Türk'üm, doğruyum, çalışkanım,
İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
"Biz, emperyalistlerin pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkûm olmaktansa, babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz."
Türk yurdunu emperyalist pençesinden kurtaran, Anadolu'yu kanıyla ve zaferiyle Türk'ün ebedî vatanı kılan Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını, kahraman Türk ordusunu ve kahraman şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷
Size haberdeki ahlaksızlığın boyutunu şöyle anlatayım, Mussolini İtalyası 36'da Cenevre Sözleşmesi'ni hiçe sayıp Etiyopya'da tarihin o zamana kadar gördüğü en büyük kimyasal harekâtı düzenleyince, İtalya'nın radarında olan Balkan ülkelerinde büyük bir kimyasal savunma-taarruz hazırlığı başladı. Yunanistan ve Türkiye göz yaşartıcı gazlar, Auer-gesellschaft'tan vs. yüz binlerce gaz maskesi sipariş etti. Bu bağlamda atılan adımları "Dersimi gazlamak için kimyasal edevat sipariş verdiler," diye paylaşmak bugün Türklere ve tarihlerine karşı verilen ahlaksız savaşın sadece bir yeni örneği. Siz köpeksiz köyde değneksiz gezmeye alışmışsınız ama neyse ki 2010'ların başında değiliz. Size daha iyisini öğreteceğiz.
MANGAL DAĞI
Yaz sıcağında güneşin kavurduğu #Anadolu’nun ortasında çoğu zaman orada olduğunu kimsenin fark etmediği bir dağ...
Bulunduğu toprakların kadim milletinin 105 yıl önce vermiş olduğu kutsal mücadele izlerini üzerinde taşıyarak tüm heybetiyle yükseliyor.
1921 Ağustosu’nun 23.günü, gökyüzünden gürültüyle inen yağmurun, düşmanın ölüm saçan topçusuyla birleşerek oluşturduğu fırtınaya şahitliğiyle hala kendini siper edercesine uzanıyor.
Türk evladı o gün başlayan fırtınayla sallandı; tabiatın yağmurları ile yıkandı, yıldırım oldu, şimşek oldu. Vatanını aydınlatan güneş oldu!..
Sakarya’nın doğusunda toprağını savunan kahramanların her biri #Türk Milleti’nin mevcudiyetinin yüksek tecellisi için dağ oldu, duvar oldu.
#Vatan size minnettardır...
@FuatSerdarAydin
Türk Milletine Çağrı 🇹🇷
Tüm vatanseverlere bir kez daha çağrımızdır:
Edirne’den Hakkâri’ye, Samsun’dan Kars’a kadar gazilerinize sahip çıkın!
2014’ten beri gazilerin sesi olan Gazilerplatform’a sahip çıkın. Çünkü gazilerin sesi gür çıkarsa, vatanın vicdanı ve birliği daha güçlü olur.
Gazisine sahip çıkan millet, vatanına sahip çıkar. 🇹🇷#GazileriminYanındayım
#KurtuluşParkı #gündem #SONDAKİKA
#GazilerPlatform #GazilereSahipÇık #EmsalÖzlükHakları #GaziAdaletİstiyor
Müdahale edenlerin hemen hepsi yüzünü maskeyle kapatmış. Aralarında doğru düzgün üniformalı polis bile yok, hepsi sivil gelmiş. Öyle bir namussuzluk ediliyor ki buna alet olanlar bile yüzünü kapatma ihtiyacı duyuyor. Bunlara ne desek az.
Allah'tan tek dileğim, pamuklara sarıp sarmalamamız gerekirken zulmettiğiniz kahraman gazilerimizin hakkı için sizden tez zamanda en ağır şekilde hesap sormayı nasip etsin.
Anlaşılıyor ki, milletimiz yine unutmuş ve bu unutkanlıktan yararlanılmaya çalışılıyor.
İşin doğrusu şöyle:
2000 yılında Nuh Mete Yüksel Fethullah Gülen ve cemaati hakkında terör örgütü davası açtı.
