“Aimer, c’est la moitié de croire” yani diyor ki sevmek, inanmanın yarısıdır. Diğer yarısı da bilmek falan da dersiniz siz şimdi. Bu işleri çok abartmışsınız. Bakın biz inanmadan da seviyoruz avel avel. Kafa rahat……..
Ve insan. Uğraşan, çaba gösteren, katılan, çoğalan, yalnız olan, “yaşamak hakkını mütemadi bir didişmenin sonunda bulan”, pratiğini bilmeden teorikleştiren, yaşamayı yaşamın kendisi yapan. Öyle bir zayıflık bu. Ötekiler bilmez. Ne bilsinler. Hepsinin randevuları var.
Siyasi ve sosyolojik meseleler bir kenara, annemin çiçekli fotoğrafları, bir çiçeği büyütme arzusu geliyor aklıma bu cümlede artık. Anneannemin bahçeleri sonra:
“Ve çiçekler ‘zayıfların silahları’nın en önemlilerinden biri hâline gelmişti.”
Çiçeklerin Kültürü, Jack Goody.
Sanırım ben biraz da sonradan gelen altyazıyım. Belki geç ve eksik yatan maaş, saatinde varılamayan bir terminal ya da dünyanın hızı hayatının zamanını aştığından hiçbir yere yetişemeyen akrepyelkovanalarmsaat bir şey!
Bin yıl sonra yine “Manşet”.Kimse çıkıp demedi ki gizemece yapma,aman siz düşmeyin.
“yarım bırakılmış bir fragman gibi,
parçalanmışlığın sunduğu acemilikler gibi
mükemmel olmaktan özellikle kaçınmış şiirler gibi
söylenebilecek binlerce sözden yalnızca birkaçı gibi”
M.Mungan
Eve girer girmez kapıyı kilitliyorum. Sonra ben de çıkamıyorum. Evet bu da c’est la vie. Metaforsuz duracak değilim. Hele ki yaz ve geceyse, hiç değilse aynı göğün altındaysak ve kuş uçuşu bütün sınırlar siliniyorsa ve sen esen dallar arasındahaha şaka şaka. Kapıları severiz.
Minibüsler kent hafızasının yaşadığı garip yerlerden biri. Belediyede ineceğim diyorsun ama belediye falan yok ortada. SSK diyorsun ama en yakın hastane 50 kilometre ötede. Bir şeyler yaşanmış ve bitmiş sen gelene kadar, sadece yankısı kalmış minibüslerde.
68. sayı eser alımları başladı!
her kaybın bir tutanağı tutulmaz.
bazı insanlar kaybolur. bazı evler. bazı çocukluklar. bazı cümleler yarım kalır, bazı sesler yıllarca bir odada yankılanır. kimi anahtarını arar, kimi cesaretini. kimi bir mektubu, kimi kendini.
hasat fanzin, bulunamayanların değil; hâlâ arananların yeridir.
hasat fanzin olarak 68. sayısımız için şiir, öykü, deneme, mektup, günlük, çizim, fotoğraf, ses gibi her türlü edebî üretiminizi bekliyoruz.
bize;
kaybolmuş insanlarınızı,
unutamadığınız eşyaları,
geri dönmeyen yazları,
silinen adresleri,
bulunamayan sesleri,
eksik kalan hayatları gönderin.
belki hiçbirini bulamayacağız.
ama birlikte kayıt altına alacağız.
bu sayı, kayıplarını aramaktan vazgeçmeyenlere ithaf edilmiştir.
Sanmakla olmak arasındaki farktan daha kaç kez yılacağım. Olmaklıklarım. Onun ise gelebilmesi için gitmesi gerekiyor ama hiçbir yere bir an bile olsa gitmeden geliyor. Aldandık. Aldatılmasaydık aldanmazdık. Aldanmasaydık da aldatılırdık ama. O da onun olmaklığı.
Kırmızı ışıkta yaya ya da sürücü olarak beklerken geliyor aklıma. Kalabalık köprülerden geçerken geliyor. Gece 3’te uykusuzluğumda geliyor, sabah 6’da uykudan uyandırıp geliyor. En keyifli vakitte geliyor, cümlelerimi bölüp geliyor. Geleceğe set vurup geliyor, geçmişe ket vurup.