Deniz Zeyrek'ten şok iddia:
"Kılıçdaroğlu, TV kurmak için Erdoğan Toprak ile birlikte CHP'li belediye başkanlarından para toplamış.
Eski Belediye Başkanı Ünal Erzen, oğlunun düğün takılarını bozdurup vermiş. Sizin mantığınıza göre, adam verdim diyor."
*BU YAZIYI KİM YAZMIŞSA TEBRİK EDİYORUM. MUTLAKA SABIRLA SONUNA KADAR OKUYUN...
Osmanlıyı 1299 yılında Oğuz Türklerinin Kayı Boyu kurmuştur.
Osmanlı imparatorluğu;
- 1299 da kurulmuş, 1579'a kadar 3 asır YÜKSELMİŞ....
- 1579 dan 1699 kadar,
1 Asır DURAKLAMIŞ.
- 1699 dan 1919 kadar.
GERİLEMİŞ VE YIKILMIŞTIR.
Gerçekte iki farklı Osmanlı vardı;
- Halifeliğe kadar olan Osmanlı... (1299-1517) Nam-ı diğer Türk İmparatorluğu
- 1517 tarihinde Halifeliğin alınmasından sonraki Araplaşan Osmanlı İmparatorluğumuz… Ve Araplaştıkça daha çok batan koca Osmanlı İmparatorluğumuz…
Aslında Türkler için her şey güzel gidiyordu...
Ta ki Halifelik sevdasına düşülene kadar…
O günkü şartlarda halifeliği olmazsa olmaz gören Yavuz Sultan Selim ile akıl hocası Şeyh İdris-i Bitlis-i ve diğerleri Memlüklülerin elinden Abbasi halifeliğini almak için Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını tertip ederler...
Bu savaşların sonunda, kılıç zoruyla artık halifelik Türklerdedir. (1517)
Ama çok büyük bir sorun çıkar, çünkü Arap dünyası halifeliğin kendilerinden alınmasına şiddetle karşı çıkar ve Türk halifeye biat etmek istemezler...
İşte bu sorunu çözmek, Arapları, Türk halifeye bağlamak için Arapların da kabul edeceği bir orta yol bulunur.
Bu yol Mısır’dan ve Arap diyarlarından seçilecek iki bin civarında ulemanın, Mollanın, Ebussuud Efendilerin İstanbul’a davet edilerek, para, mal, mülk, arazi de verilerek kalıcı olarak yerleşmeleri sağlanır...
İmparatorluğu Araplaştırmak, diğer bir deyişle; Türk İslam’ının terk edilerek, Arap İslam’ına doğru evrilmesini sağlamak konusunda anlaşırlar.
Bu projeyi Araplar da destekleyince proje hayata geçer ve maalesef bundan sonra artık imparatorlukta “bugün de kısmen olduğu gibi” Türk kelimesi yasaklanır, “Türk’üm!”, “Türkmen’im!” diyen Kızılbaş diye aşağılanır, dışlanır, kafası kesilir.
Bu dönem sadece Kuyucu Murat Paşanın “Türk’üm!", “Türkmen’im!” dedikleri için kafasını kestirip, kuyulara doldurduğu insan sayısı 158 bindir.
Maalesef Osmanlının son 350 yılı ilk 250 yılın aksine, Türklere zulümle geçer, sıkı bir Arap tandanslı mezhepçilik kurulur...
1603 yılına gelindiğinde artık Ehl-i Beyt Türk Tekkeleri yasaklanır, kapatılır; yerine Halidî, Nakşî, Kürdî Tekkeler kurulur.
Yine bu dönem Kürtlere sayısız imtiyazlar verilir,
1839 birinci Tanzimat Fermanına kadar Kürtler askerlikten bile muaf tutulurlar. (Kürtlere Şah İsmail diyeti ödenir…)
Yine bu dönem Türkler, saraydan, ordudan ve müesses nizamdan tasfiye edilirler…
Türklerin askeri ve siyasi gücünü kırmak için bu Arap mollaların fetvalarıyla, serdengeçti birlikleri sadece Türklerden oluşturulur ve en ön safta savaştırılır, böylece kırdırılırlar, ganimet bile toplatmazlar…
Ganimeti de saraylardaki Arap mollalar ile işbirliği yapan yeniçeriler kendi aralarında paylaşırlar…
Ordudan, saraydan ve müesses nizamdan yavaş yavaş tasfiye edilen, kafası kesilen, sürgün edilen Türklerin bir kısmı bu mollalara kızar ve canını kurtarmak için de Kürtleşmeyi ana stratejik hedef olarak seçerler.