2002 yılında Nuh Mete Yüksel, bir kaset kumpası ile devre dışı bırakıldı.
Hemen arkasından Fethullah Gülen'e açılan dava, 2003 yılında daha önceden çıkarılan Rahşan affı kapsamına alınarak Fethullah Gülen örgütü hakkında karar verilmesi 5 yıl ertelendi.
2006 yılında, AKP iktidarı tarafından 3713 sayılı terörle mücadele kanununda yapılan değişiklikle, terör örgütü sayılabilmesi için cebir ve şiddet şartı getirildi. Bunun arkasından Fethullah Gülen'in avukatları davaya itiraz ettiler ve dava kanunda yapılan değişiklik nedeniyle beraat ile sonuçlandı. Fethullah Gülen hakkında açılan davadan bu sayede kurtuldu.
Bu sırada çoktan Türk ordusuna kumpaslar kurulmaya başlanmıştı.
2005 yılında Şemdinli kumpası kurulmuştu.
2006 yılında Danıştay suikastı kumpası kurulmuştu.
1999 yılında Abdullah Öcalan'ın teslim edilmesinden sonra Ecevit'in yardımı ile Amerika'ya giden Fethullah Gülen, AKP iktidarı döneminde hakkında açılan terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan da beraat edip devlet içinde kadrolaşmaya başladı.
2007 yılında Ergenekon ve Balyoz kumpasları arka arkaya geldiğinde AKP iktidarı devletin en mahrem yerlerine sızan Fethullahçı savcılara ve hakimlere en büyük desteği verdi.
Tayyip Erdoğan "ben bu davanın savcısıyım" bile dedi, hatta fethullahçı savcı Zekeriya Öz'e kendi makam arabasını tahsis etti.
Pek çok fethullahçı sahte diplomalar ve çalınmış sınav soruları ile devlet kademelerine, akademiye AKP iktidarı döneminde yerleşti.
2010 referandumunda "mezardakiler bile oy vermeli" açıklamasıyla en büyük destek Fethullah Gülen'den geldi.
Bu sıralarda ilk açılım tam gaz devam ediyor, PKK terör örgütü şehirleri hendekler, patlayıcı maddeler ve silahlarla dolduruyordu.
Fethullahçı yazarlar ve gazeteciler televizyonlara çıkıp "Ergenekon-Balyoz operasyonları olmasa bu açılım yapılamazdı" diyorlardı.
Yıllar sonra AKP iktidarı tarafından "milli orduya kumpas" diye adlandırılan bu operasyonlar FETÖ tarafından yapılırken, AKP iktidarı PKK'ya açılım yapıyordu. At başı...
15 Temmuz'un taşları bir günde döşenmedi, devletin yıllarca mercekle izlediği ve ilk fırsatta dava açtığı Fethullah Gülen, AKP iktidarı döneminde hem açılan davalardan kurtuldu hem de devletin her tarafına nüfuz etti.
Tayyip Erdoğan 15 Temmuz sonrası yaptığı konuşmada devlet içindeki fetö faaliyetleri hakkında "aldatıldık" dedi.
Bugün bazılarının kökü bütünüyle dışarıda ya da dış istihbarat örgütleri ile bağlantılı olan pek çok tarikat ve cemaat, zamanında fetö'ye sağlanan müsamahadan yararlanarak faaliyetine devam ediyor.
Kim aldatıldı, kim hala aldatmaya devam ediyor bunları tarih yazacak, ama unutulan o kara günleri hatırlatmak da bize görev olsun.
Kadir i̇nanır, hayatını kaybetmiş!
• Teröristbaşı Bebek Katili Abdullah Öcalan için "özgürlük savaşçısı" diyen
• 2013'de ihanet sürecinde destek verip, baş saflarda yer alarak akil adam olmuş biri, benim gözümde yok hükmündedir..
İyi bilmezdik!
Mekke Anlaşması'nı anlamaya çalışmak.
Türkiye'nin şu andaki en büyük düşmanı ABD, İngiltere ve İsrail.
