Mevlid Kandilimiz mübarek olsun.
Mevlid Kandili; âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (S.A. V.) dünyayı teşriflerinin hatırasıyla gönüllerimizin yeniden iman, merhamet ve kardeşlik iklimine yöneldiği müstesna bir gecedir.
Mevlid Kandili’ni idrak ederken başta Gazze olmak üzere zulüm, savaş ve işgal altında inleyen bütün mazlum coğrafyalar için felah diliyoruz. Rabbimiz, mazlumların imdadına yetişsin; akan kanı, yükselen feryadı ve gözyaşını dindirsin. Esareti özgürlüğe, zulmü adalete, acıyı huzura tebdil eylesin.
Bu mübarek gecenin; gönüllerimize rahmet, hayatımıza bereket, ümmet-i Muhammed’e vahdet ve insanlığa barış getirmesini diliyorum.
#MevlidKandili #KandilimizMübarekOlsun
Mazerete bağlı yer değişikliği talepleri karşılanamayan öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi ve aile bütünlüğünün sağlanması #İlEmri uygulanması ile mümkün olabilir.
#ilEmriyleKavusalim başlığıyla hashtag çalışması yapan meslektaşlarımız duyulmalıdır.
KAYNAKLARIMIZ HAZIR,
DESTEĞİMİZ SÜREKLİ
2026 YÖK-GYS’ye hazırlanan üyelerimiz için kaynaklarımız yeni baskısıyla hazır.
📚 YÖK-GYS Hazırlık Kitabı
🎥 Konu anlatım videoları
📝 Ünite sınavları
💻 Online deneme sınavları
📖 Çıkmış sorular
Kitaplarımızı şube ve temsilciliklerimizden temin edebilir; dijital içeriklerimize EBS Akademi üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kariyer hedeflerine yürüyen üyelerimizin yanında olmaya devam ediyoruz.
#YÖKGYS2026
#İyiKiEğitimBirSenVar
#YaparsaEğitimBirSenYapar
GAZZE’DEKİ İNSANLIK DIŞI ABLUKAYI KIR!
Siyonist İsrail’in Gazze’de yaşattığı insanlık dışı ablukaya sessiz kalma!
Gıda, su, ilaç ve temel ihtiyaçların bölgeye ulaştırılmasının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
İnsani yardım bir lütuf değil, temel bir haktır. Gazze’ye insani yardıma engel olan siyonistlere hep birlikte dur diyelim.
#AblukayıKır #BreakTheSiege
Ablukayı Kır ✊
Bir çocuğun açlığını düşünün; günlerce kursağından bir lokma geçmediğini…
Akşam olduğunda sofrasına ne koyacağını bilemeyen bir anneyi…
Ailesine bir parça ekmek bulabilmek için yıkıntıların arasında umarsızca dolaşan bir babayı düşünün.
Ne bir lokma yiyecek ne içilebilecek bir yudum temiz su…
Gazze, insanlığın vicdan terazisidir.
Bir halk yalnızca bombalarla değil; ekmeği, suyu, ilacı, elektriği ve geleceği kuşatılarak hayattan koparılmaya çalışılıyor. Evler yıkılıyor, yuvalar dağılıyor, temel ihtiyaçlara erişim kısıtlanıyor. Geriye yalnızca enkaz değil, büyük bir çaresizlik bırakılıyor.
Katil sürüsü Siyonist İsrail Gazze’de dünyanın gözleri önünde ablukanın duvarlarını yükseltirken bombalarla, yıkımla, açlıkla ve susuzlukla bir halkın yaşam alanını daraltıyor.
Silahlarla, bombalarla katledemedikleri masum insanları açlık ve susuzlukla hayattan koparmaya çalışıyorlar.
Evleri yıkıyor, yuvaları dağıtıyor, insanları alıkoyuyor; insan onurunu hiçe sayan muamelelerin yaşandığı hapishanelere gönderiyorlar.
Ve bütün bunlar olurken dünya hâlâ sessiz.
Gazze bize çok zor ama çok açık bir soru soruyor:
Bir insanın acısı bize ne kadar uzak olabilir?
Bir çocuğun gözyaşı bize uzak değildir.
Bir annenin feryadı bize uzak değildir.
Bir babanın çaresizliği bize uzak değildir.
