Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil:
“Biz Diyarbakır'a birazcık ayrımcılık yapalım.
Bölgeye şahsım adına da çok özel ilgi gösteriyorum. Bunu çok hak ediyor.” demiş.
Babanın parasıyla yapıyorsan nereye ayrımcılık yapıyorsan yap. Ama kamuya ait bankanın parasını paşa keyfine göre kullanamazsın.
Neden dolayı hangi özelliği ile çok hak ediyor genel müdür?
TUİK verilerine göre Türkiyenin en fakir ilçeleri Çamoluk(Giresun), Derebucak (Konya), Doğanlar (Sivas), Felahiye (Kayseri), Dikmen (Sinop), Pınarbaşı (Kastamonu), Bayramören Çankırı)
Bunlar hangi özelliklerinden dolayı hak etmiyor?
Devletten en çok sosyal yardım alan illerin listesi aşağıda. Neden en çok pay buralara ayrılıyor? Neden ayrımcılık yapılıyor?
En genç araç sahibi iller de aşağıda. En çok sosyal yardım alanlar en yeni arabalara sahip olabiliyorlarsa bir yanlış yok mu?
Kendi ağzınızla ayrımcılık yaptığınızı söylüyorsunuz. Açıklayın genel müdür, hangi kritere göre ayrımcılık yapıyorsunuz?
Bu ülkedeki en onurlu direnişlerden biri bu.
Bu gibi direnişlere destek olmalı.
Partisiz kaldıysak, Cumhuriyetimizi yitirmek üzereysek madem... Mahallemizi, sevdiklerimizi korumalıyız.
Ülkeyi bütün olarak kurtaralım diye çabalarken, çöp gibi muamele görüyoruz.
Öleceksek de, bildiğimiz gibi ölelim bari.
🇹🇷
Adalet Bakanı Akın Gürlek: Genel af yok, sadece PKK'lılara yönelik af düzenlemesi var!
🗣️Ohh şükür!
Bizde sandık ki tivit atanlar çıkacak!! Düşünsene; Nasuh Mahruki af ile çıkıp yolda yanında yürüyecek, trende, metroda, otobüste yanında oturacak!
Verilmiş sadakamız varmış...
Bakanlık eski dosyaları açıyormuş. Yabancı uyruklu bir şahıs ülkemizde bir öğretmenimizi zincirle dövüyor. Emniyet müdürü ve vali basın karşısına geçip şahıs kaçak yollarla yurtdışına kaçtı merak etmeyin diyor. Bu vali ve emniyet müdürü hakkında işlem yapıldı mı ?
Deniz Zeyrek:
"Bugün üç AK Partili milletvekili oturuyordu. Ben de karşılarında oturuyordum. Açık açık sordum:
'Tweet atanın içeride, kurşun atanın dışarıda olduğu bir ortamı nasıl anlatacaksınız millete?'
Güldüler, gülümsediler. Böyle bir cevapları yoktu çünkü.
Sen espri yapan adamı içeride tutarken silah atan, kurşun atan adamı dışarı bıraktığında toplumsal barışı nasıl anlatacaksın?"
➖Durumu ağırdı, acilen hastaneye yatması gerekiyordu.
➖Bütün ısrarlarımıza rağmen gitmedi hastaneye, reddetti bizi ve Meclis'in kliniğinde oylama saatini bekledi.
➖"Ölürüm de buradan ayrılmam" dedi.
➖Oksijen maskesi burnunda, serum kolunda, sedye üzerinde kulisin kapısına kadar geldi ve son dakikaları orada bekledi.
➖Sedye ile içeri girmeyi reddetti.
➖"Bırakın beni" dedi. "Kapıdan yürüyerek gireceğim içeri."
➖Ve Genel Kurul salonundan dimdik girdi.
🇹🇷"Oyum 'Ret'tir" dedi.
🇹🇷"Bu ihanet sürecine bütün yüreğimle, bütün varlığımla itiraz ediyorum, hayır diyorum!
🇹🇷İhanetin zaman aşımı yoktur" diye haykırdı.
➖Koluna girdik salondan çıkarken, "hayır" dedi ve küçük adımlarla, giderek daralan nefesine aldırmadan kuliste bekleyen sedyeye geri döndü.
