Sarı Yelekliler, Marianne heykeline üzerinde "Polis, çocukları sakat bırakıyor" yazılı sarı bir yelek giydirmiş. Fransa'da sanatı, sinemayı, edebiyatı kıskandıracak şeyler yaşanıyor.
Neither Cartier-Bresson, Banksy nor Cold War Steve could have come up with such an image. Absolutely perfect composition and lighting (even the road signs are perfect)! 😍
33. Tiyatro Eleştirmenler Birliği Ödülleri Açıklandı:
"Arzu Gamze Kılınç da “Filler ve Karıncalar” ile Yılın Yönetmeni ödülünü alırken sahnedeki kalabalığa bakıp kendisini yalnız hissetmediğini söyledi.
Yaşar Kemal��in “Filler ve Karıncalar” romanından söz eden Kılınç, tiyatro yapmaya çalışanları karıncalara, karşılarındaki bütün engelleri ise fillere benzetti. “Mücadele ettiğimiz sürece var olduğumuzu hissediyoruz” dedi.
Oyunun ardından bir arkadaşının kendisine “Karıncaların bir araya gelip filleri yenebileceğine inanıyor musun?” diye sorduğunu anlatan Kılınç, ona “Sen umutsuz karıncasın” dediğini aktardı.
Kılınç’ın gecenin sonunda söylediği cümle hepimizin aklına kazındı:
“Yeryüzünün bütün karıncaları birleşin.”
Evrim Kepenek haberi.
https://t.co/9HAwn490LF
geçen sene Selçuk Kozağaçlı'yı herkesten habersiz eline üç torba şahsi eşyalarını verip cezaevinden çıkarmalarını, tesadüfen tahliyeleri bekleyen gençlerin onu karşılamasını ve ertesi gün Selçuk abiyi tutuklayıp tekrar cezaevine atmalarını aşamıyorum. düşündükçe içim burkuluyor..
Politik savunma yetmemiş politik mülakat vermiş kuyu tipi çıkışında. Korktukları ne varsa Deniz o. Gözlerinin ta içine bakarak hbir hükümlerinin olmadığını söylüyor onlara. Bunu yapan ilk kişi değilse de en kitleseli. O yüzden daha çok paylaşmalı onu.
Canım Deniz. Hoş geldin ❤️
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar,
Yarın, 28 Eylül Pazartesi, Çağlayan Adliyesi’nde saat 10:00’da duruşmam var.
88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim?
İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş.
Biraz da cezaevinden havadisler: Sınıf atlama heyecanı var Karatepe’de mahallemize 2 özel jeti olan komşu taşındı. Herkes bir gecede radikal seviyede artan refah seviyesine uygun davranmaya çalışıyor. Ben de buna uygun olarak bu tweette “zengin derdi” sayılacak bir konu seçtim: Cezaevi ve müzik.
“Müziksiz yaşayamam” tipi bir insan hiç olmadım, hatta epey de yaşarım ama “müziksiz 88 gün yaşayamam” tipi bir insanmışım meğer. Rüyalarımdan birinde; tahliye olduğumu fark edince hemen Peyk açıyordum ama Peyk olmayan bir şey çalıyordu. Radyo ve Dream Türk var ama hep Peyk olmayan bir şey çalıyor.
Şimdi övmeye çekiniyorum; TRT 2’yi övdüm, son 1 aydır yok. Radyo 3 sağolsun, Gojira çaldı 1 saat. Böyle mucizevi anlar dışında pek seçenek yok. Bu yüzden bu yaşa kadar ergen inadıyla taşıdığım Türkçe pop alerjimi aşmam gerekti. Bu hafta savunmama hazırlanırken 24 saat boyunca Dream Türk açıktı. Sadece yan komşum Haluk Levent, Mamak Türküsü ya da Haziran’da Ölmek Zor çaldığında TV’yi kapatıp avluya çıkıyorum. Kuyu tipinin tek iyi yanı akustiği olabilir.
24 saat Dream Türk izlerseniz 4 kere Ezhel’i görebiliyorsunuz, özledik. Onun dışında Türkçe pop. Girl Band, Boy Band ve Karışık Band salgını var, herkes dikkatli olsun. Kalabalık ortamlara girmeyin, aniden bir koreografinin parçası olabilirsiniz.
Favorilerim:
Eypio & Sibel Can – Kıyamam
Mabel Matiz – Umrumdışı
Hücremde Mabel Matiz’in “Ben büyüttüm boy boy” dansını yaparken infaz koruma memuruna yakalandım. Bir kere de derbi günü MasterChef izlerken yakalanmıştım, iki etti.