Mekke Anlaşması ile İttifak yaptığımız Suudi Arabistan, doğrudan ABD ve İsrail anlamına geliyor. Doğu Akdeniz'de ve bütün Ortadoğu'da bizim çıkarlarımıza karşı vekil kuvvetler üzerinden silahla mücadele ediyorlar.
Pakistan ise doğrudan İngiltere anlamına geliyor ki, O da ABD ve İsrail ile aynı cephede yer alıyor.
Bunlarla ortak düşmanımız yok.
Ortak bir fikrimiz yok.
2017 yılında Türkiye İran ve Rusya'nın ortak adımlarıyla, ABD bir gecede bölgeden kovalanmıştı.
PKK'nın soluk borusu tıkanmış Barzani hukuk dışı bir şekilde işgal ettiği Türklerle meskun tartışmalı bölgelerden kaçmış, ABD 2003 sınırlarının bile gerisine çekilmişti. Uçaklarımızın vurduğu PKK mevzilerinde Amerikan özel kuvvetlerinin askerleri yaralanıp ölüyordu. Nasıl da unutuldu her şey.
Bunu Nasıl başardıklarını bilmiyoruz(!) ama devam eden birkaç yıl içinde ABD Türkiye'yi kendi tarafına çekti, elde ettiği bütün kazanımları yok etti, İran ve Rusya'ya düşman etti.
Bu anlaşma, Türkiye'de yürütülen ikinci açılım süreciyle doğrudan ilişkilidir.
İsrail, ABD ve ingiltere'nin vekil güçlerinden başka bir şey olmayan bu iki ülke ile yapılan anlaşmaya Mekke Anlaşması adını vermek, belki sokaktaki sıradan vatandaşın algısında birkaç müphem hayal yaratabilir, ama beri yanda Türkiye için çok büyük riskleri de yanında taşır.
Tarihin öğrettiği odur ki, o riskler zuhur ettiğinde, genellikle o riskleri yaratan anlaşmaları imzalayanlar, ya da alkış tutanlar ortada olmazlar, kabak o müptem hayalleri kuran sıradan insanın başına patlar.
Hayırlı hayaller, yalnız, güzel ve uykulu ülkem.
"40 yıllık sorun" dedikleri 1984'te başladı, 2000'de ise bitmişti.
2002 yılında Türk Ordusu sadece 6 şehit vermişti, bölücü örgüt eylem bile yapamayacak hale gelmişti.
Sonra...
Devlet Bahçeli'nin bir hamlesiyle AKP iktidara geldi, 2003 yılında 30'dan fazla şehit.
2004 yılında 75'den fazla şehit.
2005 yılında 100'den fazla şehit.
2005 yılında Türk Ordusu'na ilk kumpas Şemdinli'de kuruldu.
2006 yılında 110'dan fazla şehit.
2006 yılında Türk Ordusu'na ikinci kumpas Danıştay cinayetinde kuruldu.
2007 yılında 450'den fazla şehit.
2007 yılında Türk Ordusu'na en büyük kumpas, Ergenekon ile kuruldu.
Şehit sayıları artarken, örgüt toparlandı ve Türk Ordusu'na Balyoz kumpası kuruldu.
Terörle mücadele mahkum edildi, kahramanlar suçlandı, teröre adeta suni teneffüs yapar gibi ilk açılım sahnelendi. Şehir meydanlarında gösteri yapmaya başladılar, kışlaların içine molotof kokteylleri atılıyordu.
Devam eden yıllarda, Türk Ordusu ve Türk Polisi ilk açılımın bedelini göğsünün kanıyla ödedi, hendek-barikat çatışmalarında 793 şehit verdik.
Organize bir şekilde çalınan sorularla, FETÖ tarihinde olmadığı kadar yüksek oranda Türk Ordusu'na, emniyete, yargıya ve bürokrasiye sızdırıldı hatta resmen yerleştirildi. FETÖ okullarından çocuk mezun eden milletvekilleri kameralara poz veriyordu.
