KAAN ARTIK YOK!
Vasiyeti üzerine mektubunu herkese
iletelim. Kaan, bu mektubu yazmış,
sadece annesine vermiş.
(Neden sadece annesine olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız.)
“Bu mektup adresine ulaşmalı”
dedim kendi kendime..
Buyurun siz de okuyun.
Sağlık bürokrasisindeki herkes okusun. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum..
"Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara’da LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde çok zor olan tedavim başladı, 2 sene sürdü. Tam “İyileştim” derken hastalığım tekrarladı.
Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, “Ben bu hastalığı yeneceğim” diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3’üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV’in doktorları yine imdadıma yetişti
ve “Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız” dediler.
3’üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi’ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi’nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı.
Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar.
Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor.
Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi’ndeydim. Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve “Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da sonra da kemik iliği naklini gerçekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin” dedi. Hemen,
- Bizim hastanemizde yok mu, dedim.
- Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi
- Neden, diye sordum.
- Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak.
- Neden, kötü bir şey mi yaptınız?
- Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz
Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı adım atmamam gerekirken hem sabah hem de akşam (günde 2 defa) başka bir hastanede radyoterapi almak için dışarı çıktım ve ışın aldım.
Düşünebiliyor musunuz, hem milletin tuğla bağışlarıyla satın alınmış dünyanın en mükemmel
5 milyon dolarlık aleti LÖSANTE Hastanesi’nde çürüyor hem de ben aynı hastanede 2 kat aşağıdaki bu özel merkezde ışın tedavisi alabilecekken dışarıya yani mikrop dolu ortama çıkıp hayatımı tehlikeye atıyorum. En son olarak size şunu itiraf etmek istiyorum:
“Beni lösemi hastalığı öldüremedi ama bürokrasi canavarı öldürebilecek.” Belki de sayılı günlerim kaldı. Ben görmedim ama bu mektubu herkese iletirseniz, sizin sayenizde başka lösemili çocuklar bu cihazın çalıştığını görebilirler.
Saygı ve sevgilerimle..
(Kaan Özelçam)
💥 ‘Demirören Grubu’nun, Doğan Medya’yı satın alırken kullandığı 800 milyon dolarlık krediyi niye sorgulamıyorsunuz?’
👉🏻 Fatih Altaylı: “Deliler taş atıyor. Yarım akıllılar çıkarmaya çalışıyor. Tam akıllı zaten kalmamış gibi.
Son bomba, bir bankanın Halk TV ve Sözcü TV’ye toplam 100 milyon dolar kredi verdiği iddiası.
Birileri çıkmış ‘Niye verdin, geri çağırsana krediyi’ diyorlar. İsim vermeye paçaları sıkmamış ama bahsettikleri banka çok açık anlaşılıyor, ‘botokslu eski genel müdür’ diye aşağıladıkları ise Hakan Ateş. Onu da herkes anlıyor.
Banka adı zikretmemelerinin nedeni ise yaptıklarının Bankacılık Kanunu gereği suç olduğunu bilmeleri. Ama yasaya göre suçtan kurtulmaları mümkün değil.
Üstelik buranın bir özel banka olduğunu, şartları sağlayan herkese kredi vermesinin doğal olduğunu unutmuşlar.
Kamu bankalarının kaynakları ile medya satın alıp, 30 küsur milyarlık borcu ödemeyenlerin adını ağzına alamayanlar, özel bankaların bizi hiç ilgilendirmeyen kredi ilişkilerini sorguluyorlar.
Daha sonra Sözcü TV bir açıklama yapıyor ve söz konusu bankadan kredi falan almadıklarını, bunun büyük bir yalan olduğunu açıklıyor. Yani bir yalanı haber yapıyorlar.
Ama çok açık bir gerçeği yazamıyorlar.
Demirören Grubu’nun, Doğan Medya’yı satın alırken kullandığı yaklaşık 800 milyon dolarlık krediyi niye sorgulamıyorsunuz. Gizli bir şey değil. Hepimizin gözü önünde oluyor.
2025 sonunda bu alacak 33 milyar 910 milyon TL idi. Basit mevduat faizi uygulansa bu borcun bugün itibarıyla 40 milyara dayanması lazım.