Bu aşiretler ve boyların en büyükleri Avşarlardır, Halaçlardır, Mukri, Bayat, Beğdili, Evya, Yıvadır… Buna tarihimizde “Ekrad (kürtleşmiş) Türkmanlar” denir…
Yine Kelkit’ten Hakkâri’ye kadar olan bölgede yaşayan Akkoyunluların büyük bir kısmı İran’a gider. (Bugün dünyanın en büyük Türk nüfusunun yaşadığı başkent Tahran’dır…)
Böylece yüzyıllarca başımızı ağrıtacak Kürt sorunu ve bu politikalar sonucu gelişir ve büyür.
Osmanlı öyle bir açmaza düşmüştür ki, ne halifelikten vazgeçebilir, artık ne de imparatorluğun kan kaybetmesini durdurabilir... Çünkü imparatorluğu kuran asli unsur Türkmenler dışlanmış, mezhepçiliğe kurban edilmiştir…
Mollalar, başta matbaa olmak üzere bir sürü saçma sapan fetva verirler…
Ve sonuçta Osmanlı’ya Rönesans’ı ıskalatırlar, Rönesans’ı İngiltere kapar…
Matbaa Osmanlı’ya ilk kez 1480’de Yahudiler ile gelir, sonra 1527’de Ermeniler matbaaya kavuşur. 1563’te ise Rumların matbaası vardır.Bu meşhur mollalarımız her seferinde yeni bir fetva ile bizimkilerin matbaaya kavuşmasını engellerler, ta ki Batı Rönesans’ı ve aydınlanmayı yakaladıktan, yani 240 yıl sonra, 1727’de İbrahim Müteferrika’nın çabaları ile matbaaya kavuşuruz; ama bilgiye sahip olmak için artık çok geçtir…
Şimdi açıkça şu soru sorulmalıdır:
1299’dan 1683 Viyana Bozgunu’na kadar savaştığı tüm savaşları kazanan bir Türk imparatorluğu (Osmanlı) varken; neden son 250 yılda girdiği tüm savaşları kaybedip, bir de Kurtuluş savaşı yapmak zorunda kalmıştır?
Osmanlı bu dönemde; yani yaklaşık son 250 sene, 1683 Viyana Bozgunu’ndan, nihayet 1922’de Ankara, Haymana Ovası’nda yapılan Sakarya Savaşını kazanana kadar tüm savaşları kaybetmiştir.
Acaba; Halifelik ve akabinde yürütülen Türk düşmanı, Arap tipi mezhepçi politikalara dönülmeseydi; koca bir imparatorluk batar mıydı?
Ve yine; Yunus Emre'lerin, Hacı Bektaş'ların, Seyit Gazi'lerin, Ahmet Yesevi'lerin İslam’ı, İslam değil miydi?
Osmanlıyı kuran Şeyh Edebali'lerin İslam’ı, Akşemseddin'lerin İslam’ı İslam değil miydi de, Ebussuud'lara teslim edip batırdık koca imparatorluğu…
Bugün de aynı sürecin devam etmesi tarihten hiç ders almadığımızı göstermektedir.
Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi der ki:
*“Din bir seçimdir, ama Türklük kaderdir!”*
İşte bu yüzden "Arap sevici, mezhepçi" değil, Cumhuriyetçiyiz, Türk'üz, Atatürkçüyüz...
Ne Mutlu Türküm diyene...!!! 🇹🇷
( Bu gerçeği lütfen siz de olabildiğince paylaşır mısınız? )
ALINTI
Siyasi malzeme olmadılar.
Yaklaşık iki metrelik boylarına rağmen daracık tarifeleri uçaklarla yollandılar.
Ne sponsorlar saçıldı ne primler…
Ne de villalar hediye edildi.
Onlar Dünya ikincisi!
Onlar Almanya’ya 2-0’dan 3-2 maç alan Atatürk’ün kızları!
Biz buradan devam 👏🏼
Barış Terkoğlu:
-Size “kurultaya neden gitmiyorsunuz” dicem,siz de bana “tedbir kararı var” diceksiniz. Bu nasıl bir tedbir kararı ki;size disipline sevk hakkı veriyor,size ihraç hakkı veriyor,il başkanlarını görevden alma hakkı veriyor,size atama hakkı veriyor,bir tek kurultay yapamıyorsunuz bu nasıl tedbir?
Kılıçdaroğlu:
-O’nu bilemiyorum,hukukçular otursun tartışsın.
