I am always on the side of the oppressed too. Religion nor geopolitics
antikapitalist
Adalet, eşitlik, emek ve özgürlük devletten de iktidardan da önce gelir
manifestom...
1-biri zenginleşsin diye kimse fakirleşmiyecek.
2-kimse kimseye ne uğruna yaşayacağını ve ne uğruna öleceğini söyleyemeyecek.
3-toprağı ekip biçtiğiniz şey sizindir .hiç kimse bunu sizden alamaz.
4-her insan bir insandır. bu kadar basit
özgürlük...
@hakan2802159479@veli_sacilik@rihsaneliacik saçmalama...para hiç bir zaman olmadı para ya karşı adamın..
muktedir yani iktidara karşı ister hükümet ister belediye ,ister okul ister ev biraz yazılarını okuyun bari..
Müşriklerin Kur'an'a çağıranlara sert tepki göstermelerinin temel nedeni, Kur'an'ın din adına oluşturdukları otoritelerin düzmece olduğunu ortaya çıkaracak olmasından duydukları korkudur.
Minik bir fıkra. 😊
Şimdiye kadar, "keşke Selahattin DEMİRTAŞ bizim partide olsaydı" diye hayıflanan cenah, şimdi de "keşke Deniz UNDAV bizim takımda olsaydı" diye hayıflanıyor!
Bencillik sosuna bandırılmış bu ırkçılığın tadı çok berbat. 😀
Ayet:
Biz insana anne babasına iyi davranmasını emrettik…
(Ankebût, 29/8)
━━━━━━━━━━━━━━━
Hadis:
Şu üç duaya kesinlikle karşılık verilir: Mazlum kimsenin duası, yolcunun duası ve babanın çocuğuna ettiği dua.
(İbn Mâce, "Duâ", 11)
━━━━━━━━━━━━━━━
Dua:
Rabbim! Onlar (anne-baba) nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi Sen de onlara merhamet göster.
(İsrâ, 17/24)
━━━━━━━━━━━━━━━
e-Diyanet
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
(Pazar Yazısı)
ÖYLE BİR RAB!
Öyle bir rableri var ki, aracılar olmadan hiçbir iş yapamıyor.
Öyle bir rableri var ki, mezhepler olmadan dinini anlatamıyor.
Öyle bir rableri var ki, sarıksız, sakalsız, cübbesiz, takkesiz kullarını göremiyor.
Öyle bir rableri var ki, cennetine kendilerinden başkasını sığdıramıyor.
Öyle bir rableri var ki, sayılar, boncuklar ve çaputlar olmadan kendisine yapılan zikrin hesabını tutamıyor.
Öyle bir rableri var ki, cehenneme mi yoksa cennete mi gideceklerini ayırt edemiyor.
Öyle bir rableri var ki, gönderdiği kitapta maksadını ve muradını net bir şekilde anlatamıyor.
Öyle bir rableri var ki, Arapçadan başka dil bilmiyor.
Öyle bir rableri var ki, yarattığı aklın sorduğu sorulardan korkuyor.
Öyle bir rableri var ki, tuvalet taşına meramını anlatabiliyor ama insana anlatamıyor.
Öyle bir rableri var ki, kuluna kötülüğü ve cehennemi “kader” diye alnına yazıyor; sonra da “yaptıklarından sorumlusun” diyor. Hem günaha ve cehenneme mahkûm ediyor, hem de “cenneti kazan” diye emrediyor.
Öyle bir rableri var ki, dininin garantörü olarak Buhari’yi görüyor.
Öyle bir rableri var ki, çöle anlattığını şehre anlatamıyor.
Öyle bir rableri var ki, otantik kayıp imamların ve fantastik gavsların emrinden çıkamıyor.
Öyle bir rab ki, ayetlerini keçilerden koruyamıyor.
Öyle bir rableri var ki, Ehli sünnet, Ehli şia, Ehli tarik ve Ehli selef kullarına yardım etmekten vakit bulup diğer kullarına yardım edemiyor.
Öyle bir rableri var ki, bir insanın kılığına girerek kullarının arasına sızıyor.
Öyle bir rableri var ki, kabirdeki müminleri ancak yanmaz kefenlerinden tanıyor.
Öyle bir rableri var ki, kendi gücü yetmediği için zorla dinde tutma ve namaz kıldırma işini yarattığı “gölgelere” havale ediyor.
