurulmuştu. II. Abdülhamid’e darbe teşebbüsünde okulun merkezi bir rol üstlendiği ortaya çıktığında ise kapatılıp devletleştirilmişti.
Yani Türk Devleti’yle kan uyuşmazlığının tarihi kuruluşuna kadar gidiyor. Geçtiğimiz yıl okulun yatakhanesinin camından “İttihatçılar ölür İttihatçılık ölmez” yazılı pankartın sallandırılması aslında okulda fiilen hâkimiyet kuran “çetenin” neler yapabileceğini gösteriyordu.
Okulda Almanların etkisi 1950’lerde başladı. Fakat ülkenin en başarılı öğrencilerinin girebildiği liseye Alman Devleti’nin adeta çöreklenmesi 1997’de başladı. Ne tesadüf ki, bu sırada ülkede 28 Şubat darbesi yaşanıyordu.
Almanya ile yapılan anlaşma sonucu öğrenciler mezun olduklarında aldıkları “Abitur diploması” sayesinde Almanya’da istedikleri üniversiteye sınavsız girebileceklerdi. Böylece gençler sadece Alman kültürüyle hemhal olmakla kalmayacak, aynı zamanda devletin imkânlarıyla yetişip tüm birikimlerini Alman Devleti’nin hizmetine sunabileceklerdi.
Liseye giriş sınavlarında her yıl tam puan yapacak kadar zeki ve başarılı 150 Türk genci bu okuldan mezun olduktan sonra soluğu Almanya’da alıyor. Zaten Türkçe ve Tarih gibi birkaç istisna dışında tüm dersler Almanca olduğu için Türkiye’deki üniversite sınavlarında başarılı olma şansları oldukça düşük. Bunun için Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji ve Sosyoloji gibi derslere Türkçe olarak ayrı bir mesai harcamak zorundalar.
Kavga da tam bu noktada patlak veriyor. Bakan Yusuf Tekin Abitur uygulamasının öğrencilerin yarısını kapsamasına dair bir çalışma başlatınca Alman Büyükelçiliği telaşa kapılıyor. Dışişleri Bakanlığı’nı atlayarak doğrudan okul idaresiyle görüşüyor ve uygulamanın aynen devam etmesini istiyorlar.
Yani törendeki protestonun arkasındaki asıl mesele bu.
Yusuf Tekin devletimizin yetiştirdiği çocukları kaptırmak istemiyor; Almanlar ise adeta bedavaya elde ettikleri bu insan gücünden vazgeçmek istemiyor.
Fonladıkları medya ve yetiştirdikleri monşerler aracılığıyla okulda adeta çete gibi hareket eden yapıyı öne sürmeleri bu yüzden.
İşte İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür ve Okul Müdürü Hikmet Konar, bu çeteye boyun eğmeyip dik durarak devletimizin itibarını korudular.
Almanya’nın ülke dışında benzer statüye sahip yaklaşık 140 okulu var. Fakat sadece Türkiye’deki İEL “devlet lisesi”. Diğerleri oldukça pahalı özel liseler.
Yani bu ülkelerde parası olana Almanya’da üniversite kapısı açık. Oysa biz devletin tüm imkanlarını seferber edip yüksek burslar verdiğimiz çocuklarımızı kendi ellerimizle bir başka devletin hizmetine gönderiyoruz.
Atatürk maskesi ise her yerde olduğu gibi burada da toplumu manipüle etmenin bir aracı. Oysa Atatürk bunun gibi tüm yabancı okulları çıkardığı Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla devletimizin uhdesine almıştı.
O gün de başta Fransa olmak üzere, İngiltere, İtalya ve ABD Türkiye’ye ültimatom gönderip “müfredata karışma” diyordu. Atatürk hiçbirisini dinlemedi. Bir gecede kapattığı sadece Fransız okullarının sayısı 38'di. Okullar ancak yabancı bayraklar ve haç gibi dini semboller binalardan kaldırılıp MEB’e “tamamen” bağlandıktan sonra yeniden açılabildi.
MAMA SEKTÖRÜNDEKİ BÜYÜK PARA: ÇAĞATAY PET FOOD, IFC ORTAKLIĞI VE CEVAP VERİLMESİ GEREKEN SORULAR.
Türkiye son yıllarda sokak köpekleri tartışmalarını konuşuyor. Televizyon ekranlarında saldırı haberleri, sosyal medyada paylaşılan görüntüler, belediyelerin bütçeleri, yeni yasal düzenlemeler ve bir türlü çözülemeyen bir sorun...
Ancak bu tartışmaların gölgesinde büyüyen başka bir gerçek daha var.
Sokak köpekleri meselesi büyürken, evcil hayvan maması sektörü de olağanüstü bir hızla büyüyor. Bu büyümenin en dikkat çekici örneklerinden biri ise İzmir merkezli Çağatay Evcil Hayvan Mamaları ve Yem Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Şirketin kamuya açık verileri incelendiğinde ortaya dikkat çekici bir tablo çıkıyor. 2023 yılında yaklaşık 244 MİLYON TL matrah beyan eden şirketin tahakkuk eden vergisi yaklaşık 59.1 MİLYON TL olarak görülüyor. Bir yıl sonra, 2024 yılında matrah 248.6 MİLYON TL seviyesine yükselirken tahakkuk eden vergi yaklaşık 60 MİLYON TL'yi aşıyor. Asıl dikkat çekici sıçrama ise 2025 yılında yaşanıyor. Şirketin beyan ettiği matrah 507.6 MİLYON TL'ye yükselirken tahakkuk eden vergi 120 MİLYON TL seviyesine ulaşıyor.
