Ah benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi,
Halbuki açsınız,
etle ekmekle beslenmeye
muhtaçsınız.
Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
Göçüp gideceksiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
Nazım Hikmet
BUNU ÇÖZÜM ADI ALTINDA PKK'YA HER TÜRLÜ TAVİZİ VERENLER UNUTMUŞ OLABİLİR!
BİZ UNUTMADIK!
Benim de yıllar sonra ziyaret ettiğim, dünya tarihinde vahşetin anıtlarından olan bir köy...
Bundan da pişman değil bu pi*ler;
✅Akşam ezanı okunurken teröristler köye gelirler,
✅Camide ki erkekleri zorla meydana toplar ve korunmasız insanlara yüzlerce mermi yağdırırlar, öldüklerinden emin olmak için teker teker tekrar ateş ederler,
✅Vahşet bununla da bitmez, bütün köyü yakarlar,
✅3 kadın ve 1 çocuk da yanarak şehit olur.
✅Toplam 33 şehit ve yakılmış bir köy..
BU ZİHNİYETE Mİ SİZİN SÜRECİNİZ?
ANALAR AĞLAR, VATAN SAĞOLSUN DER,
BU TERÖRİSTLERİN KÖKÜ KAZILIR.
YETERKİ SİYASİ İKTİDAR İSTESİN. TSK BU GÜCE SAHİPTİR.
İyi ki yetiştin Paşam… Var Ol Atatürk🇹🇷
5 Temmuz 1938 Türk ordusunun Hatay’a girişi. 1939’da vatan toprağına kavuşmuştur.
Hatay, yalnızca bir toprak parçası değil millet iradesinin, diplomatik dehanın ve bağımsızlık kararlılığının adıdır.
Bu kutlu günü bize emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve Hatay’ın anavatana kavuşması için emek veren dedelerimize, ninelerimize sonsuz minnetle…
Emanetin emanetimizdir 🙏🏽🇹🇷
Tarih, o dönemin Başbakanını, Dışişleri Bakanını ve Genelkurmay Başkanını asla hayırla anmayacaktır!
ABD'nin itibar suikastında aradan 23 yıl geçti: 4 temmuz çuval krizinde Türk askerini kim durdurdu? https://t.co/1YIv5F9WHd
1987 yılından çok satanlar listesi. Dergi ciltleri karıştırırken görüntüsünü almışım. Bugün listeye tekrar baktığımda darbeden henüz yedi yıl sonra bugünden çok daha nitelikli bir liste görüyorum.
Geçenlerde bir kitapçının "best-seller" rafına baktığımda hani neredeyse okunmaya değer bir kitap bulamadım.
Ayrıca, bu listeye bakınca o gün Türkiye'nin yeni olarak ne tartıştığını anlıyorsunuz. Bugün, bana öyle geliyor ki, dünyada ve Türkiye'de olan bitenden apayrı bir kitap dünyası var. Bunun bir nedeni (sadece nedenlerden biri) uluslararası "best-seller"ların peşinden giden bir okuyucu yaratılması olabilir mi? Raflar öyle diyor.
Nedenleri bir tarafa, kitap dünyası bugün belki daha renkli ama bence nitelikte çok ciddi bir erozyon var. Zaten okumayan bir toplumda okuyanların okudukları da ayrı bir mesele.
Zenginin parasıyla zengin olunur mu? https://t.co/ruqWkditiM @nbekonomi aracılığıyla
Emre Alkin Hoca
@emrealkin1969
AVM'ler dolu ne krizi? sorusunu yanıtlamış. Okumanızı öneririm:
İlker Çatak'ın Öğretmenler Odası'nı ne kadar sevdiğimi, sürekli önerdiğimi takipçiler hatırlar. Bu akşam ise yeni filmiyle (Sarı Mektuplar dense de Sarı Zarflar, alan bilir) Berlin Film Festivali'nde en iyi film ödülünü aldı.
Gümüş Ayı'yı kazanan Emin Alper'i de kutlamak gerek.