Üstelik bu özel banka değil kamu bankası. Yani batağı özel bankada olduğu gibi ortaklar cebinden değil, Hazine karşılıyor, bizim cebimizden.
Çiftçiyi, tarım sektörünü kredilendirmesi gereken bankanın, bir medya grubundan 40 milyara dayanan alacağı var ve bankanın takipteki alacaklarının yarısından büyük bölümünü bu tek kredi oluşturuyor.
Bunu sorgulamayıp, bir özel bankanın vermediği krediyi sorgulamak ‘gazetecilik’ oluyor ve Ahmet Hakan başkalarının gazeteciliğini sorguluyor.
Biz de bu olup biteni izliyoruz. Eskiden utanarak izliyorduk. Artık gülüyoruz.”
LÜTFEN ACİL DUYARLILIK VE DESTEK
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Mühendisliği son sınıf öğrencisi, 22 yaşındaki Şule Nur Aykanlı’dan 4 gündür haber alınamıyor.
Şule Nur Aykanlı, 17 Haziran günü önce saat 12.00 sıralarında erkek kardeşine, ardından saat 15.30 civarında babasına birer ses kaydı gönderdi. Daha sonra tüm aile bireylerini telefonundan engelledi ve o saatten sonra kendisine bir daha ulaşılamadı.
Şule Nur, en son 17 Haziran günü saat 13.00 sıralarında, İstanbul Sarıyer’de bulunan İTÜ Ayazağa Kampüsü Kız Öğrenci Yurdu’ndan çıkarken görüldü. O saatten bu yana kendisinden herhangi bir haber alınamıyor.
Şule Nur Aykanlı’yı gören, yerini bilen veya kendisi hakkında herhangi bir bilgiye sahip olan vatandaşların, vakit kaybetmeden ekte verilen telefon numaralarına veya emniyet birimleriyle iletişime geçmeleri büyük önem taşımaktadır.
📢 Lütfen bu paylaşımı mümkün olduğunca yaygınlaştıralım. Bir kişinin göreceği küçük bir ayrıntı, Şule Nur’a ulaşılmasını sağlayabilir.
0542 7439283
0546 2697164
Doğru değil. CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine başlayan Adalet Yürüyüşü sırasında söyleşi için beklerken, Kılıçdaroğlu’nun o dönemki danışmanı önden soruları istedi. Vermedim tabii, neden istediklerini sordum. Demirtaş ile ilgili soru sormamam istendi.
2014 yılına kadar, özel okul öğretmenlerinin devlet okulu öğretmenlerinden daha az maaş almasını yasaklayan 5580 sayılı Kanun yürürlükteydi. Bu kanun 2014 yılında yürürlükten kaldırıldı. Aynı diplomaya ve aynı müfredata sahip olan bu insanlar, önceki kazanılmış haklarını talep ediyorlar. Ve günlerdir maruz kaldıkları muamele kabul edilemez derecede utanç verici.
Öğretmen karşındaki öğretmen!
Hak ettiği kadroyu, hak ettiği maaşı almak için 7 gündür aç acına sokakta yatan öğretmen!!!
Bu ne rezalet!?
Bu neyin işkencesi!
Bu neyin hırsı!
Gücünüz özel okul patronlarına yetmeyince hırsınızı öğretmenlerden mi alıyorsunuz!
Uzadı mı boyunuz!!!
@TC_icisleri
Önce mülakatları kaldıracağız diye söz verdiler.
Mülakatları kaldırmadıkları gibi “mülakat gibi mülakat yapacağız” diye skandal bir ifade kullandılar.
Ondan öncekilerin “mülakat gibi mülakat” olmadığının kabulüydü bu aslında.
Şimdi o mülakatlarda emeğine ve geleceğine çöktükleri insanlar açlık grevinde. Özel okullarda görev yapan öğretmenler, ellerinden alınan taban maaş güvencesini istiyor. Belirli süreli sözleşmelerle güvencesiz çalışmak istemiyorlar. Mesleklerini yapmak için atanmak, insan gibi yaşamak, insan gibi çalışmak istiyorlar özetle.