Bir tutsağın çığlığı bize uzak değildir.
Vicdanın sınırı yoktur.
İşte bu yüzden #AblukayıKır ve #BreakTheSiege diyerek sesimizi yükseltiyoruz.
Belki tek başımıza bir ablukayı kaldıramayız.
Ama sessizliği kırabiliriz.
Dünyanın dört bir yanında aynı sözü söyleyebiliriz:
Gazze yalnız değildir.
Filistin yalnız değildir.
Vicdan sahibi insanlar sessiz değildir.
Ablukayı kırmak yalnızca duvarları aşmak değildir.
Bazen bir çocuğun açlığını dünyanın gündemine taşımaktır.
Bazen bir annenin feryadını duyurmaktır.
Bazen herkes sustuğunda, “Bu zulüm karşısında susmayacağım.” diyebilmektir.
Çünkü zulüm karşısında sessizlik, mazlumun yalnızlığını büyütür.
Şimdi ses verme zamanı.
#AblukayıKır
#BreakTheSiege
EĞİTİM KURUMLARI YÖNETİCİ GÖREVLENDİRME YÖNETMELİĞİ’NİN SAHAYA YANSIYAN YÜZÜ: ÇELİŞKİLER YUMAĞI
Yönetici görevlendirme yönetmeliğinde, boş bulunan kademe ve türde ayrı ayrı belirlenecek yönetici kadrosunun bir buçuk katına kadar aday puan üstünlüğüne göre yönetici yetiştirme programına alınacağı ifade edilmektedir.
Buna rağmen Millî Eğitim Bakanlığı, yönetici yetiştirme programına alınacak adayları belirlerken eğitim kurumlarını; temel eğitim, ortaöğretim ve özel eğitim olmak üzere üç ana grupta değerlendirmiş ve her grup için boş yönetici kadrosunun 1,5 katı kadar adayı programa çağırmayı planlamıştır.
Oysa eğitim kurumlarını üç ayrı gruba ayırarak her grup için ayrı ayrı 1,5 kat kontenjan belirlenmesi dahi kendi başına tartışmalı ve hakkaniyetten uzak bir düzenleme iken, Bakanlığın bu hükmü uygulama biçimi eşitsizlikleri daha da derinleştirmiş ve yeni mağduriyetlere yol açmıştır.
Özellikle Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM), Rehberlik ve Araştırma Merkezleri (RAM) ve özel eğitim kurumları açısından uygulanan yöntem, Yönetmeliğin “Müdür olarak görevlendirileceklerde aranacak özel şartlar” başlıklı 6. maddesiyle açıkça çelişmektedir.
Çünkü yönetmelik, bazı eğitim kurumlarına müdür olarak görevlendirilebilmek için belirli alanlarda öğretmen olma şartı getirmektedir. Buna rağmen Bakanlık, kontenjan hesabını eğitim kurumu bazında değil, bu kurumların tamamını tek havuzda değerlendirerek yapmıştır.
Bunun sonucunda, örneğin daha önce BİLSEM’de görev yapmış bir sınıf öğretmeni RAM ya da özel eğitim kurumuna müdür olarak atanma hakkı bulunmamasına rağmen bu kurumların kontenjanı sayesinde yönetici yetiştirme programına katılabilmektedir. Buna karşılık RAM veya özel eğitim kurumlarına atanma hakkı bulunan rehberlik ya da özel eğitim alanı öğretmenleri ise kendi alanlarının kontenjanı daraltıldığı için programa çağrılamayabilmektedir.
Yine bir başka sorun, bir buçuk katı adayın çağrılması sürecinde, son sıradaki adayla aynı puana sahip birden fazla adayın olduğu hallerde, aynı puana sahip adayların tamamının değil sadece bir adayın çağrılmasıdır. Puanların eşitliği halinde sıralamanın/üstünlüğünün neye göre belirlenmesi gerektiğine dair bir yönetmelik hükmünün yokluğunda hukuka uygun olan uygulama, son soradaki adayla aynı puana sahip adaylarının tamamının da son sıradaki adayla eşit ve aynı haklara sahip olduğunun kabulüyle bu adayların da çağrılmasını gerektirir.
Bu hatalı uygulamalar, yönetmeliğin kendi içinde çelişki üretmesine neden olduğu gibi adaylar arasında da açık bir eşitsizlik oluşturmaktadır.