ABD'nin İran'a olası saldırısı hakkındaki görüşlerim aşağıdaki gibidir:
1.ABD liderliğindeki kolektif Batı, II. Dünya Savaşı sonrasında kurduğu kurallara dayalı uluslararası düzenle yalnızca askeri ve ekonomik bir üstünlük değil, aynı zamanda normatif bir meşruiyet inşa etmişti.
2.Hukukun üstünlüğü, çok taraflılık, kurumlar üzerinden işleyen diplomasi ve güç kullanımının istisnai olması gibi ilkeler bu düzenin temelini oluşturuyordu. Ancak bugün bu sistem derin bir meşruiyet krizinden geçmektedir.
3.Popülizm, ekonomik eşitsizlik, demokratik kurumlara duyulan güvensizlik ve stratejik dağınıklık Batı’nın iç bütünlüğünü zayıflatırken, Çin’in alternatif kalkınma modeli ve Rusya’nın jeopolitik hamleleri küresel güç dengesini dönüştürmektedir. Sorun artık yalnızca güç kaybı değil, inandırıcılık kaybıdır.
4.Bu tarihsel eşikte, ABD’nin ikinci uçak gemisi USS Gerald R. Ford’u Doğu Akdeniz’e konuşlandırarak İsrail’e özellikle hava savunma alanında destek vermeye hazır hale getirmesi, askeri caydırıcılığın ötesinde bir anlam taşımaktadır. Bölgede ikinci bir uçak gemisi grubunun varlığı, İran’a yönelik olası bir saldırının altyapısının fiilen hazır tutulduğunu göstermektedir. Dileğimiz, böyle bir senaryonun gerçekleşmemesidir.
5. 2026 Davos Ekonomik Forumu ve Münih Güvenlik Konferansı sonrasında oluşan zihinsel atmosfer, ABD’nin bir yandan içe kapanırken diğer yandan 19. yüzyılın çıplak güç reflekslerine yöneldiğine işaret etmektedir.
6.Bu eğilim Venezuela ve Küba örneklerinde görülmüş; Amerikan Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Münih’teki konuşmasında da hissedilmiştir. Sömürgecilik karşıtı hareketleri Batı medeniyetinin gerilemesiyle ilişkilendiren ve hiyerarşik bir dünya düzenine örtük özlem barındıran bu yaklaşım, güç merkezli bir uluslararası vizyonu yeniden gündeme taşımaktadır.
7.Günümüzü 19. yüzyıldan ayıran önemli fark ise İsrail’in artık yalnızca bölgesel bir aktör değil, jeopolitik ve jeoekonomik düzeyde ABD karar süreçlerinde etkili bir unsur haline gelmiş olmasıdır.
8.ABD ve İsrail’in İran’a yönelik bir saldırıya girişmesi, yalnızca bölgesel bir çatışma anlamına gelmeyecektir. Böyle bir adım, Batı’nın normatif liderlik iddiasını tamamen yok edebilir.
9.Operasyona doğrudan ya da dolaylı destek veren devletler de fiilen güç siyaseti ekseninde konumlanmış olacaktır.
10. Sonuç olarak İran savaş sonunda zayıflamış ya da ağır bedeller ödemiş olsa bile, asıl sonuç askeri tabloda değil, güven mimarisinde ortaya çıkacaktır. Küresel ölçekte güven erozyonu derinleşirse, ABD ile kurulan ilişkiler gönüllü ortaklıktan ziyade zorunluluk temelli bir niteliğe bürünebilir. Bu da çıplak güç siyasetinin egemen olduğu bir düzene geçiş anlamına gelir.
11.Batı açısından temel mesele askeri kapasite değil, siyasal ve ahlaki meşruiyettir. Güç kullanımına dayalı tercihler kısa vadeli kazanımlar sağlasa bile uzun vadede stratejik kayıplara dönüşebilir.
12.Küresel Güney’in tarihsel hafızasında sömürgecilik önemli bir yer tutmaktadır; İran’a yönelik bir saldırı bu hafızayı yeniden canlandırarak Batı’yı kalıcı biçimde “kural koyucu” değil “kural çiğneyici” bir blok olarak konumlandırabilir.
