Dedim ben de uzaktan geliyorum ama kendimde böyle bir hakkı göremiyorum tarihi eser bunlar bu şekilde davranamazsınız. Müdahale edip indirdim ama ben çıktıktan sonra iki katını yapmış olabilirler....
Şu olayın aynısını Edirne Ulu Camii de yaşadım. 2 kadın çocuklarını hunharca minbere salmışlar kenarlardan asılarak tırmanmaya çalışıyor perdeye asılıyor merdivenlerde zıplıyor falan. Kan beynime sıçradı resmen görünce, bahaneleri de uzaktan gelmeleriymiş
"Uzun ve yorucu hastalıklar geçiren bir yakınınızın adım adım iyileştiğini gördüğünüzde ne hissederseniz, ben de Şâm-ı Şerîf’e her gidişimde aynı hislerle doluyorum. 2024’ün son günlerinden itibaren bir ayağım sürekli orada ve her seferinde istikbale dair umutlarım artmış olarak İstanbul’a dönüyorum."
Taha Kılınç'ın Şam izlenimleri...
Tatlı bir Şam akşamı:
https://t.co/Nbb3EdDvrH
Bir bereket ocağı:
https://t.co/ZdVrdx1mvi
mutfakta yere oturmuş bi şekilde yemeğin pişmesini beklerken gördüm bu fotoğrafları.
tabi hayâl ettim o günü. bi zarif hissettirdi. bi o gün orda olsaydım keşke dedirtti. bilmiyorum; duvağı içimi yumuşattı gibi hissettim.
fatıma’nın ali radıyallahu anh ile evlendiği o gün.
kızını gelin eden peygamberin günü.
ali’nin peygamberin kızı fatıma radıyallahu anhı gelin aldığı o gün.
fatımanın belki de, annem de hayatta olsaydı dediği o gün.
medine’de bi bayram günü herkes için. güzel yani.
cennette bizzat sahiplerinden dinlemek istediğimiz ne çok gün var. nasip etsin Allah. amin.
Robot süpürge lüks, hiç olmasa da olur. Bulaşık makinesi hatta fırın ilk yıllarda olmasa da olur.
Benim çok yakın tanıdığım o kadar gelen gideni fazla ve ailece kalabalık olmasına rağmen evlendikten 35 sene sonra bulaşık makinesi sahibi oldu. "Ne varsa eskilerde var" diye boşuna dememişler. Şimdikiler otomatik gelin olmuş.
Bu kadar şatafata rağmen çoğunun evlerinde huzur yok, mutluluk yok. Ve ne yazık ki ülkemizde boşanmalar had safhada.
Ne diyelim Rabbim evlenmek isteyen gençlerimize kolay ve huzurlu evlilikler nasip etsin 🤲🏼
İki yıl önce köye ilk geldiğim zamanlarda, onu "garibanın biri" diye tanıttılar. Kendi halinde, üstü başı pejmürde biriydi.
İlk bakışta aklımdan geçen, "Meczup herhalde." fikriydi. Ancak zaman geçtikçe tanıdım Şayibu’yu.
Meğer çocukken İslami eğitim almış. Fakat kader işte. Önce kimsesiz kalmış, sonra kendi dünyasına çekilmiş. Zamanla eli ayağı da tutmaz olmuş. Her şeyi bırakmış ama yalnızca Kur'an’dan vazgeçmemiş.
Tanıdıkça öğrendim ki hâlâ köyün çocuklarına Kur'an’ı o öğretiyor.
Hatta köyünde cami yok diye kamıştan bir mescit yapmış.
Hikâyesini öğrendikten sonra hadsizce, "Diğer hocalara benzemiyorsun," dedim. "Hangilerine mesela?" diye sordu. Öyle bir sordu ki rehber arkadaş bile kalakaldı.
Ben de dondum, cevap veremedim. Gülümseyerek baktı, bir şey demedi.
Dün gittiğimde mescidi yıkılmıştı. Yağmur, binbir emekle yaptığı mescidi yerle bir etmişti.
Şayibu, o enkazın önünde oturmuş huzur içinde Kuran okuyordu.
Bir sözü ezberlersiniz, sonra anlamanız için yaşamanız gerekir ya. Ben de "Defineye malik viraneler vardır" sözünün ne olduğunu dün öğrendim. Ben harabat ehlini hor görendim, o defineler sahibi virane.
Ömer radıyallahu anh’den:
Umre yapmak için Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den izin istedim. Bana:
— Kardeşim! Beni duadan unutma, dedi.
Resûlullah’ın bana olan bu sözünden duyduğum sevinci, bütün dünya bana verilse duymazdım.
Ömer b. Hattâb radıyallâhu anh’den:
«Duâ, gökle yer arasında bekletilir. Eğer Peygambere salavât getirilmezse tek bir kelimesi Allah katına yükselemez.»