Bir ilimizde yaşanan uygulama, bu çelişkinin somut örneğini ortaya koymaktadır; İlimizde,
* İlkokullarda 1, Ortaokullarda 23 boş müdür normu bulunmaktadır.
* Özel eğitim kurumlarında ise 1 boş müdür normu vardır.
* Toplam 24 boş norm üzerinden hesaplama yapılarak 36 aday yönetici yetiştirme programına çağrılmıştır.
* Bu 36 adayın 8’i sınıf öğretmeni, 28’i ortaokul branş öğretmenidir.
* Aynı ilde özel eğitim kurumundaki 1 boş norm için ise birden fazla başvuru bulunmasına rağmen yalnızca 1 aday programa alınmıştır.
Sonuç olarak;
* Başvurulabilecek yalnızca 1 boş norm bulunmasına rağmen 8 sınıf öğretmeni programa çağrılmıştır.
* Buna karşılık 23 boş norm bulunan ortaokullarda ise sadece 28 branş öğretmeni programa alınmıştır.
Özetle, 1 boş norm için 8 aday, 23 boş norm için ise yalnızca 28 aday programa kabul edilmiştir.
Oysa 23 boş norm için 1,5 kat hesabı yapıldığında yaklaşık 34-35 adayın programa alınması gerekirken bu sayı 28’de kalmıştır. Aynı şekilde özel eğitim kurumunda 1 boş norm bulunmasına rağmen yalnızca 1 adayın çağrılması da Bakanlığın kendi belirlediği 1,5 kat ilkesini dahi tutarlı biçimde uygulamadığını göstermektedir+++
Sonuç olarak Bakanlığın, yönetici yetiştirme programına alınacak adayları genel havuz mantığıyla değil; eğitim kurumlarının özel atanma şartlarını dikkate alarak eğitim kurumu türü bazında ayrı ayrı değerlendirmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde hem yönetmeliğin amacına uygun hareket edilmiş hem de branşlar arasında oluşan eşitsizlikler ve hak kayıpları önlenmiş olacaktır.
Ne yazık ki devenin “nerem doğruki” misali çelişkilerle dolu, yönetmeliğin kendi içinde doğurduğu çelişkileri gidermek yerine, hukuka ve hakkaniyete aykırı uygulamalarıyla yönetici adaylarını yargı yoluna başvurmak zorunda bırakmaktadır. İdarenin görevi uyuşmazlık üretmek değil; hukuki güvenliği, öngörülebilirliği ve fırsat eşitliğini sağlayan uygulamalar tesis etmektir.
OKUL YÖNETİCİLİĞİ “İKİNCİ GÖREV” DEĞİL, ESAS GÖREV OLMALIDIR!
Eğitim Kurumları Yöneticiliği; geçici görevlendirmelerle, sınavlarla ve belirsizliklerle yürütülecek bir “ikinci görev” değil, kariyer ve liyakat esasına dayalı profesyonel bir meslek olmalıdır. Eğitimde istikrar ve başarı için okul yöneticiliği yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
*
Eğitim kurumu yöneticiliği, her dört yılda bir yeniden eğitim ve değerlendirme cenderesine sokulan geçici bir görevlendirme olmaktan çıkarılmalıdır. 7528 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda gerekli değişiklik yapılarak okul yöneticiliği; statüsü ve kariyer sistemi belirlenmiş, özlük ve mali hakları güvence altına alınmış, profesyonel bir eğitim yöneticiliği mesleği olarak yeniden düzenlenmelidir.
Çünkü eğitim gibi stratejik bir alan, geçici görevlendirmelerle değil; mesleki güvencesi sağlanmış, yetkinliği kabul edilmiş ve itibarı korunmuş eğitim yöneticileriyle yönetilebilir.
YAZININ TAMAMI İÇİN
👇
https://t.co/yUldMwdvQr
Şanlıurfa’da görev yaptığı köy okulunda öğrencilerine karnelerini verip tatilini geçirmek üzere baba ocağı Gümüşhane’ye dönerken PKK’lı teröristler tarafından Tunceli/Pülümür’de kullandığı araçtan indirilerek alçakça katledilen Necmettin Yılmaz Öğretmenimizi şehadetinin 9’uncu yılında rahmetle anıyoruz.
