Türkiye'de emekliliği gelmiş birçok öğretmen, emekli olduğunda mevcut maaşının yaklaşık yüzde 40’ına düşecek bir gelirle yaşamaya mecbur kalıyor. Bu büyük gelir kaybı nedeniyle, mecbur olmadıkça emekli olamıyor; 65 yaşına kadar çalışmaya devam ediyor.
Bir bakıma çalışmıyorlar, gün sayıyorlar…
İnsanları emeklilikten korkutan değil, yıllarca verdikleri emeğin karşılığını güvence altına alan bir emeklilik sistemi olmalı.
📌Aşağıda sıraladığınız yasaklıların tümü 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılında da yasaktı!
📌Ancak hiçbiri uygulanmadı!
2026-2027 Eğitim Öğretim Yılında da uygulanmayacaktır!
NOKTA!
YASAKLARA İHTİYACIMIZ VAR!
AMA O YASAKLAR ŞÖYLE OLMALI:
• Sabunu olmayan okullar yasak!
• Kütüphanesiz ve laboratuvarsız okullar yasak!
• Fotokopi imkânı olmayan okullar yasak!
• 40 kişilik sınıflar yasak!
• Sorunlu öğrenci ve velilerin öğretmene yönelik şiddeti ve hakareti yasak!
• Liyakatsiz yöneticiler yasak!
• Her isteyenin elini kolunu sallayarak okula girmesi yasak!
• Öğretmenin mesai saati dışında, 7/24 telefonla aranması ve mesajlarla rahatsız edilmesi yasak!
Madem eğitimde yasaklardan söz ediyoruz, önce eğitimin gerçek sorunlarını yasaklayalım!
Bu hafta romanı yayınevine teslim ediyorum. Ve yeniden okur buluşmalarımız başlıyor...
🖌️9 Ağustos Pazar saat 14:00 Serdivan AVM Sakarya
🎤 Anadolu'da Destan Geleneği: 11 Ağustos Salı saat 19:00 Troya Festivali Barış Kafe
🖌️ 15 Ağustos Ctesi saat 20:00 Bodrum Kitap Fuarı / Turgut Reis Meydanı
🖌️16 Ağustos Pazar saat 20:00 Kuşadası Kitap Fuarı
"Benim arkamdan yürüme; ben önderlik edemeyebilirim. Benim önümden yürüme; ben seni takip etmeyebilirim. Yalnızca yanımda yürü ve dostum ol."
Albert Camus
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üç temel talebi dile getirmiş ve bu talepler doğrultusunda çalışma grupları kurulmuştur.
📌Taban maaş uygulamasının getirilmesi,
📌Belirli süreli sözleşmelerin revize edilmesi,
📌Eğitim, kültür, sanat işkolu kurulması.
Her üç talep de çok önemlidir, takipçisi olacağız…
#EğitimdeÇözümZamanı
Mina Urgan, “Bir Dinozorun Anıları” adlı kitabında şöyle yazar:
“Eğitim alanında herkese eşit fırsatlar sağlanmadığını, bana verilen imkânlardan başkalarının yoksun kaldığını anladığım an, sosyalist oldum: Yirmi yaşındaydım. Yirmi yaşındakiler kendilerini pek beğenirler. Ben de kendimi bir şey sanıyordum.
Sonra günün birinde trenle Anadolu'dan geçerken, lokomotif bir ara durakladı. Ve bir kulübenin önünde kendi yaşımda bir kız gördüm. Kız, bir çeşit gururla başını kaldırmış, kayıtsız gözlerle trene bakıyordu. Nerdeyse göz göze gelir gibi olduk bir saniye. İşte o sırada sanki bir şimşek çaktı kafamda. "Ben, o kulübenin önündeki kız olabilirdim; o kız da trende, benim şimdi durduğum yerde durabilirdi" diye düşündüm. Benim ben olmam, onun o olması salt bir rastlantıydı. Benim ben olmam, yabancı diller bilmem, üniversitede okumam, kültürlü sayılmam, kendi marifetim değil, bir rastlantının sonucuydu sadece. O talihsizdi, ben talihliydim, işte o kadar.”
Öğretmenliğin itibarını en fazla zedeleyen MEB’dir!
Kamuoyunda “Ücretli öğretmenlik” olarak bilinen ama yönetmelikte ek ders karşılığında öğretmen görevlendirilmesi süreci başladı.
MEB, yüz bine yakın norm kadro açığını kapatmanın çaresini asgari ücret seviyesinde maaşlarla görevlendirme yapmakta buluyor!
