Evlendikten sonra, eşinizden “daha iyi” görünen insanlarla mutlaka karşılaşacaksınız. Daha yakışıklı ya da güzel, daha nazik ve romantik, daha zeki ya da daha eğlenceli insanlar çıkacak karşınıza. Eşinizde eksik olduğunu düşündüğünüz şeylere fazlasıyla sahip olan kişilerle tanışacaksınız. Eşinizin her şeyiniz olacağı, tüm ihtiyaç ve beklentilerinizi eksiksiz karşılayacağı fikri ise romantize edilmiş bir yanılsamadır; neredeyse bir putlaştırmadır. Oysa evlilikte kanaatkârlık, üzerinde pek konuşulmayan ama son derece önemli bir erdemdir.
Her gün uyanıp eşinizin sizin için ne ifade ettiğini, sahip olduğu özellikleri, güzelliğini ve sizi onunla evlenmeye götüren nedenleri bilinçli olarak hatırlamanız gerekir. Çünkü dikkatinizi sürekli onun eksiklerine verirseniz, daima “daha iyileriyle” karşılaşırsınız. Kalbinizi koruyun. Eşinizin en iyi yanlarını görün. Unutmayın: evlilikte bağlılık, çoğu zaman romantik duygulardan çok bir sorumluluktur. Eşinizin artık size en uygun kişi olmadığını hissettiğiniz günlerde bile bu bağlılığı sürdürmek gerekir.
— Buchi
Eski mısırlıların ölüme dair güzel bir inançları varmış. Ruhları cennetin kapısına vardığında tanrılar onlara iki soru sorarmış. Kabul edilip edilmeyeceklerini cevapları belirlermiş:
1-Hayatında mutluluğu buldun mu?
2-Senin hayatın başkalarına mutluluk getirdi mi?
Tarihin bilinen en eski ikinci şarkısı.
Tam 1800 senelik, Aydın'da Tralleis antik kentinde bir mezar taşı üzerinde bulunmuş. Seikilos'un şarkısıymış.
"Işılda henüz yaşıyorken,
Gamı tasayı at bir kenara
Yaşam dediğin böyle kısayken
ve her şey yenik düşerken zamana.”
Tatil günleri için genç kardeşlerime hatırlatmak isterim: Gençliğin tadını çıkarmakla, geleceğini mahvetmek arasındaki farkı bilmek,zamanı nasıl kullanacağınızla ilgilidir. Çünkü gelecekte yaşayacağınız hayat,bugün yaptıklarınıza bağlıdır. Ekrandan uzak durun ve beceri geliştirin
“Konfor alanı kötüdür” diyerek memnun olduğu işini bırakanlar, sevdiği şehirden ayrılanlar, iyi giden ilişkisini sorgulayanlar var. Bu duruma, hayatın sürekli yükselen bir grafikle ve hızla “daha iyiye/yükseğe” akması gerektiği inancı sebep. Oysaki insan hayatında değişim ve istikrar dönemleri vardır. İşlerin yolunda gittiği bir hayatta bu iki dönem ardışık ve dengelidir. Dış dünyada değişim demek, bütün enerji ve dikkatin adaptasyon için harcanması demektir ki çalışır, didinir, hayata gark olursun. İstikrar dönemleri ise değişim döneminde yaşananı sindirmek, kendi içinde derinleşmek, olup bitenleri anlayıp anlamlandırmak, benliğine kat çıkmak için uygun ve gerekli dönemlerdir ki aslında onlar da iyi değerlendirirsen iç dünyada değişim dönemleridir. Dışarıda sürekli değişim olursa hayatı yaşamakla hayatı düşünmek arasındaki denge bozulur; hayatı düşünen yanın güdük kalır; yüzeyselleşir, şuursuzlaşırsın.
Çocuklarıma genel ahlak kurallarıyla ilgili bir konuşma yapmak istiyordum. Konuşmadan önce oturup fikirlerimi metne dökeyim dedim. Baktım güzel şeyler dökülüyor, ben de sizinle paylaşmak istedim.
Yani bu yazı çocuklar için! Yoksa biz yetişkinler için böyle bir yazıya gerek olduğunu düşünmüyorum. Maksat çocuklar bilinçlensin işte :)
Bak Evladım!
Ben askere giderken bir arkadaşım kenara çekip şöyle dedi;
“Salih, askerde iki şeye çok dikkat edeceksin; Bir, revirciyle samimi ol. İki; koğuşçuyla iyi geçin. Revirci, hasta olmadığın halde sana sevk vererek biraz nefes aldırır. Koğuşçu da gündüz yatmana ses çıkarmaz.”
