Hiç bir ırktan değilim, TÜRK KAVMİNDENİM
ARAPÇAYI ARABİSTANDA, TÜRKÇEYİ TÜRKİYEDE ÖĞRENDİM.
Yazdıklarım kendi şahsi düşüncelerimdir.
Hiç bir şeyi değiştirme gibi bir niyetim yok.
YAZDIKLARIMI ve EZBERLERİNİZİ KARŞILAŞTIRARAK HAKLIYI/HAKSIZI, DOĞRUYU/YANLIŞI görebilir/bulabilirsiniz.
Mesala, KEVSER SURESİ
KEVSER: ÇOKLUK.
Saladaki NEHR: LİYAKAT
EBTER: TECRİT OLUNAN
Üzerinde 19 hesabı yapılan kitap yazılı değil, SESLİ indi.
ALEM ile ALİM kelimelerini aynı harflerle yazıyorsunuz ama, farklı okuyorsunuz.
Soru: 19 hesabını sesler üzerinden mi yaptınız, harfler üzerinden mi?
MÜSLAMANLIK NUH'TAN beri var.
İBRAHİM, YAKUP, MUSA, İSA MÜSLÜMANDI ve kavimlerini MÜSLÜMAN OLMAKLA UYARDI.
MUHAMMED, MÜSLÜMANLIĞIN SON UYARICISIDIR.
MÜSLÜMAN OLMAK İÇİN, YARATICIYA İMAN ETMEK YETER ŞARTTIR ve bu, İSLAMIN TEK ŞARTIDIR.
MÜMİNLİK ise, YARATICIDAN başkasına İMAN ederek SAPIKLIĞA düşmüş kavimlerle ilgili bir TANIMLAMADIR. YARATICIDAN başkasına İMAN EDEREK SAPIKLIĞA DÜŞEN KAVİMLER öncelikle ALLAH'A iman ederek MÜSLÜMAN olurlar, sonrasında ise, MELEKLERE ve kendilerine gelen RESUL ile UYARICI ve KİTAPLARA İMAN ederek MÜMİN olurlar.
Nisa 3 ve Nisa 129 birlikte okunduğunda dikkat çekici bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Nisa 3'ün konusu yetimlerdir. Ayet, "yetimlere iksat edememekten" yani onların haklarını koruyamamaktan ve iyiliklerine olacak şekilde davranamamaktan korkulması durumundan söz ederek başlar. Yetimlik ise babanın kaybıyla ortaya çıkan bir durumdur; bu nedenle ayetin merkezinde evlilik çağındaki kadınlar değil, babalarını kaybetmiş çocuklar bulunmaktadır.
Ayette çok eşlilik, bağımsız bir hak veya teşvik olarak değil; yetim çocuk sahibi dul kadınların ve onların çocuklarının korunmasına yönelik bir çözüm olarak sunulmaktadır. Nitekim çok eşliliğe izin verilmesinin gerekçesi, yetimlerin durumuyla ilişkilendirilmiştir.
Ayrıca Nisa 129'da Allah, "Kadınlar arasında adaletli olmaya asla güç yetiremezsiniz." demektedir. Eğer Nisa 3'te korkulması gereken adalet, eşler arasında mutlak adalet olsaydı, Nisa 129'daki bu ifade önemli bir sorun ortaya çıkarırdı. Çünkü Allah bir taraftan "adaleti sağlayamazsanız tek eşle yetinin" derken, diğer taraftan "çok isteseniz de kadınlar arasında adaleti sağlayamazsınız" demektedir.
Bu nedenle Nisa 3'te sözü edilen adaletin, farklı eşlerden olan yetim çocukların haklarının korunması ve onlar arasında hakkaniyetin sağlanması olarak anlaşılması daha tutarlı görünmektedir.
Ayetin indiği dönemde savaşlar nedeniyle çok sayıda erkek hayatını kaybetmiş, geride dul kadınlar ve yetim çocuklar kalmıştı. Henüz modern anlamda sosyal güvenlik sistemleri, çocuk koruma kurumları veya devlet destek mekanizmaları da bulunmuyordu. Bu şartlarda çok eşlilik, bireysel arzuların değil, dul kadınları ve yetim çocukları korumaya yönelik sosyal bir çözüm olarak gündeme getirilmiş görünmektedir.