Bir haftadır açlık grevinde olan öğretmenlerin derdi neymiş diye sormak, bu ülkenin geleceğini yetiştirenlerin sorunlarına bir çözüm bulmak yerine biber gazıyla saldırıyorlar, şiddet uyguluyorlar. Yazıklar olsun.
📌 Esenboğa Havalimanı'nda 'hafriyat' skandalı: Uçaklar 3. piste inemiyor!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz:
🗣️ "CB Tayyip Erdoğan’a bir zahmet açıklayın. 6 ay önce açılışını yaptığı pisti, siz adeta bir hafriyat döküm sahasına çevirdiğiniz için; 3.piste yolcu uçakları doğru düzgün iniş yapamıyor. NATO zirvesi için gelecek uçakların 3.piste inemeyeceğini bilsin ki, boşa düşmesin!"
https://t.co/wQBs6lUEYB
Kılıçdaroğlu'nun 2.5 saatlik batışını artık konuşmayayım diyordum, ama bunu görünce yazmak farz oldu.
Sorunun cevabını dinlemeden ikinci, üçüncü soru soruldu yazmış @drmadiguzel . Öyle değil.
Kılıçdaroğlu o kadar anlamsız cevaplar verdi ki gazeteciler soruların anlaşılıp anlaşılmadığından emin olamadıkları için tekrar tekrar sormak, soruları netleştirmek zorunda kaldılar.
Kılıçdaroğlu tüm ama tüm sorulara bir safsatayla, bir savuşturmayla karşılık verdi. Döngüsel mantık, yanlış ikilem, whataboutism gibi safsataları defalarca kullandı. "Parayı veren de söylüyor, almadım diyen de kanıtlıyor" derken itirafı da inkarı da kanıt saydı. Öyle bir durum ki tura gelse Kılıçdaroğlu kazanır, yazı gelse öteki kaybeder.
Bu kadar çok safsatanın, bilişsel çarpıtmanın, yön değiştirmenin kullanıldığı bir başka konuşma ancak bir absürd komedi filminde olabilirdi, zaman zaman kendimi Sacha Baron Cohen filmi izliyor gibi hissettim.
Ve Kılıçdaroğlu neredeyse gazeteciler kadar çok soru sormuş. Transkript çıkarıp baktım, cümlelerinde 316 kez soru kalıbı var. Bazıları direkt, bazıları retorik soru. Üç gazetecinin tamamında 199 soru var. "Siz niye şunu sormuyorsunuz, siz gazeteci değil misiniz" kalıbını tam 36 kez kullanmış. Birisi saldırdıysa saldıran Kılıçdaroğlu. Sesi de sürekli yüksek perdedendi zaten.
Kılıçdaroğlu tam 19 kez iddianameleri okumadığını, bilmediğini söyledi. Yüzlerce CHP'liyi tutuklatan, milyonlarca seçmenin iradesini gasbeden bu davaların iddianamelerini, bir CHP yöneticisi olarak okumadım dedi. Bir vatandaş ve seçmen olarak yazıyorum @drmadiguzel Utanın, ne diyeyim, utanın. O da utansın siz de utanın.
Ve el insaf. 260 kez yargı, hukuk, dava, mahkeme dedi. Sürekli bunların arkasına saklanıyor. Sürekli gidip aklansınlar diyor. Başında Akın Gürlek'in olduğu bir adalet sisteminde mi aklanacak bu insanlar? El insaf.
100 küsur kez arınma, temizlik, kirlilik, ahlak gibi kelimeleri obsesif bir şekilde tekrarladı. 90 kez "söyledim, defalarca söyledim" diyerek sürekli hesabı geçmişe iade etti. Bu kadar çok obsesif bir şekilde aynı kelimeleri tekrar etmenin anlamını ben artık söylemeyeyim ne biçim psikolog derler sonra. Konuyu okuyucuların vicdanına bırakıyorum.
Sonuç şu: İki buçuk saat boyunca tek bir mantıklı söz yok. Üstüne çıplak aramaya maruz kalmış bir kadının ifadesi, Demirtaş'ın hapse yollanması gibi konulardaki utanç verici cevapları var. Özetle 2.5 saat parti içi iktidarı kaybettiği için hırsından kendini kaybetmiş ve iktidarla işbirliğine girmiş bir adamın arınma temalı obsesyon operasını izledik.