Milletimize eğitim, sağlık, güvenlik ve bayındırlık hizmetleri sunan kamu görevlilerimizi ve işçilerimizi hedef alıp katleden PKK terör örgütünü ve destekçilerini bir kez daha lanetliyoruz.
#NecmettinYılmaz
Srebrenitsa...
31 yıl önce Avrupa'nın tam ortasında yalnızca insanlar katledilmedi; insan hakları nutukları, medeniyet iddiaları, uluslararası hukuk ve Batı'nın vicdanı da Bosna'nın toprağına gömüldü.
Bugün kirli bir ikiyüzlülükle insanlığa ahlâk dersi vermeye çalışan Batılı karar vericiler, o gün 8 binden fazla masumun katledilmesinin suç ortaklarıdır.
Srebrenitsa'nın sessiz seyircileri, bugün Gazze'nin de suskun ortaklarıdır. Dün Bosna'da akan kana gözlerini kapatanlar, bugün Siyonist İsrail'in Filistin'de sürdürdüğü soykırım karşısındaki suskunluklarıyla yalnızca suç ortaklıklarını değil, medeniyet ve insan hakları iddialarının da bir aldatmacadan ibaret olduğunu bir kez daha bütün dünyaya ilan etmektedir.
Srebrenitsa hafızamıza kazılı. Üzeri ne kadar örtülmeye çalışılırsa çalışılsın unutmayacak, unutturmayacağız.
Unutursak hesap soramayız. Hesabı sorulmayan her katliam, yeni zalimlere cesaret verir; yeni katliamların önünü açar.
Şehit edilen Boşnak kardeşlerimizi rahmetle yâd ediyor; zulmün ve zulme sessiz kalanların er ya da geç ilahî ve beşerî adalet önünde mutlaka hesap vereceği güne olan inancımızı muhafaza ediyoruz.
#SrebrenitsaSoykırımı #Srebrenitsa #11Temmuz
Vicdanlarda Silinmeyen Acı: Srebrenitsa
11 Temmuz 1995’te Srebrenitsa’da yaşanan soykırım, insanlık vicdanını derinden yaralayan en büyük acılardan biri olarak hafızalara kazındı. Binlerce masum Sırp çeteleri tarafından katledildi.
Aradan geçen yıllar ne acıyı hafifletti ne de adalet arayışını sonlandırdı. Srebrenitsa, tüm insanlığın ortak hafızasında unutulmaması gereken bir insanlık suçudur.
Soykırımda hayatını kaybeden tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, geride kalan ailelerin acısını yürekten paylaşıyoruz.
Unutmadık, unutturmayacağız.
#SrebrenitsaSoykırımı #11Temmuz
Bugüne kadar Amerika’nın öncülüğündeki NATO coğrafyamıza ne adalet ne huzur ne de barış getirdi. Aksine, Amerika, İngiltere ve Fransa gibi mutlak kötülerin müdahil olduğu coğrafyamızda darbeler, savaşlar, işgaller, sömürü ve katliamlar eksik olmadı.
Güç ve çıkar odaklı politikaların hâkim olduğu, çıkarın pusula, gücün hukuk sayıldığı yerde adalet değil zulüm, merhamet değil vahşet, barış değil savaş, umut değil matem büyür. Mutlak kötülük, dokunduğu her yeri mutlak kötülüğe boğmuş; geçtiği her yerde geriye yıkılmış şehirler, yetim çocuklar, gözü yaşlı anneler ve isimsiz mezarlar bırakmıştır.
Mutlak kötüler her yerde mutlaka kötülük yapmıştır. Tarih bunun en acı şahididir.
Cezayir’deki Sétif ve Guelma katliamlarını unutmadık.
Irak’ta milyonlarca insanın hayatını karartan işgali ve katliamları unutmadık.
Afganistan’da harabeye çevrilen şehirleri, kaybolan nesilleri unutmadık.
Libya’da parçalanan bir ülkeyi, söndürülen hayatları unutmadık.
İran’da, Minab Kız Okulu başta olmak üzere masum sivilleri hedef alan saldırıları unutmadık.
Ve
FİLİSTİN
Deir Yassin Katliamı’nı unutmadık.
Sabra ve Şatilla Katliamı’nı unutmadık.