Dolayısıyla temel soru şudur: Batı reform edilmiş çok taraflılık ve kapsayıcı bir düzen arayışını mı seçecek, yoksa güç merkezli ve hiyerarşik bir çizgiye mi yönelecektir? Tercih edilecek yol, yalnızca bir bölgesel krizin değil, küresel düzenin karakterinin de belirleyicisi olacaktır.
O nedenle İran'a saldırı ABD ve kolektif batının meşruiyet tabutuna son çiviyi çakacak ve gerçekte çok kutuplu dünya düzenine geçişi hızlandıracaktır.
Dünya 2026 yılına böyle giriyor…
Bizde sokaklar, meydanlar “güvenlik” gerekçesiyle kapatılıyor… Çam ağacı süsleyenler “kafir” ilan ediliyor… Ülke ışık hızıyla ortaçağa ışınlanıyor…
2026'ya Girerken.. "İHANET 100 YIL ÖNCE DE AYNIYDI!"
Youtube kanalımızdan izleyin: https://t.co/X84aDsyuEv
2025'in sonunda tek bir cümleyle özetleyebileceğim bir olaylar dizisi aktaracağım:
İhanet 100 yıl önceydi aynıydı!
1918'de Wilson Prensipleri ilan edildi. Buna göre Osmanlı topraklarında bir Kürdistan ve bir Ermenistan kurulacaktı. Amerika başkanı Wilson böyle istiyordu.
Böl parçala ve yut! Siyaset buydu.
Mavri Mira,Kürt Teali Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti... Hepsi işgalcilerle işbirliği içindeydi.
Böyle bir durumda Gazi Paşa ve arkadaşları ne mi yaptı? Her yerde her bölgede birtakım kimseler tarafından kurtuluş çareleri düşünüldü!
(...)
İhanet bugün de aynı! Mavri Mira,Kürt Teali Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti.. Hepsi bugün de faaliyette!
2000'li yıllardan itibaren Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında adımlar hızlandı ve terör örgütüne kurucu önderlik verme noktasına kadar gelindi.
Yeni bir anayasa,Anayasa'dan Türklüğün çıkarılması,Öcalan'ın muhatap alınması, hep 1.açılım döneminde Amerikalı uzmanların raporlarında söylenmişti.
BARIŞ SÜRECİ SATICILARI KENDİ ARALARINDA DA BÖLÜNMEYE BAŞLADILAR.
VE KAOSUN ORTASINDA YAVAŞ YAVAŞ NETLEŞEN HARİTAYI GÖRENLER ÇOĞALDI. TÜRK MİLLETİNİN GENETİK HAFIZASI DEVREYE GİRDİ. BUNDAN SONRA
ARTIK FABRİKA AYARLARINA DÖNME VAKTİ!!
İyi bir 2026 diliyorum. Hepinize saygı ve sevgilerimi yolluyorum.
Tamamı:
https://t.co/X84aDsyuEv
PATRİKHANE VE RUHBAN OKULU
📌Lozan'da Patrikhane ve azınlık okulları
📌Cumhuriyetin,Patrikhane ve Ruhban Okulu politikası
📌ABD'nin dayattığı Patrik Athenagoras
📌DP'nin Ruhban Okulu tavizleri
📌Okulun kapatılması
📌Ruhban Okulu ve Cumhuriyet hukuku
https://t.co/9qJO8aUKPW
Bartholomeos kimdir? Ekümenik ne demektir?
Türkiye, Fener Rum Patrikhanesi’nin Ekümenik Sıfatını Neden Kabul Etmemektedir? Kabul Ederse Neler Olur?
1⃣- Bartholomeos, Heybeliada Ruhban Okulu’nu birincilikle bitirdi. Barhtolomeos'u yetiştiren Athenagoras Türk vatandaşı olmamasına rağmen Amerika'dan gönderilip bir gecede Türk vatandaşı ve Patrik yapılan kişidir. Menderes ve İnönü zamanında Amerika'nın baskısıyla patrik seçilen kişidir.
TÜRKİYE- KKTC, LÜBNAN-RUM EMRİVAKİSİNE NİYE SESSİZ?
MAVİ VATAN BÖYLE Mİ KORUNACAK?
