Yönetim kurulu toplantımızı Mutfak Sanatları Merkezi’nde gerçekleştirdik.
Toplantımızda; çalışmalarımız değerlendirilirken, hayata geçirilmesi planlanan faaliyetler, organizasyonlar üzerine istişarelerde bulunuldu.
Toplantımızın iş dünyamıza katkı sağlamasını temenni ediyoruz.
Kayseri’de genç bir şahıs yaşlı bir amcayı dövdükten sonra yerde defalarca suratını tekmeledi! Hızını alamayan şahıs, amcanın eşini de dövdü…
Bu arkadaşla bizzat tanışmayı çok isterdim çok!!!
SUÇ ŞAHSİDİR, KURUMLARI YIPRATMAYALIM! Hâkim meslektaşımızın bir savcı tarafından vurulması elim bir hadisedir, faili kim olursa olsun bireysel bir vahşettir ve en ağır şekilde lanetlenmiştir. Ancak bu acı olay üzerinden, sosyal medyada ve çeşitli platformlarda bazı avukat meslektaşlarımızın; "Hâkim ve Savcılar da X-Ray cihazından geçsin" dayatmalarını, daha da ileri giderek "Biz kimlere emanetiz, bunlar nasıl seçiliyor?" şeklindeki, tüm teşkilatın liyakatini hedef alan söylemlerini hayret ve ibretle takip etmekteyim.
Suçun şahsiliği, hukukun en temel ve evrensel ilkesidir. Her meslek grubunda, o unvanı taşımaya layık olmayan münferit kişiler çıkabilir. Ancak bir Cumhuriyet Savcısının işlediği şahsi ve menfur bir suçu bahane ederek; binlerce fedakâr hâkim ve savcının atama süreçlerini, liyakatini ve mesleki yeterliliğini sorgulamak, tüm camiayı töhmet altında bırakmaktır. Bu, hukuki bir eleştiri değil, popülist bir fırsatçılıktır.
Şu husus gözden kaçırılmamalıdır: Adliyeler, hâkim ve savcıların görev ifa ettikleri "iş yerleridir". Nasıl ki avukat meslektaşlarımız kendi hukuk bürolarına girerken herhangi bir aramaya tabi tutulmuyorlarsa; hâkim ve savcıların da kendi iş yerleri olan adliyelere girerken aranması beklenmemelidir.
Hâkim ve Savcılar, devletin yargı yetkisini kullanan, teminat altındaki makamlardır. Güvenlik tedbirleri elbette önemlidir; ancak şahsi bir cinnet hali üzerinden, yargı mensuplarının hem fiziki güvenliğini hem de mesleki saygınlığını tartışmaya açmak, yangından mal kaçırmakla eşdeğer bir hatadır.
Bu tür fevri çıkışlar ve topyekûn karalamalar, yargıya olan güveni tesis etmez, aksine yargının kurucu unsurları arasındaki saygıyı tahrip eder.
Münferit bir olay üzerinden yapılan bu talihsiz açıklamalar, yargı mensuplarının itibarını zedelemekte ve kurumlar arası güveni sarsmaktadır. Acılarımızı yarıştırmak ve ayrışmak yerine; hukuku ve meslek onurunu savunmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Herkesi bu sorumluluğun bilincinde olmaya davet ediyorum.
https://t.co/bgztOvdu1P
Levent Gültekin:
"Erden Timur'un ifadelerini okudum, neden tutuklandığını gerçekten anlayamadım. Ne şike, ne bahis var. Sadece daire sattığı kişiler sorulmuş.
Taner Çağlı'nın ifadesini okudum, tamamen özel hayattan bahsediyor. O da tutuklandı.
Öyle bir kanıksadık ki, yarın sabah herhangi biri tutuklanabilir ve gerekçesini kimse bilemez."
Levent Gültekin:
“50 bin suçlu insan yeniden aramıza dönüyor.