Rakamların söylediği şey açık. Şirket yalnızca büyümüyor. Adeta ölçek değiştiriyor. 2023 yılında yaklaşık 244 MİLYON TL olan matrahın iki yıl içerisinde 507 MİLYON TL seviyesine ulaşması, şirketin faaliyet hacminde çok ciddi bir genişleme yaşandığını gösteriyor.
Bu büyüme tesadüf mü?
Tam da bu noktada 2025 yılında gerçekleşen çok önemli bir gelişme karşımıza çıkıyor.
22 Eylül 2025 tarihinde Dünya Bankası Grubu'nun yatırım kuruluşu olan IFC (International Finance Corporation), Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Türkiye'nin en büyük özel sermaye fonlarından biri olan Turkven'in Çağatay Pet Food'a ortak olduğu açıklandı.
Bu sıradan bir kredi anlaşması değildi. Bu kurumlar şirkete borç vermedi. Şirkete ortak oldu. Yani Çağatay Pet Food'un gelecekteki büyümesine doğrudan yatırım yaptılar.
Peki neden?
Resmİ açıklamalara bakıldığında cevap net. Şirket bugün Türkiye'nin en büyük kuru mama üreticilerinden biri olarak tanımlanıyor. 55'ten fazla ülkeye ihracat yapıyor. Türkiye'nin en büyük pet ürünleri e-ticaret platformlarından birini işletiyor. Yeni yatırımlarla üretim kapasitesini yaklaşık üç kat artırmayı hedefliyor.
Uluslararası yatırımcıların gördüğü tablo bu.
Fakat burada başka bir soru ortaya çıkıyor.
Dünya Bankası Grubu'nun yatırım kolu neden Türkiye'deki bir mama şirketine ortak olur?
Bu sorunun cevabı aslında sektörün büyüklüğünde saklı.
Bir zamanlar yalnızca birka�� ithal markanın hakim olduğu pet food pazarı bugün MİLYARLARCA DOLARLIK küresel bir endüstri haline gelmiş durumda. Türkiye de artık bu zincirin yalnızca tüketici tarafında değil, üretici tarafında da yer alıyor. Yerli üreticiler Avrupa'ya, Körfez ülkelerine, Asya'ya ve Amerika'ya ihracat yapıyor.
Çağatay Pet Food da bu dönüşümün en önemli oyuncularından biri olarak öne çıkıyor.
IFC'nin geçmişine bakıldığında da ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. IFC bugün dünyanın dört bir yanında enerji, bankacılık, tarım, altyapı, teknoloji ve sanayi yatırımları yapan dev bir kurum. Yüzlerce şirkete ortak oluyor. Milyarlarca dolarlık finansman sağlıyor. Türkiye'de de yıllardır bankalardan enerji şirketlerine, üretim tesislerinden sanayi kuruluşlarına kadar çok sayıda yatırımın içerisinde yer alıyor. Dolayısıyla IFC'nin bir şirkete ortak olması yalnızca finansman anlamına gelmiyor. Aynı zamanda o şirketin uluslararası yatırımcıların radarına girdiğini de gösteriyor.
İşte bu nedenle Çağatay Pet Food'un hikayesi yalnızca bir mama şirketinin hikayesi değil. Aynı zamanda Türkiye'de büyüyen bir sektörün hikayesi.
Fakat hikayenin başka bir tarafı daha var.
Son yıllarda belediyelerin sokak hayvanları için açtığı mama ihaleleri dikkat çekici boyutlara ulaştı. Türkiye'nin farklı şehirlerinde milyonlarca kilogramlık mama alımları yapıldı. YÜZ MİLYONLARCA LİRALIK bütçeler ayrıldı.
Bir tarafta sokak hayvanı sayısındaki artış.
Bir tarafta belediyelerin büyüyen mama bütçeleri.
Bir tarafta her yıl büyüyen pet food sektörü.
Diğer tarafta ise çözülemeyen bir sokak hayvanı sorunu.
Elbette buradan hareketle herhangi bir şirketin veya yatırımcının sokak hayvanı sorununun devam etmesini istediği sonucuna ulaşılamaz.
Ancak kamuoyunun şu soruyu sorması da son derece doğaldır.
Türkiye'de sokak hayvanları etrafında oluşan ekonomik ekosistemin büyüklüğü tam olarak nedir?
Belediyelerin son beş yılda yaptığı toplam mama harcaması ne kadardır?
Bu harcamaların ne kadarı hangi üreticilere gitmektedir?
Sektördeki büyüme ile sokak hayvanları politikaları arasında ölçülebilir bir ilişki var mıdır?
Bugün elimizde kesin cevaplardan çok sorular var. Fakat rakamlar bize bir şeyi net biçimde gösteriyor.
Çağatay Pet Food'un 2023 yılında yaklaşık 244 MİLYON TL olan matrahı iki yıl içinde 507 MİLYON TL seviyesine çıkıyorsa, IFC, EBRD ve Turkven gibi küresel ve bölgesel yatırım devleri bu şirkete ortak oluyorsa, Türkiye artık yalnızca sokak köpeklerini tartışan bir ülke değildir.
Aynı zamanda sokak hayvanları, evcil hayvan ekonomisi, uluslararası yatırım fonları, belediye harcamaları ve büyüyen mama endüstrisinin kesiştiği çok daha büyük bir ekonomik alanın da merkezinde bulunmaktadır.
Belki de bugün sorulması gereken, "Türkiye'de insanlar sokak köpeklerini tartışırken, perde arkasında büyüyen pet food ekonomisinin gerçek büyüklüğünü kaç kişi görüyor?" sorusudur.