1. Medine Vesikası: Metin ile Pratik Arasındaki Uçurum
Medine Vesikası, metin olarak:
•çoğulcudur,
•farklı inançları tanır,
•eşit yükümlülük eşit hak ilkesi vaadi taşır.
Ancak tarihsel süreç, bu metnin sürekli ve sadık biçimde uygulanmadığını göstermiştir.
Kritik kırılma noktası:
•Müslümanlarda siyasal güç kurumsallaştıkça,
•“sözleşme ortaklığı” yerini egemen tebaa ilişkisine bırakmıştır.
2. Yahudiler Örneği:
Medine’deki Yahudi kabileleriyle yapılan sözleşmeler:
•Başlangıçta eşit siyasal taraflık içerirken,
•Güç dengesi değiştikten sonra fiilen geçersizleştirilmiştir.
Bu süreç:
•sadece “ihanet” anlatılarıyla açıklanamaz,
•devletleşmenin doğasıyla ilgilidir.
Buradaki gerçek şudur:
Devlet, güçlenince sözleşmeye değil, kendi bekasına sadık kalır.
Bu, yalnızca İslam devletlerine özgü değildir;
ama dini meşruiyetle örtüldüğünde çok daha yıkıcı olur.
3. Kürtler Açısından Tehlikeli Olan Nedir?
Kürtler, tarih boyunca “ortak din – ortak kader” söylemiyle,
ama insani ve siyasal eşitlik olmadan sisteme eklemlenmiştir.
Medine Vesikası referansı:
•devletsiz bir halk için
•devletli çoğunluğun merhametine bırakılmış bir yem anlamına gelir.
Bu da şu riski taşır:
•Bugün “ümmet”, yarın “itaat”,
•Bugün “kardeşlik”, yarın “güvenlik tehdidi”.
4. Asıl Sorun Metin Değil, Güç İlişkisi
Sorun Medine Vesikası değil,
onu referans alanların hiçbir zaman Kürtlerle eşitliği içselleştirmemiş olmasıdır.
Çünkü:
•Vesika devletsiz bir sözleşmedir,
•Oysa bugün önerilen şey devletlilerin devletsizlere vaat vererek eşitsizliği şimdilik örtmektir.
5. Kürtler İçin Çıkarılacak Ders
Sosyolojik ve tarihsel olarak şu sonuç çıkar:
•Kürtler için hak, kutsal metinlerden değil;
•kurumsal güvencelerle, siyasal özne olma ve güç dengesiyle mümkündür.
Aksi hâlde:
Her “Medine Vesikası” çağrısı,
bir süre sonra “Hayber düzeni”ne evrilebilir.
Eşitliğin teminatı iyi niyet değil, güç dengesi ve kurumsal statüdür.
Kürtler bunu görmezse, tekrar tekrar ‘ahlaki vaatlerle’ aldatılır. Tarihinde bu aldatmaları çokça yaşamış bir halktır.