Ben askere bu vizyonla gittim. Yani neredeyse otuz yaşına gelmiş bir adam olarak vatani görevimi yapmaya giderken en büyük idealim, bu iki kritik pozisyonla iyi geçinmekti.
Sen de bu zihniyetin farklı versiyonlarıyla çok karşılaşacaksın. “Müdürleri boş ver, asıl iş memurda bitiyor!” diyenler olacak mesela çevrende. Sen onlara bakma ve iş yaptırabilmek için illa birilerini “görme!”
Çünkü belediyedeki işini halletmek için bir tanıdık araştıranla, belediyeye işçi alırken kendi akrabalarını öne alan adam aynı kişidir. Sürekli eleştirdiğimiz rant kavgası, toplumsal olarak yaşadığımız zafiyetin devlet kurumlarındaki bir yansımasıdır aslında.
Ele talkımı verip, kendin salkımı yutma! Yoksa kendi gölgesine sinirlenen adamdan bir farkın kalmaz.
Sevgili oğlum!
Bir toplumun medeniyet ölçüsü trafikte, tuvalette ve kuyrukta ortaya çıkar. Umumi tuvaletler biraz hususi bir konu olduğu için biz diğer iki konuya bakalım.
Trafik kurallarını ihlal etmek, ihlal etmeyenleri apaçık aptal yerine koymak demektir. Bunu sakın normal görme. İhaleye fesat karıştırmakla, emniyet şeridini ihlal etmek arasında bir fark yoktur. Eğer araç kuyruğuna girmemek için sağdaki çıkışa soldan dalarsan, işini hızlandırmak için rüşvet veren adamla aynı şeyi yapmış olursun.
Gelelim kuyruk olayına. Normalde sıra beklemek gayet normal bir hadisedir. Herkesin sıra düzenine uyduğu bir ortamda beş saat de beklesen mesele yok. Bizi asıl yoran şey sıra beklemek değil, aldatılma veya aptal yerine konulma korkusudur. Yani iyi olanın kazandığı kargaşa ortamında pasif kalarak geriye düşme endişesi yorar bizi.
Mesela markette kasa kuyruğunda bekliyorsun. Önünde üç kişi var. Bu sırada yeni bir kasa açıldı. Yeni açılan kasaya, kuyruğun en önündeki kişi geçer. En arkadaki adam koşturarak yeni açılan kasaya saldırmaz.
Veya şöyle söyleyeyim. Aynı bankaya ait iki bankamatik var. İki kişi para çekiyor. Üç kişi de bekliyor. Bu üç kişi kendi aralarında bir sıra yaparlar ve en öndeki, boşalan bankamatiğe geçer. Para çeken kişiler incelenerek, hangisinin işinin önce biteceği tahmin edilerek konum alınmaz.
Bunlar şimdi sana önemsiz gibi gelebilir. Ama inan çok önemli. Çünkü kuyruk düzelirse, baş da düzelir.
Toplumda çok sık kullanılan bir cümle var; “Oyunu kuralına göre oynayacaksın!” Eğer burada kural diye bahsedilen şey kuralsızlıksa, oyundan çık. Her durumda ahlaki davranmak bazen yalnız kalmayı gerektirir. Eğer etik cesaretin varsa bunu göze alabilirsin. Ama kalabalığın her yaptığını mubah görürsen, bir zaman sonra helal-haram dengen bozulur.
Bu denge bir kere bozulursa da artık dik duramaz ve bir ömür yalpalamaya devam edersin.
Rantçıları, belediyeden usulsüz iş kapanları veya köşeyi dönen müteahhitleri eleştirmeden önce dönüp kendine bir bak. Başkalarının hakkını gasp etmeyi uyanıklık olarak görüyor, iş bitirici olmanın ilk şartının diğer insanları aptal yerine koymak olduğunu düşünüyorsan, liyakatten dem vurarak başkalarını eleştiremezsin!
Liyakat layık olmak demektir. Sen doğru olanı yap ve işine bak!
Sonuçta layık olduğun şekilde yönetilirsin.
When Albert Einstein met Charlie Chaplin in 1931, Einstein said, "What I admire most about your art is its universality. You do not say a word, and yet the world understands you." "It's true." Replied Chaplin, "But your fame is even greater. The world admires you, when no one understands you."
Bir taşı on bin defa da havaya atsan uçmayı öğretemezsin, demiş Aristo. Enerjinizi doğru işlere harcayın. Doğru insanlarla iş yapın. Taştan kuş, kuştan da taş olmaz...
@TTDestek 500 defa müşteri hizmetleri ile görüştük, ancak buradan show yapiyorsunuz. Gerçekten çözüm uretebilecekseniz soyleyin ona göre vereyim numarami, çözüm olup olmadığını buradan yazacagim yine