Bu süreçte boş bulunan öğretmenlik kadrolarına sadece öğretmenler değil, ön lisans mezunları da dahil olmak üzere bütün üniversite mezunları başvurabiliyor!
Böyle bir rezalet dünyanın neresinde görülmüştür!
Sadece ek ders ücreti karşılığında öğretmen görevlendirilmesi uygulaması bile bir milli eğitim bakanının istifası için yeterlidir!
#YusufTekinİstifa
İlk ve son kez girdiğim AGS sınavından sonra, muhterem Bakanımız Yusuf Tekin'den özür diliyorum.(!)
Bir edebiyat öğretmeni olarak, matematik alanından sınava tabi tutulmam sonucunda; fonksiyonlar, üslü sayılar, rasyonel ifadeler, mutlak değerler konularını bilemediğim ve yapamadığım için özür dilerim (!)
Lise öğrencime Bâkî'den, Nedîm'den beyit şerhi yaparken; dil bilgisinde cümleleri tahlil ederken sözcükleri asal çarpanlarına ayırıp ortak bölenlerini bulamadığım için çok özür dilerim (!)
Garipçileri, Fecr-i Âtîcileri, Mavicileri işlerken; masif arazilerden, çernozyomlu topraklardan, karstik göllerden sorumlu olup coğrafya öğretmenimden rol çalamadığım için de özür dilerim (!)
Edebiyatla komşu olan tarihten sınav için dilimi törpülerim. Sonuçta Dede Korkut ile Orta Asya arasında bağ kurmam gerekiyor. Ama Vahdettin'in İngiliz gemisiyle nasıl kaçtığını ya da Osmanlı'nın bozulan dirlik sistemini şairlere nasıl bağlayacağım konusunda acemilik çektiğim için özür dilerim (!)
Evet, bir öğretmenin donanımlı ve entelektüel olması, kültürel birikimi ve alan bilgisiyle öğrencisini ve toplumu beslemesi gerektiği konusunda hemfikirim. Yukarıda saydığım tüm alanlarda, bir öğretmenin genel kültür sahibi olmasına da itirazım yok. Mesleğin geliştiriciliğine ve sürdürülebilirlik katkılarına kollarım sonuna kadar açık.
Ama bir öğretmenin yetkinliğinin ve işlevselliğinin, kendi alanıyla doğrudan ilgisi olmayan konular üzerinden, bu derece uç noktalarda ve zorlu bir ayırt edicilikle sınanarak hunharca elenmesine hak veremem.
Bunu ne adil bulurum ne de onaylarım.
Çünkü öğretmenlik; bir insanın bildiği her şeyi ölçmek değil, bildiği alanda ne kadar iyi öğretebildiğini ölçmektir.
Ve ben, öğretmenlik gibi hayati bir mesleğin kaderinin, alan yeterliliğini gölgede bırakan böylesi bir eleme sistemine teslim edilmesini kabul etmiyorum.
On binlerce öğretmen açığı varken;
Siz, bu açığı kenardan dolaşarak norm fazlasıyla, ücretli öğretmenle kapatmaya çalışıp, yıllarca eğitim verdiğiniz öğretmeninizi yetersiz bulup ona sınav sopası gösteriyorsanız sayın bakanım, o halde o altı şapkadan birini çıkarıp önünüze koyun derim.
Afet Ergü
Milli Eğitim Bakanlığı, ilçe grupları düzenlemesinin Danıştay tarafından yürürlüğünün durdurulması üzerine öğretmenlerin il içi mazerete bağlı yer değiştirme duyurusunda önemli bir güncelleme yaptı. Yeni düzenlemeye göre, ilçe grupları içinde yer alan ilçeler arasında mazerete bağlı yer değişikliği yapılmasını engelleyen kısıtlama kaldırıldı.
#İlçeGrupları
#MEB
Roma İmparatorluğu'nun sınırlari içinde birçok Mithra tapınağı vardı, bunlardan en önemlilerinden biri Gaziantep'te Antik Doliche kentinde bulunuyor. Gel ve gör. #yeniroman#roma#afrodisias#Doliche#truva
Küba'dan bir çığlık yükseliyor !
DÜNYAYA AÇIK BİR MEKTUP: Küba'dan bir kadın, kimsenin görmek istemediği suçu ifşa ediyor.