İnsanlar aptal değil. Bu ülkede çocuk yetiştirmeye çalışan bir anne olarak sizi allaha havale ediyorum, ama havaleyle de kalmam nefesim yettiğince de yapabileceğim her yerde size karşı duracağım. Biliyorum yalnız değilim.
2019 öncesi terfi, 2019 sonrası Silivri!
Buğra Gökçe savunmasında, “2019 öncesi aynı teklife imza atan bugün bakan olurken, benim imzam niye suç?” demişti.
O isim Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu. İBB Genel Sekreter Yardımcısı'yken müfettişler imzası bulunan ihalelerde usulsüzlük tespit etti.
Ama ilk kez İmamoğlu'nun basın toplantısıyla ismini açıkladığı o meşhur bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın'ın, "İBB yönetimi sorumlu değil" raporuyla yargıdan kurtuldu.
Bugün ise bilirkişi raporuyla Gökçe suçlanıyor. Üstelik Karaismailoğlu gibi doğrudan imza yetkisi yokken.
Sabah işe giden anne ve babaları, kızlarının evden ayrıldıktan sonra kendilerine ulaşamadığını belirterek kayıp başvurusunda bulundu. Aile, çocuklarını gören veya yerlerini bilen vatandaşlardan yardım istedi.
Kız kardeşleri gören ya da haklarında bilgi sahibi olanların babaları Hasan Merşal ile 0555 204 13 14 numaralı telefondan iletişime geçmeleri rica edildi.
⚠️ Eski Kızılay Şube Başkanına 'çocuk müstehcenliği' davasında hapis cezası!
3 Şubat tarihinde Sakarya'da polis ekiplerince çocuk müstehcenliğine ilişkin yapılan operasyonda, telefonunda müstehcen çocuk fotoğrafları bulunduğu belirlenen eski Kızılay Hendek Şube Başkanı Recep Yarıcı ve çocuğunun müstehcen fotoğraflarını yaydığı belirlenen Z.K. tutuklanmıştı.
Mahkeme heyeti, iki tutuklu sanık hakkında da ayrı ayrı 'çocuklara yönelik müstehcen içerikli görüntüler üretilmesi' suçundan Recep Yarıcı'ya 7 yıl 6 ay hapis ve 25 bin lira adli para cezası, çocuğunun müstehcen fotoğraflarını yayan Z.K. hakkında ise aynı suçtan 6 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 18 bin 700 lira adli para cezası verdi. (Cumhuriyet)
🔴 Cezaevinde baba olan İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Ramazan Gülten’in annesi: Çocuklarımı çapa yaparak okuttum, yavan yemesini de öğrettim, yayan yürümesini de!
📌 “Ramazan'ımı çok güzel yetiştirdim. Çocuklarımın hepsiyle ben gurur duyuyorum. Kanımın son damlasına kadar arkalarındayım. Yaptıkları işten hiçbir kötülük beklemeyin. Devletimden adalet bekliyorum…”
✍️ Candan Yıldız'ın yazısı...