Milli Takım Kaptanı Hakan Çalhanoğlu’nun maçlara çıkmadan önce eski İl Emniyet Müdürü PÖH Metin Alper’in efsane konuşmasını dinleyerek motive olduğu öğrenildi.
Alper’in konuşması:
• Ne diyor şair; ‘Aylardan Ağustos, günlerden cuma. Gün doğmadan evvel iklim-i Rum’a. Bozkurtlar ordusu geçti hücuma…’
• ‘Kürşad’ın narasıyla indik Tanrı Dağı’ndan. Ruhumuzu kandırdık Orhun’un kaynağından. Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur. Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur.’
• İşte biz bu dizelerle büyüdük.
• Yarimiz şehadetti, şehit olduk.
• ‘Hilal bıyıklı bozkurtlar, bizim çocuklar…”
• Bu çocuklar sizlersiniz. Sizler bu vatanın evlatlarısınız. Vatan sizden görev bekler, vatan sizden hizmet bekler. Vatan sizden şehadet bekler!
"Fransız genelevinde 20 yıldır çalışan bir kadın odasında intihar eder ve elindeki notta ben diğer fahişelerin bu işi para karşılığında yaptığını yeni öğrendim yazar.."
12 eylül öncesi ülkücü olan Nihat genç kendi tabiriyle darbe sonrasında ülkücülükten vazgeçişini üstteki fransız fahişenin hikâyesi ile anlatır.
Uzun zaman Ankara’da kiralık bir evde yaşamını sürdürdü üstad..
düşünceleri satın alınamayacak,değerlerinden vazgeçmeyecek biriydi..
hayatta iki Trabzon’luyu sevebilmeyi başardım;volkan konak ve Nihat genç..
“Geçtiğimiz ay DEM’ li Sırrı Süreyya rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. ricali devlet dahil memlekette kim varsa hastane önünde kuyruk oldu. Memleketin en iyi lüks hastanesi Florance nightingale ve en iyi doktorları seferber edildi. Süreci ekranlardan dakika dakika verildi.
Yani son günleri dahil bir hıyrını görmediğini söylediği cumhuriyetin tüm imkanlarını dibine kadar sömürdü.
Okumak için Ankara’ya geldiğinde Cumhuriyetin sağladığı imkanlarla ilk defa bir ögünde 3 çeşit yemek yenildiğini tecrübe eden Sırrı ömrünü ona bu imkanları sağlayan cumhuriyete karşı savaşmakla geçirdi.
Teröristbaşına babam dedi, devletin yıkılması milletin bölünmesi için terör örgütünün siyasi kanadında yer aldı, PKK’ lı leşler için şehit kavramını kullandı, sözde Ermeni soykırımı dahil her meselede Türk milletine hasımlık güttü.
Bu hasımlıkları güderken vekil oldu, Meclis başkan vekili oldu. Teröristbaşına babam dedi, barış elçisi oldu. Postacılığını yaptığı terör örgütünün taleplerini kabul etmezsek örgüt tarafından öldürüleceğimizi ima etti ve ölüm haberini verecek başçavuşun evimize geleceğini söyledi. Tartıştığı Enver Ayseveri evine örgütü yığmakla tehdit etti. Bu haliyle sevimli adam oldu. Barış elçisi oldu.
Ömrü Cihangir’in sosyetik mekanlarında geçti. Bu şatafatlı hayatı yaşarken muhalif aydın!!! sayıldı.
Dün Nihat Genç abimizin entübe edildiği haberini aldık. Bir gün evvel hastaneye gitmiştik. Yenge hanım ve oğlu vardı.
Nihat abi bir kuzey fırtınasıydı. Doğru, deli, dolu.
Hayatını bu millet için yaşadı. Kalemi bu toprakların en güzel hikayelerini yazdı. Eyvallahsızdı. Yeri geldi seyyar satıcılık yaptı.
Bir gün akşam yürüyüşü yaparken, gel dedi şurda sana bir döner ısmarlayayım. Abi aç değilim dedim. O an göz göze geldik, Fatih dedi param var. Param var dediği buraya yazsam pek çok insana komik gelecek bir rakamdı. İçim sızladı. Kitaplarından dolayı biraz telif gelmişti.
Hayattaki mal varlığı bir evi oldu. Evi aldığında aramış ve o çocuksu heyecanıyla evim var artık Fatih demişti. Ev görmesine eşimle gittim. Evi nasıl bir heyecanla gezdirdiğini anlatabilmek için Nihat Genç olmam lazım.
