@Dasein66666 Letterboxd veya criticker hesabın varsa Claude'a bağlayabilirsin. Oradan sana bayağı sağlam öneriler yapabiliyor. Bir dene bence. Kişisel önerime gelirsek, Bron/Broen.
@IpekMayaSaygin Öyle de bunun sonu yok. Solun burnunun biraz sürtülmesi gerekiyor. Abd'de kültürel manada ileri gittiklerini kabul etmeye başladılar demokratlar. Trump'ı da seven pek yok. Merkeze bir yere gelecekler. Afd'de nefret ettirecek kendinden muhtemelen ama uzun vadede iyi olacak bence.
25 rahat atılır btw. Ha her gün dışarıdan yiyeceğim sürekli farklı mekanlarda takılacağım dersen iş değişir tabii de durumuna göre hareket etmen lazım. Sinema,tiyatro vs gidersin yine. Bir de aylık kıyafet almak kötü okay de sadece 2 3 kıyafete sahip olmak da pek matah değil.
İstanbul'da aile evinde yaşasa bile haftada 1-2 dışarı çıkan aşırı olmayacak şekilde aylık kıyafet vs alışverişi yapan bi yetişkinin 60 alıpta kenara 25 atması fikri o kadar imkansız geliyor ki
Entelektüel derinlik: Bir post kafka ve sabahattin ali paylaşmak, burçlar üzerinden psikolojik analiz, evrim a��acının bir gönderisini beğenmek ve erkeklerin ne kadar prenses olduğundan bahsetmek... The End
Yurt dışında da z kuşağı çok çabuk işten çıkıyor ve önceki nesillere göre tembel diyorlar ki düşün mobbing çok daha az ve ekonomi çok daha iyi buraya göre. Sence Türkiye'de yaşasalar asgari ücretle bilmem ebesinin 500 saatini(tatilsiz bir de) çalışmakla geçirirler miydi?
Sizden yaklaşık bi 50 kat güzel kız Brighton’ın bi kasabasında daha üni çağında Tesco, Lidl kasiyerliği yapıyor. Siz üni tatil olur olmaz evde 3 ay yatıp tiktok kaydırıp kaynak tüketiyorsunuz. 20 yaşını geçtiğin an gidip birey olmaya başlayacaksın, para kazanacaksın o zaman
Yani dediğin şeyleri yapan birçok insan var ve hayatlarından da gayet mutlular. Ha bu demek değildir ki hiçbir şeyin zamanı yok. 30 yaşında atletizme başlayıp 100 metre rekoru kıramazsın mesela. Ama hayat bu tip uçlardan oluşmuyor. Söz konusu olanlar ise aşşırı yapılası şeyler.
evet çünkü geç.
30 yaşında üniversiteye başlamak geç, 40 yaşında anne olmak geç, 60 yaşında boşanmak geç, 55 yaşında ilk evliliği yapmak geç ve asıl mesele bu kadar geç kalmışken neden hala bunları yapmak istediğimiz ve geç olmadığına dair romantik inancımız.
İdealist bir feministi belirleyen bir kutsal kitap mı var ayrı mesele de, dediği şey o kadar katı ki, o kafayla dünyadaki hiçbir çatışma çözülemezdi. Diğer bir grupla iletişime geçip onların belirli şeylerini rasyonelleştirebilmek her zaman kötü sonuçlara yol açmaz. Bknz: Empati
elestirmek icin soylemiyorum ancak erkeklerden hoslanan kimse tam bi feminist olamaz. niyetleri bu yonde olmasa da pratikte neredeyse hicbi zaman gercekten idealist bi feminist olamazlar. cunku duygusal bag %70 politik bilincin onune gecer. +
Sıkıldığım için detaylara bakmadım da, yetmez ama evet 2 olmasına sebep olan maddeler neler? Hangi maddeler daha da otoriterleşmeye neden olacak bilen varsa söylesin. Not:Adamlar 2+2 4'tür diye madde çıkarsa bi bit yeniği vardır diye düşünüp hayır veririm de temellendirmek gerek.
Çerçeve yasa hakkında muhalif çevrelerde çok farklı analizler yapıldı. Bunlar arasında sık tekrarlanan ve oldukça temelsiz bulduğum birkaç tezden bahsetmek istiyorum. Bu argümanlar yasayı desteklemek, Özel'in pozisyonunu savunmak ve siyasi partilerin tercihlerine idealist gerekçeler bulmak için kullanılıyor. Ama sonuçta, öyle ya da böyle, iktidarın planını kabul ettirme işlevi görüyorlar.
1. "Çerçeve yasa çok sorunlu ama hayır dersek iktidar propagandası yüzünden Kürtler bize oy vermez."
HAYIR. Doğru aday ve kampanyayla, özellikle büyükşehirlerde Kürt seçmenin desteğini muhalefet alabilir. Ayrıca süreci yürüten Kürt aktörlerin, siz evet deseniz bile, seçim zamanı sizi desteklemesinin hiçbir garantisi yok. Kazanımlarını korumak için iktidara giderek daha bağımlı hale geliyorlar.
