Millî hesapları sistematik olarak engelliyorlar. Görünmez hale geliyoruz.
Burada bir sosyal medya savaşı var ve bu savaşı yürütecek bir komuta kademesi yok.
107 yıldır birlikte yürüyor; aynı azimle çalışıyor, ülkemizin değerini biliyoruz…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷
Üst üste 4’üncü defa Süper Lig Şampiyonu olarak tarihî bir başarıya imza atan Galatasaray’ın futbolcuları, teknik heyeti ve yöneticileriyle İstanbul’da bir araya geldik.
Galatasaray’ın bilhassa Avrupa’da elde ettiği başarılar, milletimizin belleğinde çok müstesna bir konuma sahiptir.
Türk sporunun uluslararası arenadaki yüzlerinden biri olmaya devam eden Galatasaray’ın başarılarının devamını diliyorum.
Galatasaray taraftarına ve tüm @GalatasaraySK camiasına selamlarımı iletiyorum.
🔴 SAYIN MEHMET ŞİMŞEK BAKANIM,
Göreve geldiğiniz günden bu yana aynı cümleyi duyuyoruz:
“Bugün değilse yarın düzelecek.”
Ama o yarın bir türlü gelmedi.
Aradan yıllar geçti. Enflasyon düşmedi, hayat pahalılığı azalmadı, esnaf nefes alamadı.
Hep “tünelin ucunda ışık göründü” diyorsunuz ama ne kadar uzun bir tüneldir ki sizin gördüğünüz o ışığı milletimiz bir türlü göremedi, göremiyor…
Aksine, vatandaş her geçen gün biraz daha yoksullaştı, biraz daha umutsuzlaştı.
Çarşıda, pazarda, sokakta insanların yüzüne bakın; umut değil, kaygı görürsünüz.
Esnafın kasasına memur oturtup bir günkü hasılatı ortalama kabul ederek vergi yazmak adalet midir?
10.000 TL, hatta 1.000 TL borcu olanın hesabına haciz koymak; trafik cezası yüzünden insanın arabasını bağlamak Allah’tan reva mıdır?
Arabasını bağladığınız için çoluk çocuğuyla yolda kalan insanların vebali kimin omzundadır?
Ama milyarlarca lira vergi borcu olanlara neden aynı kararlılığı göstermiyorsunuz?
Neden küçük esnafın ensesindesiniz de büyük borç sahiplerinin kapısına gitmiyorsunuz?
Sayın Berat Albayrak döneminde döviz bir lira oynadığında kıyamet koparanlar bugün neden suskun?
O günlerde algı operasyonu yapanlar, bugün yaşanan gerçek sıkıntıyı neden görmezden geliyor?
Size neden kimse hesap sormuyor?
Her şey elinizde deniyor. Yetki sizde. İmkân sizde. Ama sonuç yok.
Her gün “yarın düşecek, yarın düzelecek” diyerek bu millet üç yıldır enflasyonun düşmesini sabırla bekliyor.
Artık sabır taştı.
Eğer bu işi bilmiyorsanız, bırakın.
Biliyorsanız, bu zulüm niye?
Siz ekonomist misiniz, finansçı mı?
Ekonomist olsaydınız; kıt imkânlarla milletin refahını artırmanın yollarını arardınız.
Üretimi güçlendirir, esnafı ayağa kaldırır, dar gelirliden değil israftan tasarruf ederdiniz.
Yoksa finansçı mantığıyla mı hareket ediyorsunuz?
Havada uçan kelebekten, yerdeki ottan nasıl vergi alınır hesabı mı yapıyorsunuz?
Bu anlayış ne Türkiye’nin ruhuna uyuyor, ne bu milletin vicdanına, ne de inancına.
Her gün telefonlarımız çalıyor:
“1.000 TL için aracım bağlandı” diyenler,
“Vergi borcundan hesabıma bloke kondu” diyenler,
“Evime icra geldi” diye ağlayanlar…
Bu ülkenin insanı düşman değil.
Milletimiz vergi vermekten kaçmaz; yeter ki adalet görsün.
Yeter ki yük adil dağıtılsın.
Yeter ki küçük ezilirken büyük korunmasın.
Türk halkı sizden şeffaf bir hesap bekliyor.
Neyi, neden yaptığınızı açıkça anlatmanızı istiyor.
Fedakârlık isteniyorsa, bu fedakârlık herkesten eşit istenmeli.
Sayın Bakanım,
Sayın Cumhurbaşkanımız size güvenerek bu görevi verdi.
Ekonomiyi toparlamanız, millete nefes olmanız için sizi bu makama getirdi.
Ama bugün gelinen noktada, uygulanan politikalar en büyük zararı bizzat sayın Cumhurbaşkanımıza vermektedir.