Yazacak çok şey var. Ancak yazacak takatim yok.
Sırrı, Cihangirin sosyetik mekanlarında muhalif aydın??? rolü keserken Nihat abi Yüksel caddesinde Engürü kıraathanesinde oturuyordu.
Nihat abi biricik evladına iş bakarken Sırrının kızı ve damadı Alaçatıyı üstlerine yapıyordu.
Bu toprakların soylu çocuğu Nihat Genç hastanede entübe halinde. Tedavi gördüğü hastaneye gelip gidenler sadece dostları. Ne ricali devlet var ne mersedeslerle, makam şoförleriyle gelenler…
Bir tarafta Cumhuriyet için yaşayan ve yazan Nihat abi diğer yanda Sırrı… Bu turnusol mahiyetindeki iki hayat size bir şey anlatamıyorsa benim yazarak anlatmam imkansız. Ne yazalım, ne anlatalım…”
"Fransız genelevinde 20 yıldır çalışan bir kadın odasında intihar eder ve elindeki notta ben diğer fahişelerin bu işi para karşılığında yaptığını yeni öğrendim yazar.."
Alıntıdır..
Bir avuç yobaz gerici Arabist din hastası mutlu olsun diye memleketin altını üstüne getiren Arabist ülkücülere yazmiş bu yazıyı yazar.
Ahmet Alakuş..
@t24comtr#AYM Başkanı #Yargıtay Başkanı #Danıştay Başkanı #HSK Başkanı Ve #YSK Başkanları
Tarih Önünde Adaleti Savunmakla Yükümlüsünüz.
Bu Dıyduklarınızı Yapanları Aranızda Barındırmayın.
Türk Yargısı 2010 Yılında İtibaren Halkın Mezdindeki En Düşük Seviyede.
@t24comtr Sayın Bakan @abakingurlek bu nasıl olur? Buna nasıl müsaade edersiniz? Çıplak arama insanlık suçu değil mi? Kuldan utanmaz, yüce Allah'tan korkmaz mısınız?
Piri Reis Üniversitesi mezuniyet töreni!..
Öğrenciler "Mustafa Kemal’in askerleriyiz" diye slogan atmaya başlayınca protokol salonu terk ediyor...
Atatürk’e ve Atatürkçülere attığınız hiç bir çamur tutmadı!
Bu coğrafyada;
Sevgisini kalbimizden,
Fikirlerini beynimizden Silemediniz, SİLEMEYECEKSİNİZ!
YAŞAYIN CUMHURİYET!
YAŞASIN ATATÜRK💕🇹🇷
#çarşamba
''Biz bu Cumhuriyeti hacılara, hocalara terk etmek için meydana getirmedik. Cumhuriyet,bir müstebit (zorba) eline geçeceğini mezarımda bile duysam,millete karşı haykırmak isterim. Cumhuriyetin milletin kalbinde kök saldığını görmek yegane emelimdir.''
Mustafa Kemal ATATÜRK
Cem Seymen,
Siyaseten bitmiş ve yok hükmünde olan Kemal Kılıçdaroğlu'nun nasıl bir ihanet içinde olduğunu nokta nokta anlatmış.
En son çok ciddi bir kulis bilgisi vermiş. Kılıçdaroğlu, Akp'den Özgür Özel'in hapse atılmasını istemiş
Bunlar boş çabalar,
Kemal gider Özgür kalır
25 yıl boyunca Büyükşehir Belediye Başkanlığını yaptığı Eskişehir'e "her faninin ölmeden önce mutlaka görmesi gereken kent" özelliğini kazandıran Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen:
"Son CHP Kurultayına kadarki hizmetleri dolayısıyla, vefa duyduğumuz Kemal Kılıçdaroğlu'nun son günlerdeki tutumu, kendisinin siyasi hırslarının, malesef aklının çok üstunde olduğu gerçeğini, çok geç de olsa, ortaya koymuştur.
Bu gerçek, Atatürk'ün kurduğu CHP'nin ruhuna ve prensiplerine tamamen aykırıdır. Esefle kınıyorum... "
Özgür Özel: "Bu gün biz adalet arıyoruz,
yarın siz arayacaksınız"
O gün geldiğinde; affeden,acıyan bizden değildir
Yok öyle hepimiz kardeşiz, kavga istemiyoruz falan
Her şey yeni başlıyor. Bu ülkeye, insanına yaptıklarınızın hesabını bağımsız mahkemelerde tek tek vereceksiniz