https://t.co/eUZyOkK02J
@candanyildiz
İnsanlara yanmaz kefen, peygamber terliği satan Cübbeli Ahmet önce Yusuf Ziya Gümüşel’in serbest bırakılması için görüştüğün iki mühim kişinin kim olduğunu açıkla. Bu kişilerden biri; 8 Haziran’da görüşüp fotoğraf paylaştığın Cumhurbaşkanı Erdoğan mı? Mahkeme kararlarının mühim kişilerle görüşülüp torpil ile alındığını itiraf edip utanmadan hakimlerden, mahkemelerden bahsediyorsun. Yusuf Ziya Gümüşel sadece adli kontrolle serbest bırakıldı, beraat etmedi. Aksine hem mahkeme hem de istinaf tarafından 19 yıl hapse mahkum edildi. Bahsettiğin mahkemelerin kararıyla Yusuf Ziya Gümüşel’in sapkınlığına hükmedildi. Üstelik 6 yaşında evliliğin olmadığı yönünde bir karar verilmedi. Sadece 14.5 yaşındayken doktora götürüldüğünde istismarın belgelendiği ve bu dosyanın tarikat hilesiyle kapatıldığının tespit edildiği vurgulandı. Aşağıdaki delil olan ve doğruluğu Kadir İstekli tarafından kabul edilen fotoğraflar H.K.G. 8 yaşındayken çekildi. Tarikatınızda normalde kız çocuğu ile sıradan, aileden olmayan bir müridin böyle bir temasının olmayacağını çok iyi biliyorsunuz. Ayrıca Kadir İstekli’nin doğruluğunu kabul ettiği ses kayıtlarını da biliyorsunuz. Bu kayıtlarda Kadir İstekli, Yusuf Ziya Gümüşel’in onayıyla H.K.G.’ye 6 yaşında başlayan cinsel istismarı, tecavüzü çok net şekilde itiraf ediyor. Hatta 6 yaşındaki H.K.G ile evlenmek isteyen diğer müritlerden bahsediyordu. ‘Onlar da Hocaefendi’ye damat olmak istiyordu’ diyordu. Tüm bunları biliyorsunuz ve yakın çevrenize bu olayın doğru olduğunu da söylediniz. Bana attığınız iftiralar umrumda değil ama tarikatınızın bu işkenceyi yaptığı H.K.G.’ye iftira atacak kadar vicdansız ve kötüsünüz. Ama tek başına tarikatın karanlığına direnen H.K.G. gerçek yüzünüzü herkese gösterdi.
AKP’nin tünel vurgunu dosyası!
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun geçtiğimiz hafta müjdesini verdiği T-26 tünelinin altındaki vurgunu ortaya çıkardık.
Sözleşmesi 11 Temmuz 2006’da imzalanan;
Ankara-İstanbul Demiryolu hattındaki T-26 Tünelinin altyapı işleri, günlük ortalama 80 santimetre ilerlemeyle,
Nihayet 11 Haziran 2026’da bitirildi.
Yani T-26 tünelinin alt yapı işlerinin tamamlanma süresi 20 yıl❗️
Bu gecikme süresi berbat bir dünya rekorudur!
Tam bir kepazelik!
Zira Devlet Demiryolları Teftiş Raporuna göre⬇️
Sözleşme fiyatıyla T-26 tüneli maliyeti: 60 Milyon Dolar
TCDD’nin T-26 tüneli için şirketlere ödediği tutar: 322 Milyon Dolar
Fark 262 Milyon Dolar!
Güncel kurla zarar 12 Milyar Lira!
🔴Cengiz ve IC İçtaş’a ödenen bu astronomik tutarla, 5 adet T-26 tüneli yapmak mümkündü!
🔴6 kilometre değil, 32 kilometre tünel yapmak mümkündü!
Bunun adı, AKP tarzı profesyonel soygundur!
Nasıl hesapladım? ⬇️
Kaynak: TCDD Teftiş Raporu, Sayıştay, TCMB
Sabahattin Önkibar, bazı verilerle AKP öncesi Türkiye ile günümüzü kıyasladı:
• AKP öncesinde Türkiye'nin hapishanelerinde 57 bin kişi varken bugün 436 bin kişi var.
• AKP öncesi Türkiye’nin dış borcu 129 milyar dolar iken şimdi 576 milyar dolar.
• AKP öncesi emekli 8 çeyrek altın karşılığı aylık maaş alırken bugün 2 çeyrek altın karşılığı aylık maaş alamıyor.
• AKP öncesi Türkiye hukuk devletiyken şimdi ülke siyaseti şekillendiren saray savcıları tarafından yönetiliyor.
• AKP öncesi Doğu Akdeniz ve Ege, mavi vatanın parçası iken bugün değil.
• AKP öncesi Türkiye hukukta 55. sıradayken bugün 143 ülke içinde 118. sırada.
• AKP öncesinde ülkemiz Uluslararası Şeffaflık Örgütü verilerine göre yolsuzlukta 102 ülke arasında 64. sıradayken şimdi 182 ülke arasında 124. sırada.
• AKP öncesinde açlık sınırımız 120 dolar iken bugün 610 dolar.