Daha önemlisi, muhalefet iktidar propagandasından korkarak oy kullanırsa yarın başka konularda da aynı baskıyla iktidarın çizdiği sınırlar içinde hareket etmek zorunda kalır. Yeni Parti başarılı olacaksa, iktidar propagandası aşılmasını öğrenmeli.
2. "Yasa sorunlu ama destek verip süreci barış ve demokratikleşme yönünde itelim."
HAYIR. Türkiye'deki otoriterleşmeyi yaratan aktörlerle bu yasayı gündeme getirenler aynı. Otoriterleşme, iktidar elitlerinden bağımsız olarak ,gelişen bir doğa olayı değil. Dolayısıyla iktidar değişmeden, iktidarın hazırladığı bu yasanın kendi başına demokratikleşme getirmesini beklemek gerçekçi değil.
Aynı argüman komisyona katılım için de söylenmişti. CHP komisyona girdi ama geçen bir yılda demokratikleşme olmadı; aksine çok daha ağır baskılarla karşılaştı.
3. "İki yıldır devam eden süreç bir devlet projesidir. Özel ve İmamoğlu da destek vermek zorunda; yoksa iktidara gelemezler."
HAYIR. Artık iktidardaki elitlerden özerk hareket eden bir devlet aygıtı yok. Olsaydı yargı ve bürokrasi muhalefeti bu ölçüde sistematik baskı altında tutamazdı.
Süreci yürüten aktörler zaten iktidar değişmesin diye bu hamleleri yapıyor ve muhalefetin iktidara gelmesini engellemeye çalışıyor. Dolayısıyla onlarla kurulacak bir uzlaşının muhalefetin önünü açacağını düşünmek gerçekçi değil.
4. "Yasaya hayır demek sağcılıktır, Kürt düşmanlığıdır."
HAYIR. Yasayı zaten sağcı bir iktidar hazırladı. Hukuken ve siyaseten ne kadar sorunlu olduğunu söyleyen çok sayıda solcu hukukçu, akademisyen ve gazeteci var. Kürt seçmende de sürece ilişkin iddia edildiği ölçüde büyük bir heyecan görünmüyor.
Nitekim aylardır sürecin çok popüler olduğunu gösteren anketler paylaşan bazı araştırmacılar, referandum önerisine ilk karşı çıkanlar arasında yer aldı.
5. "Kendisi evet deyip partisini serbest bırakan Özgür Özel büyük bir stratejik hamle yaptı. Şimdi iki tarafın da desteğini alacak."
HAYIR. İki tarafın da desteğini kaybetmesi daha olası. Böylesine önemli bir konuda günlerce net bir pozisyon alınamamasının ardından Özel'in evet, grubun çoğunluğunun ise hayır demesi iki başlı bir görüntü yarattı. "Tabanın sesini dinleyin" denilen milletvekilleri hayır diyorsa, doğal olarak, siz kimin sesini dinliyorsunuz sorusu ortaya çıkıyor.
Üstelik Özel'in evet oyu iktidar medyasında neredeyse gündem bile olmadı. Parti, anayasaya aykırı bulduğu için komisyonda önerge verdiği ve görüş aldığı hukukçuların ciddi biçimde eleştirdiği bir yasaya Meclis'te destek vermiş oldu.
Ortaya 2016 dokunulmazlık krizinden çok farklı olmayan bir tablo çıktı. Kılıçdaroğlu örneğinde olduğu gibi, Özel'in taban desteği ve siyasi meşruiyeti darbe aldı. Bundan sonra bu yasa kapsamında yaşanacak her olumsuzluk da dönüp kendisine yönelik bir eleştiriye dönüşecek.
Chatgpt şöyle diyeyim, facebook kullanan dayılarla dalga geçiliyor ya, onun gibi bir şeye dönüşebilir ileride. Claude ile rekabet etmeye çalışıyor tabii ama Claude bayağı lider yani özellikle teknik konularda. Gpt ile daha iyi boş yaparsın ama
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Son olarak Atatürk'ün devletçi bir adam olması mevcut kurumları destekleyeceği anlamına gelmez Atatürk onları kursa bile. Yozlaşabilirler doğal olarak + muhafazakar biri değil kendisi. Saltanat ve halifeliği kaldırırken aaa bu kurumlar yüzlerce sene var korumalıyız demedi.
Nereden baksan falso açıklama. Bir, kızılay kamu kurumu değil kendi sitesinde de yazıyor. İkincisi kızılayın yönetimini beğenmeyip bağış yapmamak kurumu önemsizleştirmek anlamına gelmez. Kurumun yöneticileri geçicidir çünkü + hayali bir halkını düşünen kızılay diye bir şey yok.
Prof. Dr. Enis Doko:
Atatürkçüyüm demek, Atatürk'ün yolundan gidiyorum demek, Atatürk burada nasıl davranır diye düşünmeyi de gerektirir.
Atatürk Kızılay'ı ezdirir miydi? İsmini kendisi verdiği Kızılay'a Atatürk bu şekilde muamele edenlere ne derdi?
'Kızılay'a bağış yapmayın, güvenilmezdir, devlet kurumları güvenilmezdir' diye devlet kurumlarını itibarsızlaştırdığınız anda bence Atatürk çizgisinde kalmazsınız. Atatürk buna asla izin vermezdi.
https://t.co/MWP9tDTH45