Arkasından 15 Temmuz geldi.
Daha sonra, "ne istediniz de vermedik" diye serzeniş yapılan FETÖ, namlusunu millete doğrulttu.
15 Temmuz sonrasında ise Türk Ordusu'nun yapısı değiştirildi. Öyle değiştirildi ki, izaha kelimeler yetmiyor...
İşte bugün, TBMM'nin egemenliğini korumak için kollarını bacaklarını vermiş gaziler, TBMM'ye girmek için bile mücadele ediyor.
Bebek katili terörist başı, TBMM'deki milletvekillerinden önce, yasalaşacak kanun taslağını görüp onay veriyor.
Biri size "40 yıldır" diye başlayan bir cümle kurarsa bunları anlatın.
“GAZİ’M BU SİZİN DEĞİL, BU MECLİS’İN AYIBIDIR!..”
Ankara’nın göbeğindeki Güvenpark’ta hak mücadelelerini açlık greviyle sürdüren gazilerimize TBMM’de reva görülen muamelenin vebali büyüktür; müsebbibi de vicdanını yitirmiş bu iktidardır!..
#ErGazi#ErŞehit
#GazileriminYanındayım
#GazilikHakkımızıİstiyoruz
1) PKK’nın kurucularından Mustafa Karasu’nun bacısı Çanakkale’de DEM Parti’nin il eş başkanıymış.
2) Karasu’nun anasıyla, bacısı Çanakkale’de yaşıyorlarmış.
3) Karasu’nun anası 94 yaşına gelene kadar sakince ve huzurlu bir yaşam sürebilmiş.
4) Hastalanınca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hastanesinde tedavi görebilmiş.
5) Bu ülkede bir cemevinde cenaze töreni yapılmış.
6) Cenazesine katılan insanlar olmuş ve defnedilmiş.
Daha da normalleşme falan diyorlar.
Günün, haftanın, belki de ayın en önemli haberi olmalıydı.
Maalesef birkaç mecra dışında haber bile olamıyorlar.
Bugün hayatını kaybeden Gazi Erdal Özdemir’in hikâyesini dinlemek ister misiniz?
Belki unutanlar, belki de bilmeyenler vardır. 24 Mayıs 1993’te içinde silahsız askerlerimizi (usta birliklerine giden) taşıyan otobüsün yolu PKK’lı teröristler tarafından kesildi. Otobüslerden indirilen askerlerimizin üzerine binlerce kurşun sıkıldı.
Eylemi gerçekleştiren terörist Şemdin Sakık’tı.
İşte orada 33 şehit verdik biz!
Gazi Erdal Özdemir, henüz gençliğinin baharında, 20 yaşındaydı. Vücuduna tam 7 kurşun isabet etti. “Öldü.” diye bıraktılar. Ama o, hayata bir şekilde tutundu. Ancak felç kaldı.
Gazi olduktan sonra hayatı boyunca zorluklarla mücadele etti.
Duyamadık, göremedik, derdini işitemedik…
Belki seslerini duyurabilir diye o hâliyle Güvenpark’taki eylemlere katıldı.
Bugün ise vefat haberi geldi.
Kimse farkında değil belki ama milletimizin üzerine ağır bir vebal yükleniyor.
Bu satırları yazarken kalbim acıyor. Allah bizi affetsin.
“Kabadayı kabadayı biz Trabzonluyuz, biz Fenerliyiz diyorsunuz.
Kabadayılığınızı gelin Akbelen'de teyzenin elinden köyünü alan Holding şirketlerine yapın, para babalarına yapın.
Önce vatan, önce toprak!”
@TanselBaydur Bir şeyden kurtulduğu felan yok hocam. Atatürk düşmanı değilmiş gibi gözükmek için yine tarihi şekillendirip daha ılımlı bir yaklaşım sergiliyor ancak alttan alta yine düşmanlık sergiliyor. Niyetini biraz kanalda gezince anlıyorsun. Kitlesi de belli zaten.