Savunma öncesi gündemden uzaklaşmak için seçtiğim bu yumuşak konuyu burada yazdığım bir rap ile bitireyim. Sabah 9’da ekmek dağıtımı oluyor. Haftada birkaç gün de ekmekle birlikte poğaça veriliyor ve kruvasan neşesi yaşanıyor. O günler önce koridorda servis tezgâhının tekerleğinden çıkan sesler yankılanıyor. Sonra dağıtımı yapan memur bozacı gibi bir nağmeyle bağırıyor: “Ekmek ve poğaçaaaa”
(Fuat Ergin tarzı bir flow’la)
Ekmek ve poğaça Vaktimiz bolca Cicibebe olmasa Halimiz n’olcak Menü ful carbo Ne peynir ne yarım kadeh Doluca Haluk, Cem, Özkan, ben D Blok dört yapraklı yonca
Görüşmek üzere.
Tuna Nehri son 117 yılın en düşük seviyesini gördü.
İşte suyun altından çıkanlar:
-Mamut kalıntıları
-20’den fazla Nazi savaş gemisi
-700 kilogramlık bomba
-2300 yıllık tarihi köprü
-Yazılı tabletler
Hayatımda ilk kez on üç yaşımda Sivas Katliamı’nı televizyon ekranlarında izlediğimde ve yıllar sonra Alişer Efendi’nin kesik başının olduğu fotoğrafı gördüğümde çok etkilenmiştim.
Şimdi de bu fotoğrafı gördüğümden beri tarifsiz bir acı ve ezilmişlik duygusu içerdindeyim.
İnsanı insana insanca güldürerek anlatayım demiş, yok olmaz demişler. Devrimciler onurlu yürüyüşlerine devam ediyor. #DenizGöktaş ları yollarından kim engeleyebilmişki.
Denizler Susturulamaz!
Bugün, düşüncelerini mizah yoluyla ifade eden komedyen Deniz Göktaş, sanatını icra ettiği, düşündüğü ve konuştuğu için gözaltına alınmıştır.
Demokrasiyle yönetilen ülkelerde sanatçı ve aydından beklenen; toplumun yaşadığı sorunlara dikkat çekmesi, görülmeyeni göstermesi, söylenmeyeni söylemesi, gerektiğinde eleştirmesi, düşündüklerini özgürce ifade ederek kamusal tartışmaya katkı sunmasıdır. Sanatın işlevi; en karanlık anda ışık olması ve karanlığı aydınlatmasıdır. Bu, ifade özgürlüğünü kullanan herkes için bir hak; sanatçı için ise mesleğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Elbette sanatın muhalif yönünü yok ederek aslında sanatı ortadan kaldırmak isteyen, mizah gibi güçlü bir alanı sessizleştirmek isteyenlerin yukarıda belirtilen evrensel değerleri ne kadar idrak edebildiği halen tartışmalıdır.
Uzun yıllardır karanlığa işaret eden, eleştiren, sorgulayan herkes susturulmaya çalışılmaktadır. Bir şakanın dahi yargısal müdahalenin konusu hâline gelebildiği bir ortamda, Deniz Göktaş'ın gösterisi de ilk yayımlandığı andan itibaren toplumun farklı kesimlerinde tartışılmıştır. Bunun nedeni söylenenlerin suç teşkil etmesi değil, ifade özgürlüğünün giderek daha fazla baskı altına alınması olmuştur.
Ve beklenen(!) gerçekleşmiş; Deniz, özgür bir ülkede olması gerektiği gibi düşüncelerini açıkladığı ve sanatını icra ettiği için gözaltına alınmıştır. İfade özgürlüğünün yargı eliyle bastırılmaya çalışıldığı bu uygulama yasal bir zemine oturmadığı gibi meşru da değildir.
Tek adam rejimlerinin en büyük korkusu, gülen ve güldüren toplumdur.
İzmir Barosu olarak toplumu susturmaya ve yıldırmaya yönelik bu politikaları asla kabul etmiyoruz. Mizah başta olmak üzere sanatın her dalı ülkenin, toplumun ilerlemesi için zorunlu alanlardır. Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalı; ifade özgürlüğü üzerindeki yargısal baskıya son verilmelidir. Espriden suç unsuru cımbızlamaya çalışmanın yine en başta mizah konusu olacağı açıktır.