Hümâyûn em serê kûhem veten bî,
Seyrê âlem kerdem her câ çemen bî,
Ne xûn dîrem ne mûn dîrem ne sâmûn, Demê murden per û bâlem kefen bî.
Baba Tahire Üryan
Öcalan, Bahçeli ve olan bitene dair...
Suriye'ye ve SDG'nin pozisyonuna dair Öcalan'ın netliği, sanırım son noktayı koymuş oldu.
Dışarıya sızan, sızdırılan notlarda Suriye ve SDG ile ilgili Öcalan'ın ne düşündüğüne dair cümleler genelde metinden düşmüş olarak karşımıza çıkıyordu. Barış karşıtı kesimlerin, her cümleyi şoven bir tutumla kışkırtıcılığa dönüştürdüğü bir zeminde elbette bu anlaşılır bir durumdu.
(Öte yandan, cümle kurmamış olduğu varsayımı, yani sessizliği bile bugün kurduğu, seslendiği cümlelere denk gelirdi...)
Öcalan'ın 7 Temmuz'da Arap aşiretlerine ve şeyhlerine dair kaleme aldığı mektubu (seslenişi) çok açık şekilde gösterdi ki Suriye'nin geleceği "demokratik ulus" paradigmasıyla inşa olacak ve QSD, SDG bundan şaşmayacak.
Suriye'nin geleceği tekçi bir anlayışla değil, çok dilli, kültürlü "demokratik ulus" temelinde inşa edilecek.
(Tekçilik ısrarla dayatılırsa, ikili bir yönetim kaçınılmaz olarak Suriye gerçeğinde kendine yer bulacak)
Öcalan'ın çağrısı bu yanıyla hem çok net hem de Suriye halklarına ve tüm bileşenlerine de garanti/güven veren bir söz niteliğinde diyebiliriz.
Hem Arap aşiretlerini hem de şeylerin dini hassasiyetleri kaşıyarak, SDG'nin kontrolü altındaki bölgeleri kışkırtmaya çalışan barış karşıtı kliklerin ve norm dışı tüm yapıların varlığına ve amaçlarına karşı da önemli bir uyarıda bulunuyor Öcalan ve bu uyarının kaleme alındığı tarih de oldukça anlamlı. (7 Temmuz 2025)
Haziran, Temmuz ayında ve Ağustos ayına uzanan boyutta SDG'nin hedefe konduğunu, sert açıklamalar yapıldığını, özellikle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ifadelerinde somutlanan tehditlerin hissedildiğini düşündüğümüzde, aynı zaman diliminde Öcalan tarafından bu mesajın kaleme alınmış olması hassasiyetinin ölçüsünü de gösteriyor.
Görünen ile yaşanan arasında, anlaşılmayan ile anlaşılır olan arasında, olan ile olmayan arasında tek net olan şey ne diye baktığımızda, Öcalan'ın çok net, SDG'ye ve ürettiği politikalara dair ise ideolojik, psikolojik ve politik desteğinin tartışmasız olduğunu görürüz.
Yayınlanan açıklama ile artık bir tartışma konusu değildir SDG'nin pozisyonu. Herkesin ayağını buna göre uzatması gerektiğini de işaret ediyor da diyebiliriz.
Barış ve çözüm masasında bulunan Öcalan'ın, tüm süreci en ince ayrıntısına kadar, bölge bölge, saha saha, adım adım nasıl kafasında inşa ettiğini de gösteriyor bu durum bize. Bu yanıyla zihni sadece masada değil, tüm bölgede diyebiliriz.
Bölgede, özellikle Suriye sahasında, çözümsüzlüğün ve çatışma risklerinin arttığı, sorunların düğüm haline geldiği yerde, düğümlere çözüm üfleyici bir irade geliştiren, bu iradeyi geliştirmesi için politik hamleler yapan, ortam oluşturan SDG kadrolarının siyaset gücü, öğrencisi oldukları İmralı hakikatinin de gücünü işaret ediyor bence ve bu gerçekten etkileyici.
Eğer böyle olmasaydı bugün masa da olmazdı.
Bahçeli bir irade geliştirmek için adım atmaz, Erdoğan bu adımı sahiplenmezdi.
Bu yanıyla biz ne Bahçeli'nin iradesinin anlamını tartışırken onu övüp, büyük payeler yüklüyor, ne de Öcalan'ı göklere çıkarıp, tartışılmaz kılıyoruz.
Aksine, hakikati özneleriyle birlikte konuşmaya ve politik tutum ve iradelerinin tarihsel anlamlarına bakarak, anlamını yakalamaya çalışıyoruz. (En azından ben bunu dert ediniyorum)
Bu mesele iyimser olmakla veya olmamakla hiç ilgili değil. Mesele tarihsel ve öyle de ele alınmalı. Aktörlerin tavrı tarihsel ve öyle de konuşulmalı.
Türkiye devleti, ikinci yüzyıla geçmiş yüzyılın kodlarıyla girmek istemediğini, Bahçeli'nin bir çok ifadesi aracılığıyla ortaya koydu.
Dönüşüm zor ve sancılıdır. Statükoları kırma veya değiştirme paradigması ise, siyasi kriz üretmekten kurtulamaz. Dönüşüm, yapısal bir kriz üretiyor ve tüm devleti zorluyor bu hal...
İZANA* ÇAĞRI
TR yönetiminin, ülke Kürtleriyle tarihî ve kalıcı bir uzlaşma ararken, tescilli teröristlerce yönetilen ve ülke geneline çağdışı bir yaşam tarzı dayatmaya çalışan bir geçici yönetimin insafında kendini yönetmeye çalışan Kürtleri ezmeğe çalışması orta ve uzun vadedede zararlıdır. Öncelikle, kendi içinde aradığı uzlaşmayı sağlayamayacaktır. İkincisi, bu şartlarda Suriye'de merkezî bir iktidar etrafında üniiter bir yönetimin kurulma şansı sıfıra yakındır; olmayacaktır. Üçüncüsü TR bu inadını sürdürdüğü taktirde Suriye'yi İsrail'e teslim edecektir.
Eğer amaç bu değilse, sürdürülen düşmanlık politikası, "stratejik derinlik" kadar verimsiz, hatta zararlı olacaktır. Kayda geçsin.
*İzan: Anlama, anlama kabiliyeti.
.@MazloumAbdi - Your leadership & the SDF’s perseverant efforts, alongside the Syrian government’s resolute commitment to inclusion under President al-Sharaa, are pivotal to a stable Syria of “one army, one government, one state.“ We so appreciate the constructive dialogue to advance integration and unity. We await continued talks for a secure future!
https://t.co/4pke03VgM0
@avmehdiozdemir Jack Cade: '' ben kral olduğumda, hiçbir şey ücretli olmayacak. Benim hesabımdan yiyip içebilecekler. Hepsine eşit davranacağım. Böylece kardeş olarak görecek bana da efendileri olarak tapacaklar.''
Çete üyesi Kasap Dick: ''O zaman hadi, ilk iş olarak bütün avukatları öldürelim!'
Irkçılık bir hastalık değil, bir tercihtir. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden bu nefret dilini kınıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi’den, bu ırkçı ifadelerden dolayı açıklama bekliyorum.