Hırsızlık, gasp, uyuşturucu, kadına şiddet. Bütün bunları serbest bırakıyorlar. İlk etapta 50 bin. Devamı gelecek. Tabii, 120 bine çıkacakmış.
Bu yetmemiş.
Arkadaş, siz bu ülkenin düşmanı mısınız ya? Abi düşmanı mısınız bu ülkenin? Bu af dediğiniz şey, bu cezasızlık duygusu ülkeyi çürüttü.”
Kayseri adliyesinde Ağır Ceza Mahkemesi’nde görevli bir savcı arkadaşın dosya da yaptığı standart üç şey:1- savunma yapılırken telefonla ilgilenmek, 2- iddianame yi kopyala yapıştır yapıp ceza istemek, 3- burun karıştırmak. Masumiyet karinesi bunun için mi?
HSK 2. Dairesinin Hâkimlere Rücu Edilmesine İlişkin Kararını Doğru Bulmuyorum
Türk hukuk sisteminde, hakim ve savcıların yargısal faaliyetlerinden dolayı doğrudan kişisel olarak dava edilmeleri mümkün değildir. "Devletin Birinci Derecede Sorumluluğu" ilkesi gereği, vatandaş tazminat davasını Maliye Hazinesi’ne açar. Ancak devletin, ödediği tazminatı ilgili hâkim veya savcıdan geri istemesi (rücu etmesi), Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) kapsamında iki farklı rejime tabidir.
Son dönemde HSK İkinci Dairesi’nin verdiği bir karar, bu iki kanun arasındaki uygulama farkını ve "masumiyet karinesi" tartışmalarını yeniden gündeme getirmiştir.
1. İki Farklı Düzenleme: Hmk 46 Ve Cmk 141 Ayrımı
Hâkimlerin sorumluluğu konusunda sıklıkla karıştırılan iki temel düzenleme bulunmaktadır:
A. Genel Sorumluluk Rejimi: HMK Madde 46
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesi, hâkimin yargılama faaliyetindeki kişisel kusuruna dayanır. Hukuk veya ceza davası fark etmeksizin; bir hâkimin hukuka aykırı karar vermesi, rüşvet alması, kayırıcılık yapması veya tutanakları tahrif etmesi gibi sınırlı sayıda sayılan hallerde devlet tazminat öder.
Kritik Nokta: Burada devletin sorumlu olması için hâkimin "kusurlu" olduğunun ispatı şarttır.
Rücu: Devlet tazminatı öderse, kusurlu hâkime rücu eder.
B. Koruma Tedbirleri Rejimi: CMK Madde 141
Bu madde, sadece tutuklama, gözaltı, arama ve el koyma gibi koruma tedbirleri için özeldir.
Kritik Nokta: Burada hâkimin kusuru aranmaz. Hâkim, dosyadaki delillere göre hukuka uygun bir tutuklama kararı vermiş olsa bile; sanık yargılama sonunda beraat ederse devlet vatandaşa tazminat öder ("Kusursuz Sorumluluk").
Rücu (CMK 141/4): Devletin ödediği bu parayı hakime rücu edebilmesi için, hâkimin "Görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanmış olması" şartı aranır.
2. Tartışmanın Odağı: Hsk'nın Yeni Yaklaşımı
Uygulamada, CMK 141 kapsamında ödenen tazminatlar genellikle "yargılamanın doğal riski" olarak görülür ve hâkime rücu edilmezdi. Rücu için hâkimin TCK 257 (Görevi Kötüye Kullanma) suçundan kesinleşmiş bir ceza alması beklenirdi.
Ancak HSK İkinci Dairesi'nin 18.09.2025 tarihli ve 2025/1417 sayılı kararı, bu yerleşik algıyı değiştirecek niteliktedir. Kurul, FETÖ/PDY iltisakı nedeniyle meslekten ihraç edilen yargı mensuplarının geçmişte (Ergenekon davası sürecinde) verdikleri tutuklama kararları nedeniyle ödenen tazminatların rücu edilmesine karar verirken şu gerekçeye dayanmıştır:
"Rücu, cezai sorumluluk kapsamında bir müessese olmayıp hukuki sorumlulukla ilgilidir. Bu nedenle rücu için ilgili hâkim/savcı hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kesinleşmiş mahkumiyet şartı aranmamalıdır."