Gazze’de dünyanın gözleri önünde yapılan soykırımı ve nice katliamları unutmadık.
Unutmayacağız…
Çünkü hafıza, mazlumun son sığınağıdır.
BİZ VARIZ !
Doğu’dan batı’ya, köyden şehire, sınıftan kampüse… Her yerde biz varız.
Nerede bir eğitim çalışanı varsa oraya ulaşan selamımız, karabulutları dağıtıp umudu yeşerten güleryüzümüz vardır.
Nerede bir sorun varsa orada çözüm için emeğimiz, mağdurlarla dayanışmamız, sorunlarla mücadelemiz ve nihayetinde alın teriyle elde edilmiş kazanımlarımız vardır.
Yani nerede bir eğitim çalışanı varsa orada Eğitim-Bir-Sen vardır.
444 bin 429 üyemizle birlikte verdiğimiz mücadeleyle bugün yalnızca Türkiye’nin en büyük eğitim sendikası değil eğitimcilerin yerelden evrensele uzanan hür ve güçlü sesiyiz.
#EğitimBirSen #İyikiEğitimBirSenVar
Doğu’dan batı’ya, köyden şehire, sınıftan kampüse… Her yerde biz varız.
Nerede bir eğitim çalışanı varsa oraya ulaşan selamımız, karabulutları dağıtıp umudu yeşerten güleryüzümüz vardır.
Nerede bir sorun varsa orada çözüm için emeğimiz, mağdurlarla dayanışmamız, sorunlarla mücadelemiz ve nihayetinde alın teriyle elde edilmiş kazanımlarımız vardır.
Yani nerede bir eğitim çalışanı varsa orada Eğitim-Bir-Sen vardır.
444 bin 429 üyemizle birlikte verdiğimiz mücadeleyle bugün yalnızca Türkiye’nin en büyük eğitim sendikası değil eğitimcilerin yerelden evrensele uzanan hür ve güçlü sesiyiz.
#EğitimBirSen #İyikiEğitimBirSenVar
KOORDİNATÖR ÖĞRETMENİMİZE YAPILAN SALDIRIYI NEFRETLE KINIYORUZ!
Ankara Pursaklar'da bir işletmede koordinatörlük görevini icra eden öğretmen üyemiz Y.K.'nın karşılaştığı usulsüzlüğe boyun eğmediği için darbedilmesini şiddetle kınıyoruz. Eğitim-Bir-Sen olarak, kamu görevini yürüten üyemize saldıran vandalların hak ettikleri cezayı almaları için üyemize adli süreçlerde hukuki destek vereceğiz.
Eğitim çalışanlarının can güvenliğini ve itibarını hedef alan şiddet olaylarına maalesef bir yenisi daha eklenmiştir.
Pursaklar Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bünyesinde, Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) öğrencisinin koordinatörlük görevini yürüten terörle mücadele gazisi öğretmenimiz Y.K., sahada kanuni sorumluluğunu yerine getirirken işletme sahipleri tarafından darbedilmiştir.
Denetim amacıyla ilgili iş yerine giden üyemiz, okul idaresinin bilgisi ve onayı dışında öğrencisinin işletmeyle ilişiğinin kesildiğini tespit etmiş ve yapılan uygulamanın mevzuata aykırı olduğunu belirtmesi üzerine, işletme sahipleri tarafından öğrencinin "izinli” yazılması dayatmasıyla karşı karşıya bırakılmıştır.
İşletmenin bu talebinin hukuksuz olduğunu ifade eden öğretmenimiz, çevre esnafının gözü önünde ağır hakaretlere maruz kalmış ve işletme sahipleri tarafından darbedilmiştir.
Eğitim-Bir-Sen olarak, görevini ifa eden ve daha ağır sonuçlar doğurabilecek bir yanlış uygulamanın önüne geçmeye çalışan koordinatör öğretmenimize saldıran, iş ahlakından bihaber vandalların hak ettikleri cezayı almaları için üyemize adli süreçlerde hukuki destek vereceğiz.
Hem pişkinlik, hem aymazlık!
Munzur Üniversitesi’nde milli ve manevi değerlerimizi hedef alan, ateizm propagandası yapan, Cumhurbaşkanımıza ve siyasi parti yöneticilerine hakaretamiz ifadeler içeren bir oyuna kapılarını sonuna kadar açan Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker, hangi yüzle kamuoyuna açıklama yapmaktadır?