Çünkü sahadaki tablo ile anlatılanlar örtüşmemekte, bunun siyasi bedelini milletin gözünde sayın cumhurbaşkanımız ödemektedir.
Bu gidişat sadece ekonomiyi değil, güveni de zedeliyor.
Unutmayın; ekonomi rakamlardan ibaret değildir, güvenle ayakta durur.
Artık “yarın” değil…
Bugün konuşma zamanı.
Bugün çözüm zamanı.
Bugün adalet zamanı.
Biz o gün AK Parti olarak itiraz etmeseydik bugün o bina zaten CHP tarafından özel bir vakfa peşkeş çekilmiş olacaktı.
Bugün provokasyon yaratmaya çalışan Cemil Tugay, o gün İzmir Büyükşehir Belediye Meclis Üyesiydi ve bu peşkeşe hiç itiraz etmedi. @drcemiltugay
Bugün provokasyon yaratmaya çalışan Ednan Arslan o gün de İzmir Milletvekiliydi ve bu peşkeşe hiç itiraz etmedi. @ednanarslanchp
Bugün provokasyon yaratmaya çalışan Deniz Yücel o gün CHP İl Başkanıydı ve bu peşkeşe hiç itiraz etmedi. @avdenizyucel
Sahi biz o gün mahkemeye başvurmasaydık, İstanbul'dan birinin o binaya konmasına göz mü yumacaktınız?
Eski DGM binasının tapusu Vakıflar Genel Müdürlüğü'nündür.
Tahliye işlemini durdurmak için açtığınız dördüncü davada da talebiniz reddolmuştur.
Tahliye işlemine yönelik hukuki süreç sonlanmıştır.
Anayasamızın 138. Maddesinin son fıkrası gereğince "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez."
Haksız olduğunuzu söyleyen BİR değil, tam DÖRT AYRI MAHKEME KARARI var.
Hafta sonu yaptığınız açıklamada, sürenin pazartesi günü (bugün) dolduğunu ifade etmiştiniz.
Şimdi Fransa'dan tam aksi şekilde, bambaşka açıklamalarda bulunuyorsunuz.
Gerçi sizin günaşırı değişen, bu tip çelişkili açıklamalarınıza hepimiz alıştık.
Gerçek şudur.
İstanbul'daki bir özel vakıf üniversitesine devretmeye çalıştığınız, İzmir'e ait olan o bina bugün olması gerektiği gibi artık İzmirli hemşerilerimizin oldu.
Sürekli yalanlarınızın ortaya çıktığı, başarısızlıklarınızı ve beceriksizliklerinizi gizlemek için kullandığınız bu sahte gündemleri bırakın.
Her yıl merkezi bütçeden İzmir'imize aktarılan, 130 Milyar gibi devasa bir kaynak kullanıyorsunuz.
İzmir'in, hemşehrilerimizin gerçek sorunları ortada.
Trafiğe, bozuk yollara, musluktan akmayan suya, toplanmayan ve bertaraf edilemeyen çöplere ilişkin bir şeyler yapın, İzmir'in gerçek sorunlarına çözüm üretin!
Not: CHP'li Milletvekillerine;
1- İzmir'in malı İstanbul'da bir vakıf üniversitesine verilirken nerelerdeydiniz, niye sesiniz hiç çıkmadı?
2- Cemil Tugay'a güvenmeyin. Her gün değişen ve birbiriyle çelişen söylemleriyle sizi boşa düşürür.
Yalçın Küçük, vefat etti. Allah rahmet eylesin.
O, Türkiye'nin son düşünürüydü. Diğerleri nesnesiz, soyut düşüncenin sürtünmesiz uzayında, tarihten ve topraktan azade kavramlarla gezinirken, Yalçın Küçük Türkiye'nin somut, sarp ve çoğu zaman bitimsiz yollarında yürüdü.
O, hep Türkiye'yi düşündü. Türkiye onun düşüncesinin hem nesnesi idi hem de öznesi. Türkiye üzerine ve Türkiye için tezler yazabilmesi bundan ötürüydü.
Kemalizm'e yöneltilmiş en doğru ve güçlü eleştirileri o yazdı. Kemalizm'i ve Kemal'i sevgi dolu bir gözükaralıkla eleştirdi; keskin ve doğru bir eleştiri ancak sevgiyle yapılabilirdi çünkü ona göre.
Türkiye’nin tek maksimalist ve dahi tek emperyalist düşünürüydü Yalçın Küçük. Fakat Kemalist maksimlerin/ilkelerin ötesini tarif edemedi. Tahayyül etti ama tasvir ve tarif edemedi; çünkü o nesil için ötesi hiçbir dilde yazılmamıştı. Bu dilsizlik, onun en büyük yalnızlığı idi.
1990'ların sonuna doğru yalnızlığı öyle derinleşti ki, yalnızlaştıkça Kemalizm'e mavi boncuk dağıttı. Eleştirilerini paranteze aldı; aldı almasına ama yine de Kemalistler için istenmeyen bir sadık dost oldu.