Öyle bir rableri var ki, yarattığı kâinatın ve işleyişinin araştırılmasından çekiniyor.
Öyle bir rableri var ki, kullarını sürekli korkutuyor, tehdit ediyor ve hayatlarını cehenneme çeviriyor.
Öyle bir rableri var ki, kendisi namaz kılıyor.
Öyle bir rableri var ki, kendi şerrinden şeyhlere, gavslara, imamlara, ayetullahlara, gölgelere ve şeytanlara sığınılmasını emrediyor.
Öyle bir rableri var ki, iman edenlerin çoğunlukta olduğu coğrafyalarda Müslümanların hiziplere bölünüp birbirine kan, gözyaşı, sürgün, istila, yokluk, savaş ve katliam yaşatmasını istiyor.
Öyle bir rableri var ki, Müslüman istemiyor: Sünni, Şii, Selefi, Sofi… ve bunların da kendi içinde fraksiyonlara ayrılıp lime lime parçalanmasını arzuluyor.
Öyle bir rableri var ki, küçücük ihtilaflardan dolayı kullarının birbirine cehennem olmasını istiyor.
Öyle bir rableri var ki, asırlar önce anlaşılan kitabının bugün anlaşılmasını istemiyor.
Öyle bir rableri var ki, bin yıl önceki insanların yaptığı fıkhı tüm zamanlara paket halinde dayatıyor.
Öyle bir rableri var ki;
“kalem” dediğinde klavyeyi,
“deve” dediğinde motorlu araçları,
“at” dediğinde tankı,
“bilgi” dediğinde laboratuvarı, teknolojiyi, incelemeyi ve kanıtı,
“aklet” dediğinde yerbilimini, gökbilimini, denizbilimini, kozmolojiyi, matematiği, tıbbı, felsefeyi, diyalektiği ve mantığı,
“yetim” dediğinde bütün mazlum ve mağdurları,
“dua” dediğinde emek, gayret ve teri kastetmekten aciz kalıyor.
Öyle bir rableri var ki, ne dediğini, ne söylediğini ve ne amaçladığını bilmiyor.
Öyle bir rab ki, sadece 1400 küsur yıl önceki insanları ve zamanı tanıyor; bizi ve bizim zamanımızı ise hiç tanımıyor, bizi adam yerine koymuyor.
Öyle bir rableri var ki, rasulüne söylediklerinin tam tersini ruhbanlara söylüyor.
İyi ki tüm bunlardan münezzeh, tüm hata ve noksanlıklardan beri, rahmetin kaynağı, iyiliğin menbaı, yarattığı ve yaptığı her işi kullarının hayrına yapan, zerre şer yaratmayan âlemlerin Rabbi Allah’a iman etmişiz.
Elhamdülillah.
Ramazan Yaman
Şefaati uydurulan dinin sahte aracılarından değil, yalnızca Yüce Allah'tan bekleyelim.
Çünkü Şefaatin Sahibi buyuruyor;
☝Şefaat tamamen ve yalnızca ALLAH'A aittir.
Zümer 39/44
Düşünsenize; sırf Kur’an’ı açıp kendi başınıza okumaya karar verdiğiniz için, aklınızla anlamaya çalıştığınız ve ayetler üzerinde derinlemesine düşündüğünüz için birdenbire birileri tarafından "sapkın" ilan ediliyorsunuz.
Dürüst olmak gerekirse bunu aklım, mantığım ve vicdanım almıyor.
Bir insan samimiyetle Allah’ın kitabını açıyor, okuyor, araştırıyor ve yaratıcısının sözleri üzerinde kafa yoruyor. İslam'ın bizzat kendisine emrettiği "akıl etme" ve "tefekkür" sorumluluğunu yerine getiriyor. Fakat ne acıdır ki, bu arayış ve çaba, geleneksel kalıpların dışına çıkıldığı gerekçesiyle birileri tarafından sapkınlık olarak damgalanıyor.
Peki o zaman soruyorum: Doğru ve makbul kabul edilmek için tam olarak ne gerekiyor? Allah’ın kelamını anlamak için araya illa birilerini mi koymalıyız? Kendi aklımızı bir kenara bırakıp başkalarının şablonlarıyla mı inanmalıyız?
Kutsal kitabın kendisi ısrarla "Aklınızı kullanmıyor musunuz?" diye sorarken, kulun kula aklını kullanmayı yasaklamasını gerçekten anlayamıyorum.