Güney Kıbrıs 3 gündür adeta bayram yapıyor.
Nedeni ise, 18 yıldır Lübnan Bakanlar Kurulu'nda bekletilen Lübnan-Rum yönetimi deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmasının aniden onaylanarak+
“Çözüm nerde diye sürekli soranlara”
Kim bilir kaç defa yazdım? Kim bilir kaç defa tekrarladım, kaç defa video çektim, kaç defa paylaştım. Takip etmeye yeni başlayanlar, geriye dönüp biraz araştırmak yerine son yazdigimiz yazılar üzerinden sürekli aynı soruyu soruyor:
“Tamam da çare nerede ?”
İçi biraz dolu biraz boş bir soru bu. Çünkü çarenin ne olduğunu söylesek, mutlaka bir ya da iki maddesi menfaatine dokunuyor diye itiraz ediyor. Neyse ben yine de reçeteyi paylaşayım:
- Önce resmi rakamların gerçeği yansıtmasını sağlamak,
-Döviz kuru hakkında gerçekçilik ve kademeli bir serbestlik uygulamak,
-Kamuda çok ciddi ve kalıcı bir tasarruf sağlamak,
-Resmi görevlere diplomaya göre değil tecrübeye göre atama yapmak,
-Mega projeleri tamamen gündemden kaldırmak ve bu yolla emekli ile dar gelirli vatandaşlara destek olmak,
-Piyasa denetimlerini etkin şekilde uygulamak,
-Tarım ve gıdada ülkeyi kendi kendine yeter hale getirirken monopol ya da oligopolleri yok etmek,
-Mal ve hizmet üretenlerin maliyetlerini düşürecek altyapıyı sağlamak,
-İlave gümrük vergilerini kaldırmak ve aramalı lobisine çeki düzen vermek,
-Lojistik maliyetlerini azaltacak hamleler yapmak ve gümrüklerdeki haksız ödemelerin önüne geçmek,
-Gayrimenkul sayısına göre artan vergi uygulamak, rayiç bedel-tapu bedeli gibi garabetleri ortadan kaldırarak piyasa değerini yaygınlaştırmak,
-Müteahhitlere verilen garantileri tekrar müzakere etmek, gerekirse projeleri onlardan devralmak,
-Enerji güvenliğini sağlarken maliyetini düşürecek şekilde çeşitlemeye gitmek ve verimliliği sağlamak,
-Eğitimcilerin maliyetlerini düşürecek hamleleri yaparken fiyatlama konusunda etkin denetim yaparken kaliteli ve ehven fiyata eğitim verecek alternatifleri geliştirmek ve desteklemek,
-İletişimde haksız rekabet ve rekabet ihlallerini önlerken kamunun payını sıfıra indirmek,
-Havayolunda "vatandaşa pahalı yabancıya ucuz bilet" uygulamasına son vermek ve ciddi bir reorganizasyona giderken sektördeki rekabeti artırmak,
-Zorunlu mal ve hizmetlerin listesini belirleyip üzerlerindeki ÖTV'yi kaldırmak ve KDV'yi en düşük seviyeye indirmek,
-Teknoloji ürünlerindeki vergileri şimdikinin yarısına indirmek,
-Otomotiv üzerindeki anlamsız dolaylı vergileri kaldırmak ve normal mallardaki KDV ve ÖTV oranlarını uygulamak..
Daha da sayarım ancak adalet, özgür irade ve serbest piyasa mantığını yerleştirmeden başarmak zor. Tabii bu maddelere kısmen ya da tamamen itiraz edenler olacak. Kimisi bilgisizlikten, kimisi de menfaatten.
Bu arada “bunları nasıl yapacaksın” diye soranlar olacak elbette. Kusura bakmayın o kadar kopya veremeyeceğim. Mesele bunların olabileceğine inanmak ve bunu yapacak iradeyi ortaya koymak. O kadarını görevliler düşünsün ve siyaseti ikna etsin. Onu da mı biz yapacağız?
Not: Bu yazı Eylül Ayında yayımlandı. Ekim ayında hala “çare söyle” diyenler var. Bir zahmet internetten tarasınlar diyeceğim ama kime diyorum ki ?