--- Tüm insanlığa, dünya annelerine, Sınır Tanımayan Doktorlar'a, dürüst gazetecilere ve hâlâ adalete inanan hükümetlere sesleniyorum:
İsmim, milyonlarca diğer insanınkiyle aynı. Ünlü bir soyadım ya da yüksek bir makamım yok. Ben sıradan bir Kübalı kadınım. Bir evlat, bir kız kardeş, bir vatanseverim. Ve bunları paramparça olmuş bir ruhla, titreyen ellerle yazıyorum; çünkü halkımın bugün yaşadığı şey bir kriz değil. Bu, Washington tarafından soğukkanlılıkla gerçekleştirilen, yavaş ve hesaplanmış bir cinayet.
Ve dünya başka yöne bakıyor.
👵 BÜYÜKANNEM VE BÜYÜKBABAM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yaşlı insanların vaktinden önce ölmesini ifşa ediyorum; çünkü abluka, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon ve diyabet ilaçlarının ülkeye girişini engelliyor. Mesele kaynak yetersizliği değil. Bu, kasıtlı bir yasak. Küba'ya satış yapmak isteyen şirketler para cezasına çarptırılıyor, baskı görüyor ve tehdit ediliyor. Kendi hükümetleri ise sessiz kalıyor. Ve bu sırada, Kübalı bir büyükbaba göğsünü tutarak bekliyor. Ölüm uyarı yapmaz; ama abluka yapar.
---
👶 ÇOCUKLARIM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yakıt yetersizliği nedeniyle kuvözlerin kapatılmak zorunda kalmasını ifşa ediyorum. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti hangi ülkelerin bize petrol satıp hangilerinin satamayacağına karar verirken, yenidoğan bebeklerin hayatta kalma mücadelesi vermesini... Washington'daki bir ofiste imzalanan bir emrin, kıyılarından sadece 90 mil ötedeki bir çocuğun feryadından daha önemli görülmesi yüzünden çocuklarının hayatının tehlikeye girdiğini gören Kübalı annelerin varlığını...
Uluslararası toplum nerede? Çocuk haklarını bu denli hararetle savunan örgütler nerede? Yoksa Kübalı çocuklar yaşamayı hak etmiyor mu?
🍽️ KASITLI AÇLIĞA KARŞI SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Ablukanın, kurgulanmış bir açlık yaratma girişimi olduğunu ifşa ediyorum. Gıda, sebepsiz yere ortadan kaybolmuş değil. Gerçek şu ki, onu satın almamız engelleniyor. Gıda taşıyan gemiler taciz ediliyor. Banka işlemleri engelleniyor. Bize tahıl, tavuk ve süt satan şirketlere yaptırım uygulanıyor.
Küba'daki açlık bir tesadüf değil. Bu, ABD hükümetinin bir devlet politikasıdır; 60 yıl boyunca geliştirilmiş, her yönetim tarafından güncellenmiş, Donald Trump tarafından şiddetlendirilmiş ve Marco Rubio tarafından acımasızca uygulanmıştır.
Buna "ekonomik baskı" diyorlar. Bense buna açlığa mahkûm etme terörü diyorum.
ÜLKEMİN DOKTORLARI İÇİN BİR ÇAĞRI:
Tüm dünya çökerken pandemi sırasında hayat kurtaran doktorlarımızın bugün şırınga, anestezi ve röntgen ekipmanından yoksun bırakılmasını kınıyorum. Bunları nasıl üreteceğimizi bilmediğimiz için değil; yetenekten yoksun olduğumuz için de değil. Aksine, abluka yüzünden malzeme, yedek parça ve teknolojiye erişimimiz engellendiği için.
Bilim insanlarımız beş COVID-19 aşısı geliştirdi. Beş tane. Kimsenin yardımı olmadan. Tüm zorluklara rağmen. Ablukaya ve yalanlara rağmen. Yine de imparatorluk, bunu başardığımız için bizi cezalandırıyor.
🌍 DÜNYAYA SESLENİYORUM:
Küba sadaka dilenmiyor.
Küba asker istemiyor.
Küba sevginizi istemiyor.
Küba adalet istiyor. Ne fazlasını, ne de azını.
Halkımın çektiği acıları normalleştirmeyi bırakmanızı istiyorum.
Ablukayı gerçek adıyla, yani İNSANLIĞA KARŞI BİR SUÇ olarak adlandırmanızı istiyorum.
Biz boğulurken "diyalog" ve "demokrasi" masallarıyla kandırılmamanızı istiyorum.
Hayırseverlik istemiyoruz. Sadece yaşamamıza izin verilmesini istiyoruz.
Sessiz kalarak buna ortak olan hükümetlere:
Tarih sizden hesap soracak.
Yalan söyleyen medyaya:
Gerçek her zaman bir yolunu bulup ortaya çıkar.
