koç'un serveti cengiz holding'in servetinden daha az kirli değil. cengiz'in talihsizliği, ilk sermaye birikim ve servet transferi aşamasına tanık olmamız.... yüz yıl beklersek cengiz'in de ömer koç gibi sanatperver aristokrat veliahtları olacak...
Biz size ne yaptık ya?
"14 senelik maden işçisiyim 5 aydır maaş alamıyorum. Sesimi duyurmak için 9 günde 190 km yolu adım adım yürüdüm geldim. Gözaltına alındım."
#MadencininEliniTut
"Açıkçası ben göç hakkında konuşmaktan bıktım."
@ecebalekoglu, ilk kitabı SEN HİÇ MERAK ETME ile 2025 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne değer görülen Levni Hakan Şahin ile sohbet etti.
https://t.co/UJBnfbTFpb
Levni Hakan Şahin’in 𝘚𝘦𝘯 𝘏𝘪𝘤̧ 𝘔𝘦𝘳𝘢𝘬 𝘌𝘵𝘮𝘦 kitabında “Dikkat!” adlı bir öykü var. Sırf bu öykü için bile yazara dikkat kesilmeli. Oğuz’un bir aile pikniğinden miting kalabalığına, eski bir dostla karşılaşmaktan kişisel hesaplaşmaya uzanan macerasında hayalle gerçe��in, düşle bilincin iç içe geçen estetiğine şahit oluyoruz. Gündelik dil, şiirsellik ve enstantanelerle yükselişe geçiyor öykü. Bir diğer öykünün hem adına hem buruk mizah barındıran muhtevasına bayıldım: “İkindinin Sünneti”. 2025 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne layık görülmüş kitap, kesinlikle hak ederek.
2025 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne değer görülen Levni Hakan Şahin, küçük, önemsiz görünen şeyleri “abartmayı”, trajedileri, mitleri, canavarları ve kahramanları küçümsemeyi seven bir yazar. Varoluşa dair çetin meseleleri günlük konuşma üslubuyla, olayörgüsünü terk etmeden ele alıyor, gerektiği yerde ironi ve mizah aracılığıyla olaylarla arasına mesafe koyuyor.
Sen Hiç Merak Etme’de anlatıcı sesler, olaylar, mekânlar değişse de öyküler ortak bir estetik ve felsefi duyarlıkla birbirine ekleniyor; yabancılaşmanın kanıksandığı bir çağda ötekine varma çabasından vazgeçmeyen ama hep yenilen, bulunduğu yerde huzursuzlanan, göçen, nereye gitse başka bir yeri özleyen insanın serüvenini okuyoruz.
‘‘Müdafaa, müdafaa, müdafaa. Hem hattı hem sathı müdafaa. O satıh benliğimdir. Benliğim... Güneşli bir günde ne yaparım? Elim bizatihi neye gider? Bu soğuk şehirde kışları iyi aydınlatılan odalarına kapanıp mühim işlerini halleden ve yaz gelince birden kendinden emin şekilde çiçek açan milyonların bildiği, benim bilmediğim şey ne?”
From Rome to Milan, Bologna to Genoa, Livorno to Naples, Turin to Florence, Bari to Palermo, and over 60 more cities across Italy — workers are massively rising in solidarity with Palestine, demanding an immediate end to Israel’s genocide in Gaza.
This is historic 🇮🇹🇵🇸
Bahçelievler’den Esenyurt’a, Gazi’den Okmeydanı’na… İstanbul’un yoksulluğa mahkum edilmiş semtlerinde geleceği çalınmış çocuklar yaşıyor. Ne sinema ne tatil görmüş, doğduğu sokaklardan çıkamayan, okula gidemeyen bu kuşağı kimse sormuyor: “Bu çocuklar nerede?”