Üniversitenin açıklamasında, “Oyunun sergilenmesi sürecinde kurumumuza intikal eden herhangi bir olumsuz durum olmamıştır.” deniliyor.
Milli ve manevi değerlere alenen saldırılması, inançların aşağılanması, ateizm propagandasının yapılması, Sayın Cumhurbaşkanımız ve siyasi parti liderleriyle dalga geçilmesi size göre olumsuz bir durum değil midir?
Rektör Yardımcınızın da salonda bulunduğu bu gösteri boyunca yaşananlara kahkahalar ve alkışlarla eşlik etmesi ve sonrasında hiçbir sorun yokmuş gibi açıklama yapmanız, başta rektör olmak üzere üniversite yönetiminin konuya bakışını açıkça ortaya koymuyor mu?
Asıl cevap vermeleri gereken sorular da şunlardır:
Munzur Üniversitesi bu etkinliğe neden ev sahipliği yaptı?
Karaman Valiliği’nin uygun görmediği bir programa üniversitenin kapılarını sonuna kadar açanlar, genç zihinlere neyi aşılamaya çalışmaktadır?
Üniversiteler; milli ve manevi değerlere sabotaj düzenlenen, siyasi hakaretlerin sahnelendiği, ideolojik propagandaların yapıldığı mekânlar mı?
Kamuoyunun vicdanını yaralayan bu tablo karşısında yapılan açıklama, hatayı kabul etmek yerine millete adeta “Burada yanlış olan hiçbir şey yok” demekten başka bir anlam taşımamaktadır.
SON NOT: Üniversitede istihdam ettikleri TİP’leri saymazsak asıl pişkinlik de aymazlıkta tam olarak budur.
@tcbestepe@erolozvar@_cevdetyilmaz
Munzur Üniversitesi ve muzur işler…!
Karaman Valiliği’nin izin vermediği ama Tunceli Munzur Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı bir gösteri ve mizah adı altında üniversite gençliğine yapılan siyasi (!) telkinler üzerinden birkaç gündür tartışma var ve bugün #KenanPekerGitsin hashtagı açılmış.
Rektör Kenan Peker’in hukuk tanımaz işleri ve üniversitede yaşananlar "Buradan Fizan'a yol olur."
Oğuz Atay’ın dediği gibi “Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler; ağzına dolar insanın… Sussan acıtır, konuşsan kanatır.”
@tcbestepe | @YuksekogretimK
Milli ve manevi değerleri, sembolleri tahfif eden, dini hassasiyetleri seviyesiz mizahlarının konusu yapan SABOTAJcılara üniversitenin kapılarını açan Tunceli Munzur Üniversitesi Rektörü Prof Dr #KenanPekerGitsin
Lağım kokan, mizah kılıflı “SABOTAJ” adlı şaklabanlık tüm Türkiye’de gösterimi durdurulsun
@YuksekogretimK@tcbestepe@erolozvar
https://t.co/gZtXl08naG
https://t.co/cToGMzumTv
https://t.co/tLpkuAs4xD
https://t.co/vp78qNKTTv
📍 EĞİTİMDEN BİR KARE’DE “SANAT, EMEK VE KÜRESEL DAYANIŞMA” BULUŞTU
İstanbul EdUnion Forum 2026 kapsamında farklı ülkelerden gelen eğitim sendikası liderlerimizin de katılımlarıyla gerçekleştirdiğimiz Eğitimden Bir Kare 8. Fotoğraf Yarışmamızın sergi açılışı ve ödül töreniyle anlamlı bir günü geride bıraktık.
55 ülkeden eğitim ve emek temsilcilerini aynı çatı altında buluşturan İstanbul EdUnion Forum’un küresel dayanışma ikliminde; eğitimin yalnızca sınıflarda değil, sanatın estetik gücüyle de insanlığın ortak hikayesine dokunduğunu bir kez daha tanıklık ettik.
Katılımlarıyla programımıza değer katan jüri üyelerimize ve eğitim hikayelerini kadrajlarıyla geleceğe taşıyan fotoğraf sanatçılarımıza teşekkür ediyoruz.
#EğitimdenBirKare