AK Parti ve Erdoğan karşıtlığı belki politik doğrusu sayılabilirdi ama Erdoğan nefreti onun en büyük metodolojik hatasıydı. Bu nefret, onun düşüncesindeki berraklığı bulandıran koyu sıvı gibiydi. Nefreti, Erdoğan'ın değişimini ve Türkiye'nin değişecek koşullarını görmesine engel oldu.
Bu nefret yüzünden, aştığını söylediği ve en doğru eleştirileri yönelttiği her şeye –Kemalizm’e, militer reflekslere, ulusalcı söyleme– geri döndü.
Kendi itirafıdır: "Biz Kemalizm'i aşmıştık, AKP bizi yeniden Kemalist yaptı."
Oysa suç "AKP"de değildi; bu, bir kuşağın kendi yetersizliğini başka bir aktöre yüklemesiydi. Türkiye, Kemalizm sonrasını düşünebilecek entelektüel ufka sahip değildi. "Sonrası" o nesil için mümkün değildi. Bu yüzden, gönülsüzce ve öfkeli bir halde Kemalizm’e geri döndü. (Kalanlar öfkeli Kemalizm-eleştirmeni olarak kaldılar sadece.)
Geri döndükçe dört bir yanını beceriksiz, ham ve gösteriş meraklısı insanlar sardı. Ona bir şeyler söyletmek isteyen şovmen kaltabanlar öğrencisi imiş gibi davrandılar. Hâlbuki ondan hiçbir şey öğrenmediler. Onun kütüphanesine dahi sahip çıkmadılar. Kitaplarını Kadıköy’de bir kütüphanenin raflarına gelişigüzel dizdiler.
Türkiye son düşünürünü kaybetti. Bu, aklı başında olanlar için bir yas sebebidir.
Başımız sağ olsun.
Fransa uçağından yalanlara devam ediliyor.
1-Eski DGM binasının tapusu, Vakıflar Genel Müdürlüğü adına kayıtlıdır.
Aşağıda tapu kaydını da paylaşıyorum.
Türk Medeni Kanunu'na göre taşınmaz mülkiyeti, kural olarak tapu siciline yapılan tescil ile kazanılır.
Bu ilkenin doğal sonucu açıktır.
Tapu kimin adına kayıtlıysa, mülkiyet hakkı da ona aittir.
Dolayısıyla, "mülkiyet hakkı yüzde yüz belediyeye ait ve tapu belediyede" demek koca bir yalandır.
2-Bugün çıkıp, "bu binayı biz bu hale getirdik, masrafı belediyece yapıldı" demek gerçek dışıdır.
Eski DGM binasının, Meslek Fabrikası amacıyla gerçekleştirilen dönüşüm sürecinde, 2014 rakamlarıyla toplam 3 milyon 105 bin 970 liralık bir kaynak kullanılmıştır.
Bu bütçenin yüzde 75'lik kısmı, İzmir Valiliği-İzmir Kalkınma Ajansı tarafından karşılanmıştır.
Dönemin İzmir Valisi ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı'nın yaptıkları protokol ortadadır.
3- Eski DGM binası, çok değil 2021 yılında, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla İstanbul merkezli Adıgüzel Vakfı'na verilmiştir. Söz konusu meclisin üyeleri arasında şu anki İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da bulunmaktadır.
Bu belediye meclisi kararı, dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AK Parti Grup Başkanvekili Özgür Hızal tarafından dava edilmiş ve mahkeme tarafından bu karar iptal edilmiştir. Ve İzmir'in malı İzmir'de kalmıştır. Mahkeme kararını aşağıda paylaşıyorum.
Sayın Tugay ve CHP İzmir Milletvekilleri'ne sormak lazım.
İzmir'in malı İstanbul'a verilmek istenirken nerelerdeydiniz!
4- Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce başlatılan tahliye işlemine yönelik, ikisi adli ikisi idari mahkeme olmak üzere belediyece dört dava açılmıştır. Açılan dört dava da tahliye işleminin durdurulmasına yönelik talep reddedilmiş ve tahliye sürecine yönelik hukuki süreç sonlanmıştır.
Bu konuda şu husus da çok önemlidir ve iyi bilinmelidir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü, mazbut vakıfları yöneten, ecdat yadigarı tarihi eserleri koruyup yaşatan ve vakıf gelirlerini burs, yardım ve sosyal destek mekanizmaları aracılığıyla topluma aktaran köklü bir kamu kurumudur.
Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "milletin serveti" olarak nitelediği vakıf müessesesi, bu kurum eliyle yalnızca geçmişin mirasını korumakla kalmaz; aynı zamanda bugünün ihtiyaçlarına cevap veren, yarının toplumsal dayanışmasını inşa eden güçlü bir sosyal yapı olarak varlığını sürdürür.