O boşluğu işte çeteler dolduruyor. Pahalı arabalar, şatafatlı evler vaat ediyorlar. Dün oto tamircisinde üç kuruşa çalışan, hor görülen genç; bugün tetikçi olarak “saygınlık” arıyor. “Hiç okula gitmedim.” diye başlıyor sözlerine. 3 kardeşler, ülkede zorunlu eğitim var ancak biri dahi okula gitmemiş.
18 yaşındaki genç anlatıyor: “Babam çalışmaz, eve para getirmez, alkol alır, kötü davranır. İyi bir hayatım olsaydı buna karışmazdım. İyi bir babam olmasını isterdim. Aileme ben bakıyorum. Oto tamircisinde çalışıyordum, yaşım küçük olduğu için düzgün para bile vermezlerdi. Dışarıda insanlar bana kötü davranıyordu; bu işlere girmeden önce de hep hor görüldüm. Çevremdeki arkadaşlarımın çoğu çetede. Kendimi güçlü hissediyorum, artık hor görülmüyorum.”
Oysa gerçek bambaşka: Gençlerin çoğu daha 20’sine varmadan karşıt çeteler tarafından ya infaz ediliyor ya da cezaevine düşüyor. Cezaevinden çıkabilenler ise ‘ıslah’ olmak yerine daha örgütlü ve daha tehlikeli bir şekilde hayata karışıyor.
Bugün saç kesimleriyle küçümsenen, sosyal medyada alay edilen bu kuşak, göz göre göre suç örgütlerine itiliyor.
Rakel Dink’in yıllar önce söylediği sözler yeniden akla geliyor: “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz.”
Just a reminder that the West destroyed Iran’s progressive democracy in 1953, deposing a leader beloved of the people, and installed a dictatorship in his place. The US and UK have been terrorising that country for as long as any of us have been alive. It’s sick.
Yabancı ülke vatandaşlarını ortada suç olmamasına rağmen tüm dünyanın önünde esir almayı kendilerinde hak görüyorlar. Uluslararası arenada başlarına bir şey gelmeyeceğine o kadar eminler ki bu cüreti gösteriyorlar. İsrail tüm halklar için ortak tehdit olan bir terör devletidir.
Hayat her şeye rağmen yaşamaya değer. Ama onurlu, haysiyetli bir hayat. Sırrı Süreyya Önder'in hayatı gibi. Şahidiyiz. Mücadelesinden, kavgasından razıyız.
Silivri Cezaevi’nden tahliye olan ÇHD Onursal Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı:
Hapishane insanların korkması gereken bir şey değil. Girilir, çıkılır. Bu şekilde hayatlarımızın elimizden alınmasına, bu kadar kötü yönetilen bir ülkeye izin veremeyiz. O yüzden mücadele edelim!
"Polis yürümemize izin vermedi, bir avuç liseliden dahi korkuyorlar çünkü korkmaları gerektiğini biliyorlar"
"Bizi susturmaya çalışıyorlar ama susmayacağız. Hocalarımız yalnız değiller"
@MuratTursan & @alidenizcakir
istanbul’da yürüdükçe mahir polat’ın kent deneyimi üzerine söyledikleri kıymetleniyor. biz bu şehrin çeperinde yaşayıp, arada bir de beyoğlu’nda “romantize edilmiş, estetik bir deneyim” istemiyoruz; bu kente iştirak etmek istiyoruz. galataport’un ardında deniz var. onu istiyoruz.
ilaydanın bize silivriden ilettiği bazı notlar:
1- silivri soğuk değil hatta bazen kaloriferi o kadar açıyolar ki bunalıyorum
2- özel istek olarak KİVİ istedim
3- burda yoga yapan kızlar var onlarla birlikte yoga yapmaya başladım çıktığımda zımba gibi olucam
DİVAdır
uzun zaman sonra öğrenciler, öznesi oldukları bir hareket yaratmaya çalışıyor, geleceksizleştirilmiş, güvencesizleştirilmiş hayatlar itiraz ediyor, akla değil dayanışmaya ihtiyaçları var.