3. Hukuki Analiz ve Riskler
HSK'nın bu yorumu, rücu kurumunu Ceza Hukuku'nun sıkı şekil şartlarından çıkarıp, Borçlar Hukuku'nun daha esnek "kusur" alanına taşımaktadır. Bu durum üç temel hukuki sorunu beraberinde getirmektedir:
Masumiyet Karinesi Sorunu: Hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkumiyeti olmayan bir hâkimin, idari bir kararla "görevi kötüye kullandığı" tespit edilerek tazminatla sorumlu tutulması, Anayasa m.38 ile korunan masumiyet karinesini zedeleme potansiyeli taşımaktadır.
Ceza ve Hukuk Çelişkisi: İlgili hâkimin ceza davasından beraat etmesi durumunda; bir mahkemece "suçsuz" bulunan kişinin, idari bir kurulca "kusurlu" sayılarak tazminata mahkum edilmesi gibi bir hukuk garabeti doğabilecektir.
Yargı Bağımsızlığı ve Çekingenlik (Chilling Effect): CMK 141/4'ün bu şekilde geniş yorumlanması, hâkimlerde "Verdiğim tutuklama kararı beraatle sonuçlanırsa yıllar sonra bana rücu edilir mi?" endişesi yaratabilir.
SONUÇ
HSK'nın bu kararı, CMK 141/4 uygulamasında "ceza mahkumiyeti şartının aranmaması" yönünde genel bir emsal oluşturma riski taşımaktadır.
Bununla birlikte meselenin pratik boyutu da göz ardı edilmemelidir. Yargı teşkilatının halihazırda sırtlandığı ağır iş yükü gerçeği ortadayken; bu yüke bir de her dosyanın potansiyel bir "rücu tehdidi" haline gelmesi eklenirse, yargılamaların sağlıklı ve özgür iradeyle yürütülmesi imkansız hale gelecektir. Hâkimlerin zihninde yer edecek bu "tazminat korkusu", kararlarda hukuki isabetten ziyade "risk almama" refleksini geliştirecek, bu da adaletin tecellisine zarar verecektir.
"Bak Buradan Kovarım Seni"
Emekli Başsavcı Mehmet Demir ile Gazeteci Ali Tarakçı Arasında Stüdyoda Büyük Gerginlik
#MehmetDemir#AliTarakçı#CHP#Kurultay
Referansla gelenin 3 zarureti;
- bulunduğu makama gelebilmek için referansını memnun etmelidir,
- bulunduğu makamda durabilmek için referansını memnun etmelidir,
- bulunduğu makamdan yükselmek için referansını memnun etmelidir.
Varın siz referanslıdan iş bekleyin☝🏻
Çok önemli.
Avukat Rezan Epözdemir’in yargıdaki ilişki ağı çözülebilirse, taş üstünde taş kalmaz.
Çok iddialı söylüyorum.
Yargıda FETÖ yapılanmasından sonraki en büyük çıkar çetesi deşifre olur.
Hadise, bir rüşvet iddiasından çok daha fazlasıdır.
Cumhurbaşkanımız da ‘ucu kime uzanırsa uzansın sonuna kadar gidilmelidir’ dediğine göre, bu temizlik operasyonu için siyasi engel yok demektir.
Başlangıç işin yarısıdır, dileğimiz tamamına ermesidir.
Yönetim kurulu toplantımızı ASKON Kayseri Başkan Yardımcımız Gökhan Ayvaz Bey’in ev sahipliğinde gerçekleştirdik.
Kıymetli ev sahipliğinden dolayı kendilerine teşekkür ederiz.
#ASKON#Kayseri