Denizin dalgasının kıyıya vurduğu noktadan itibaren 50 metre içeriye kadar olan bölümü, yani kumsalı; hiç bir otel veya işletme şezlong, şemsiye, platform ve benzeri şeyler koyarak işgal edemez.
Bu bölüm, Anayasa ve Kıyı kanunu gereği, ücretsiz olarak tüm vatandaşların kullanımına açıktır.
İşletmeler, ancak bu bölümün dışında mülkiyetleri altındaki veya kiraladıkları alanda; duş alma yeri, şemsiye, şezlong, havlu vb denize girmek için gerekli eşya ve levazımatı bulundurabilir ve kiraya verebilirler.
Kamunun kullanımına açık 50 metrelik alanda denize girmek üzere; isteyen herkes kendi şezlongunu, şemsiyesini, koyarak veya havlusunu sererek güneşlenebilir ve denize girebilir.
İşletme adı altında sahili işgal eden şebekelerin, belediyeye veya herhangi bir merciye “işgaliye bedeli” ödemiş olmaları;
-Yaptıkları işgali yasal hale getirmez ve “işgallerinin devamına dair izin almış oldukları” anlamına gelmez.
-Vatandaşların kamuya açık ve ücretsiz kullanma hakları olduğu bu bölümden faydalanma haklarını ortadan kaldırmaz.
-Kendilerine vatandaşları oraya sokmama veya oradan faydalanmalarına engel olma hakkı vermez.
Mevzuat böyle olduğu halde; Deli Dumrul gibi gelen kişileri bu alana sokmayan, yolunu kesen, tehdit eden veya para ödemeye mecbur bırakan işletmeler veya kişiler düpedüz eşkıyadır, haramidir ve hayduttur.
Bunu yapanlar hakkında;
-İnsanları hürriyetlerinden yoksun bırakma,
-Kamuya açık alanları işgal etme,
-Haydutluk ve eşkıyalık yapma suçlarından işlem yapılması gerekir.
Bu konuda kendilerine suç ihbarında bulunulan emniyet makamları ve savcılıklar; işgalci ve yol kesenler hakkında gereken işlemi yapmadıkları ve bunların çıkardıkları engelleri kaldırmadıkları takdirde, kanuni görevlerini yerine getirmemiş olur ve “görevi ihmal” suçunu işlemiş olurlar.
Eğer resmi yetkililer, kendilerine ihbar geldiği halde işgalciler ve vatandaşları engelleyenler hakkında suç takibatı yapmaz ve işgali kaldırmazlarsa; bu defa onlar hakkında, görevlerini ihmal ettiklerine dair üst mercilerine suç duyurusunda bulunulması gerekir.
Deniz Göktaş'ın "manevi değerlerle dalga geçtiği" gerekçesiyle gözaltına alınması, mizahın toplumsal işlevini ve özgürlük alanını yeniden gündeme getirdi. Bu süreçte gözden kaçan temel bir gerçek var: Mizah, doğası gereği provokatiftir.
Komedi, konfor alanlarını bozmak ve sarsılmaz sanılan kalıpları esnetmek için vardır. Kimseyi rahatsız etmeyen, herkesin onayını alan bir mizah özünü kaybetmiştir. Dolayısıyla kutsal ya da dokunulmaz ilan edilen alanların mizahın radarına girmesi bir hata değil, mizahın tam olarak varlık sebebi.
İşin psikanalitik boyutu da bu provokasyonla doğrudan şekillenir. Espri, içimizden geçirip de açıkça söylemeye çekindiğimiz şeyleri, iç sansürümüzü zekice atlatarak dışarı kaçırmanın bir yoludur. Alınan hazzın ve gülme eyleminin kaynağı da budur: Bastırılmış olan düşünce ve arzuların bir anlık serbest kalmasıyla açığa çıkan psişik enerji.
Bu yüzden en güçlü komedi, tüm toplumların en çok bastırdığı yerlerden, yani din, siyaset ve cinsellik gibi tabu alanlarından doğar. Tabu ne kadar ağır ve sarsılmaz görünüyorsa, onu delen esprinin boşalttığı toplumsal ve bireysel basınç da o kadar büyük olur. Komedi, gücünü yasağın kendisinden alır. Hiçbir sınıra dokunmayan, tamamen nötr bir mizah zaten pek komik olamaz. Dolayısıyla "bu konularla dalga geçilmez" diyerek sınırlar çizmek, komedinin en verimli ve can alıcı damarını baştan kurutmak anlamına gelir.
Deniz'in bir an önce serbest bırakılmasını diliyor, sahne sanatlarında ifade özgürlüğünün hoşgörüyle, ya da en azından toleransla karşılandığı bir Türkiye hayal ediyorum.
@siyahsancakx Ya 25 kuruş ne ag hiç mi fizibilite çalışması yapan bir yok içerinizde.. eğer bu bi toplumun nabzını ölçelim haberiyse burdan yetkililer duysun 25 kr kimse atmaz, 5-10 tl yapın atalım.