• AKP öncesinde enflasyon ve faiz oranları makul seviyelerdeyken şimdi dünya şampiyonlarındanız.
• AKP öncesinde katil Apo hain iken şimdi siyasi Önder.
• AKP öncesi Ege'deki 19 ada Türk toprağı iken bugün Yunan toprağı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına delilli, belgeli ihbarda bulunuyorum ve soruyorum!
Bu araç tahsisi yasal mı? ⬇️
Plaka: 34 BGC 830
Marka: Volkswagen Passat
Motor no: DFG478828
Şase no: WVWZZZ3CZJE156024
Tahsis başlangıç: 14.05.2018
Tahsis bitiş: 06.03.2019
Tahsis süresi: 295 gün
Tahsisi yapan: AKP dönemi İBB
Tahsis yapılan: AKP İstanbul İl Başkanlığı
Yasadışı tahsise ait aracın;
🔴Plaka
🔴Marka
🔴Model
🔴Tahsis tarihi
🔴Teslim tarihi
🔴Aracı teslim edenin
🔴Aracı teslim alanın
Bilgilerini gösteren resmi belgeyi paylaşıyorum.
Hatta motor ve şase numaralarını da paylaşıyorum.
Daha başka hangi delili sunayım?
Siyasi partiler kanununa göre;
Bu araç tahsisi, açık ve net yasa dışıdır❗️
Tümüyle kamu zararıdır❗️
Derhal gereğini yapınız!
İşte delil⬇️
İBB Davası’nda tutuklu yargılanan 68 kişiden 6’sı, ceza alsa ve kesinleşse dahi hapiste geçirmeleri gereken zamandan daha fazla süredir cezaevinde.
68 tutuklunun arasında yer alan Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar, Murat Gülibrahimoğlu’nun çalışanı Ahmet Güldü ve iş insanları Hasan Tahsin Sönmez ile Turgay Tokdemir’in hapiste geçirdiği süre, ceza alsalar uygulanacak infazın ötesine geçti. Yani bu 6 isim, şu anda alacaklı durumda.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, 2 yıl 9 ay hapis istemiyle yargılanıyor. Pehlivan 365 gündür hapiste.
Siyasetçi Aykut Erdoğdu 4 yıl hapis istemiyle yargılanıyor, 381 gündür hapiste.
İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar 4 yıl hapis istemiyle yargılanıyor, 389 gündür hapiste.
İş insanı Murat Gülibrahimoğlu’nun çalışanı Ahmet Güldü 5 yıl hapis istemiyle yargılanıyor, 337 gündür hapiste.
İş insanı Hasan Tahsin Sönmez, 5 yıl hapis istemiyle yargılanıyor, 318 gündür hapiste.
İş insanı Turgay Tokdemir 5 yıl hapis istemiyle yargılanıyor, 324 gündür hapiste. #İBBDavası
Vakit buldukça, özellikle akşamları, İBB davasının savunmalarını okumak için kendime özel bir zaman ayırıyorum.
Savunmaları bize ulaştıran tüm gazetecilere teşekkür ederim.
Satır satır okudukça yaşanan haksızlıklara, zulme ve yargı tiyatrosunun absürdlüğüne hem çok üzülüyorum hem çok öfkeleniyorum.
Sonra bu duyguları alıp Ramazan Gülten'in yazdığı, eşi Pınar Çalışkan Gülten'in resimlediği Müjde Kuşu kitabındaki o güçlü yürekli yavru serçe gibi kanat çırpmaya, harekete, söze döndürmeye çalışıyorum.
İzin vermezseniz umudunuzu kıramazlar. Yorulursanız dinlenin, sonra devam...
@ramazangulten_@pinarcaliskn
Sadece gazetecilik yaptığım için 75 gün cezaevinde tutuldum. Ben cezaevindeyken İletişim Başkanlığı basın kartımı iptal etmiş. Gerekçe ise “adli sicilimin” uygun olmamasıymış❗️
Benim hüküm giydiğim tek bir davam dahi yok. Sadece mesleki faaliyeti nedeniyle cezaevine atılan bir gazetecinin basın kartını iptal edenleri tebrik ediyorum