İzmirli hemşehrilerimizin gönlü ferah, içi rahat olsun.
Burada, şehrimizin ruhuna yakışan; estetiğiyle, işleviyle ve vizyonuyla İzmir'imize değer katacak muhteşem bir eseri hep birlikte hayata geçireceğiz.
Gençlerimizin hayallerine alan açan, geleceğine yön veren, umutlarını büyüten bu eser; aynı zamanda yarınlara bırakacağımız güçlü bir iz olacaktır.
Hayırlı Haftalar.
Sabahın ilk ışıklarıyla koparılan "şafak baskını, malımıza çökülüyor" yaygarasının ardında bir mağduriyet değil, bir hukuk tanımazlık yatıyor.
Eski DGM binaları olan bu tarihi miras, aslında devletin kurumu Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün tapulu malı.
Ancak içeridekiler, bağımsız yargının tam üç kez verdiği tahliye kararını ellerinin tersiyle iterek açıkça işgalcilik yaptı.
İstanbul'da mahkeme kararı bile olmadan gençlere hizmet eden onca kurumu kapı dışarı edenler, konu İzmir olunca kendi ülkelerinin kurumuna sanki bir "Yunan vakfıymış" gibi düşmanca bakacak kadar çifte standart uyguladılar.
Sahnede "İzmir'in malı İzmir'de kalmalı" naraları atanların sicili ise bambaşka bir gerçeği fısıldıyor.
Çok değil, yakın bir geçmişte aynı kişiler, bu tarihi mirası ihalesiz ve bedelsiz bir şekilde İSTANBULLU BİR VAKFIN kullanımına sunmaya kalkmıştı.
İzmir'in malını adeta uçurumun kenarından alan ve bu hukuksuz işleme "dur" diyen ise AK Parti kadroları oldu.
Yani geçmişte İzmir'in malını başkalarına altın tepside peşkeş çekmeye kalkıp yargıdan dönenlerin, bugün utanmadan "malımıza çökülüyor" demesi tam bir ikiyüzlülüktür!
Eğer bugün o mal İzmir'de kalıyorsa, geçmişte sergilenen o kararlı hukuki mücadele sayesindedir.
Artık o tarihi kapılar, işgalciler için değil, İzmir'in pırıl pırıl gençleri için açılacak.
Burası, üniversite öğrencilerine hizmet eden, şehre yakışır yepyeni bir eser olacak.
Bu hikayenin sonunda, o sahte kahramanlara verilecek tek bir nasihat var: Haddinizi bilin!
İzmir’in değerlerini gerçekten düşünüyorsanız, önce kendi belediyelerinizdeki kamu kaynaklarının şahsi menfaatlere ve gayrimeşru ilişkilere kurban edilmesini engelleyin.
İZMİR’DE BELEDİYELER CHP’lilerin SEVGİLİLERİNE DEĞİL, İZMİRLİLERE HİZMET ETMELİ!
Çünkü Ziya Paşa'nın da dediği gibi:
"Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz."
Sizin lafınıza değil geçmişteki TÜM SİCİLİ BOZUK işlerinize bakan İZMİRLİLER, bu çifte standardı ve hukuk tanımazlığı asıl şimdi unutmaz!
Elif Tuana Torun’un cenazesinde göremedik sizi ! Kadın hakları savunucuları ne oldu işiniz mi vardı ? Artistler sizi ! Hepiniz aynısınız ! Sizden cacığın içine hıyar olmaz !!! Hadi oradan . Bu kız 16 yaşında sözlü tacize uğradı nite sesiniz çıkmıyor ! Neden gitmediniz oraya niye haykırmadınız tabutu biz taşıyacağız diye ! Özgür Özel @eczozgurozel@herkesicinCHP ve tüm STK ‘lar size sesleniyorum bu kız çocuğu insan değil mi ? Anası babası yok mu ? Dut yemiş bülbül mü oldunuz ? Hani hepimiz eşittik hani söz konusu kadın haklarıydı ? #ElifTuanaTorun #görele
Toplumun tamamının tepki gösterdiği bir konuda bile net bir tutum alamayıp “hukukçu vekiller inceleyecek” demek; demokrasi değil, açıkça hesap ve kaygı siyasetidir.
Yıllarını bu partiye vermiş insanları savunmasını dahi almadan disipline sevk edeceksiniz,
ama tüm Türkiye’nin vicdanını yaralayan görüntüler karşısında top çevireceksiniz.
Bu çifte standart kabul edilemez.
Yazık… Yönetemiyorsunuz.
@Chpusakilkadin Siz nasıl kadınsınız, herif önüne geleni (biri kızı yaşında) götürüyor, chp’li kadın kolları herife yanlıyor. Tüh size, yazıklar olsun kadınlığınıza.