☀️Ve dava arkadaşlarının gözyaşlarıyla, dualarıyla ambulansa bindirildi.
➖Ambulansın sireni acı acı çalarken "Merak etmeyin sapasağlam geri döneceğim ve mücadeleye sizlerle birlikte devam edeceğim" dedi el sallayarak.
➖Gecenin ilerleyen saatlerinde hastaneye gittiğimde yatağından doğruldu, yumruklarını sıktı ve
🇹🇷"Mücadeleye devam doktor" dedi. Bu ülke kolay kurulmadı.
🇹🇷Cumhuriyet'e biz sahip çıkacağız!
🇹🇷Var ol Şefik baba @cirkinoglu , seninle gurur duyuyoruz. Seninle dava arkadaşı olmaktan, beraber mücadele etmekten onur duyuyoruz.
⚫️Tarih ihanet edenleri nasıl kara sayfalarında yazıyorsa,
🇹🇷Senin gibi vatanseverleri, mücadele adamlarını unutmayacak ve altın sayfalarında yazacak.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Özgür Özel’in 3 gün önce yaptığı açıklamalar bugün gündeme gelmiş. Çerçeve yasaya ilişkin sözleri…
Özellikle şu ifadeler dikkatimi çekti:
“Ben bu işi Kürdün anasıyla Türk’ün anasını da ayırmadığım için, işte bu sabah kucaklaştığımız gazilerle şehit ailelerinin de bir daha kimsenin de öyle işte elinde proteziyle park köşelerinde oturmamasını istediğim için, her şeye rağmen biz bu işin arkasındayız.”
Sayın Özel, sabah gazilerle yaptığı görüşmeden sonra söylüyor bunları.
Bana çok ağır geldi sözler, eminim gazilerimize de gelmiştir.
Oradaki insanlar “elinde proteziyle park köşesinde” diye tanımlanarak sanki “sefil” olmuşlar ve sanki tüm bunlar yok yere olmuş gibi tanımlanıyor.
Oradakiler kahramandır, oradakiler park köşelerinde sefil bir hâlde beklemiyor.
Oradaki insanlar, rütbe ayrımı yapıldığı için kendilerinin birçok haktan mahrum kaldığını belirterek eşit özlük hakları istiyorlar.
Haksızlığa dikkat çekebilmek için de Güvenpark’ta bir eylem yapıyorlar.
Kimse terörle mücadeleden pişmanlık duymuyor, adalet istiyorlar.
Daha bu konu bile doğru anlaşılamamış, 1 aya yaklaşan bir süreçte.
Büyük hayal kırıklığı.
Çerçeve yasa gazilerimize istediği özlük haklarını mı getiriyor, rütbe ayrımı mı ortadan kalkıyor, birçok sosyal hak mı ekleniyor?
Tabii ki hayır!
Sözün özü Türk inciniyor; hem de her taraftan inciniyor!
🟥 ARŞİV | MHP'li Ali Güngör, 2000 yılında Meclis'teki af tasarısı görüşmeleri sırasında Bahçeli'ye bakarak yaptığı konuşmanın ardından MHP'den ihraç edildi.
"Bu tasarı kapsamında PKK'lı canilere bilerek yardım ve yataklık edenlere af getirilmektedir.
Bu derece çirkin ve tehlikeli bir af yasasını MHP teşkilatının ve ülkücülerin kabul etmesi hiçbir şartta mümkün değildir!"
🔴 SON DAKİKA | Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Başkanı Erdem Çerçioğlu:
Özgür Özel'in yüzüne karşı çerçeve Yasa'ya evet derseniz size de hakkımız helal değildir.
⚫️9 bin PKK'lı teröristi affedecekler!
👉Bir telaş, bir heyecan, bir mutluluk!
💡Yasayı bir an önce Meclis'ten geçirmek istiyorlar.
👉Pazartesi günü saat 14.00'te açılması gereken Meclis'in sabah saat 11.00'de açılması için önerge verdiler.
👉İhanet sürecinin destekçileri tarafından önerge kabul edildi.
👉Yasanın 3 saat önce tartışılması, onaylanması ve "teröristlere müjdeli haberlerin verilmesi" için büyük bir yarış ve çaba içerisindeler.
🇹🇷Tarih önünde hesap vereceksiniz!
#İhanetinZamanAşımıYoktur