Yaptırımlara imza atan cellatlara:
Küba halkı unutmaz ve affetmez.
Kalbinde hâlâ insanlık taşıyanlara:
Küba'ya bakın. Ona neler yapıldığına bakın. Ve kendinize sorun: Tarihin hangi tarafında yer almak istiyorum?
---
Bu küçük adadan, devasa bir halkın içinden; pes etmeyi reddeden sıradan bir Kübalı kadından...
Ikay Romay
Eğer bu yazı içinizde derin bir his uyandırdıysa, paylaşın.
İster 10 arkadaşınız olsun ister 10.000 takipçiniz; fark etmez.
Profilinizin herkese açık ya da gizli olması; fark etmez.
Normalde hiç paylaşım yapmıyor olmanız; fark etmez.
Ama bu farklı.
Bu, bir gün batımı fotoğrafı değil.
Bu, bir dedikodu değil.
Bu, sadece bir fikir beyanı değil.
Bu bir HAYKIRIŞ. Ve haykırışlar kendine saklanmaz. Onlar DUYULUR. Onlar TEKRARLANIR. Onlar KOCAMAN BİR KALABALIĞA DÖNÜŞÜR.
Bugün sizden bir "beğeni" istemiyorum.
Sizden, başparmaklarınızı sadece ekranda gezinmekten çok daha büyük bir amaç için kullanmanızı istiyorum.
PAYLAŞIN.
Ki dünya, Küba'da yaşananların sadece bir kriz olmadığını bilsin.
Bu bir SUÇ.
Ki başka ülkelerdeki anneler bilsin; burada çocuklar, abluka yüzünden elektriği kesilen kuvözlerde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Ki başka diyarlardaki büyükanneler ve büyükbabalar bilsin; burada yaşlılar, Washington'ın ülkeye girişine izin vermediği ilaçları beklerken can veriyor.
Ki bu duruma ortak olan hükümetler utanç duysun.
Ki yalan haber yayan medya organlarının saklanacak yeri kalmasın.
Ki sorumlular, SESSİZ KALMAYACAĞIMIZI bilsin.
Bu mesajı paylaşan tek bir kişi dünyayı değiştirmez.
Ama binlercesi, milyonlarcası—işte onlar değiştirir.
Japonlar 100 yaşını devirip hala sabahları 5'te dinç uyanırken, biz neden sürekli tükenmiş hissediyoruz? Adamların sırrı genetiklerinde değil; hayatı resmen bir hile kodu gibi yaşamalarını sağlayan yüzyıllık sistemlerinde saklı.
İşte hayatınızı kökten değiştirecek 5 sarsılmaz Japon felsefesi:
1. Kaizen (Sürekli Gelişim): Hayatını bir günde değiştirmeye çalışma. Her gün sadece %1 daha iyi olmaya odaklan. 1 yılın sonunda %37 daha iyi bir insan olursun.
2. Ikigai (Varoluş Amacı): Sabahları seni yataktan çıkaran o şeyi bul. Sevdiğin, iyi olduğun, dünyanın ihtiyaç duyduğu ve para kazanabileceğin şeyin kesişim noktası senin Ikigai'ndir.
3. Oubaitori (Kıyaslama Zehri): Kiraz, erik ve şeftali ağaçları farklı zamanlarda çiçek açar ve hiçbiri diğerini kıskanmaz. Kendi zaman çizelgene odaklan, başkalarının saatiyle yaşama.
4. Wabi-Sabi (Kusurlu Güzellik): Mükemmeliyetçilik bir hastalıktır. Hatalarını ve kusurlarını saklama, onları tecrübe olarak gör. Kırık bir vazo, altınla yapıştırıldığında eskisinden daha değerlidir.
5. Hara Hachi Bu (Yüzde 80 Kuralı): Masadan tamamen doyarak değil, %80 doyduğunda kalk. Bu kural sadece miden için değil; enerjin, arzuların ve hırsların için de geçerlidir. Kendine her zaman bir nefes alma payı bırak.
Coğrafya kader olabilir ama zihniyet tamamen senin seçimidir. Kendi sistemini kur.
“Tüm cehaletler arasında, eğitimlilerin cehaleti en tehlikelisidir. Eğitimli insanlar yalnızca daha fazla etkiye sahip olma eğiliminde olmakla kalmazlar, aynı zamanda dar alanlarının dışına çıktıklarında ne hakkında konuştuklarını bilmediklerinden şüphelenmeyecek son kişilerdir.”
Thomas Sowell #Pazartesi