Bu açıdan bakıldığında Nisa 3, çok eşliliği amaç olarak değil; yetimlerin korunmasını amaçlayan ve belirli toplumsal şartlarda başvurulabilecek bir sorumluluk modeli olarak ele almaktadır.
Nisa 3 ve Nisa 129 birlikte okunduğunda dikkat çekici bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Nisa 3'ün konusu yetimlerdir. Ayet, "yetimlere iksat edememekten" yani onların haklarını koruyamamaktan ve iyiliklerine olacak şekilde davranamamaktan korkulması durumundan söz ederek başlar. Yetimlik ise babanın kaybıyla ortaya çıkan bir durumdur; bu nedenle ayetin merkezinde evlilik çağındaki kadınlar değil, babalarını kaybetmiş çocuklar bulunmaktadır.
Ayette çok eşlilik, bağımsız bir hak veya teşvik olarak değil; yetim çocuk sahibi dul kadınların ve onların çocuklarının korunmasına yönelik bir çözüm olarak sunulmaktadır. Nitekim çok eşliliğe izin verilmesinin gerekçesi, yetimlerin durumuyla ilişkilendirilmiştir.
Ayrıca Nisa 129'da Allah, "Kadınlar arasında adaletli olmaya asla güç yetiremezsiniz." demektedir. Eğer Nisa 3'te korkulması gereken adalet, eşler arasında mutlak adalet olsaydı, Nisa 129'daki bu ifade önemli bir sorun ortaya çıkarırdı. Çünkü Allah bir taraftan "adaleti sağlayamazsanız tek eşle yetinin" derken, diğer taraftan "çok isteseniz de kadınlar arasında adaleti sağlayamazsınız" demektedir.
Bu nedenle Nisa 3'te sözü edilen adaletin, farklı eşlerden olan yetim çocukların haklarının korunması ve onlar arasında hakkaniyetin sağlanması olarak anlaşılması daha tutarlı görünmektedir.
Ayetin indiği dönemde savaşlar nedeniyle çok sayıda erkek hayatını kaybetmiş, geride dul kadınlar ve yetim çocuklar kalmıştı. Henüz modern anlamda sosyal güvenlik sistemleri, çocuk koruma kurumları veya devlet destek mekanizmaları da bulunmuyordu. Bu şartlarda çok eşlilik, bireysel arzuların değil, dul kadınları ve yetim çocukları korumaya yönelik sosyal bir çözüm olarak gündeme getirilmiş görünmektedir.
Bu açıdan bakıldığında Nisa 3, çok eşliliği amaç olarak değil; yetimlerin korunmasını amaçlayan ve belirli toplumsal şartlarda başvurulabilecek bir sorumluluk modeli olarak ele almaktadır.
Ayet, o savaş döneminde babasız kalan (yetim) çocukların oluşturduğu (onlara iksat etme zorluğuna) soruna, o günün şartlarına uygun bir çözüm sunmuştur.
Bakma ve gözetme imkanı ölçüsünde, yetim çocukları bulunan dul kadınlarla evliliği önermektedir.
Ancak çok önemli bir şart olarak, yetim çocuklar arasında adaletli davranmayı zorunlu kılmaktadır.
Bu adaletin sağlanamaması durumunda ise, tek eşle evlilik ya da iman bağına dayalı, yazılı olmayan bir hayat arkadaşlığı önerilmektedir.
Nisa 3 ve Nisa 129 birlikte okunduğunda dikkat çekici bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Nisa 3'ün konusu yetimlerdir. Ayet, "yetimlere iksat edememekten" yani onların haklarını koruyamamaktan ve iyiliklerine olacak şekilde davranamamaktan korkulması durumundan söz ederek başlar. Yetimlik ise babanın kaybıyla ortaya çıkan bir durumdur; bu nedenle ayetin merkezinde evlilik çağındaki kadınlar değil, babalarını kaybetmiş çocuklar bulunmaktadır.
Ayette çok eşlilik, bağımsız bir hak veya teşvik olarak değil; yetim çocuk sahibi dul kadınların ve onların çocuklarının korunmasına yönelik bir çözüm olarak sunulmaktadır. Nitekim çok eşliliğe izin verilmesinin gerekçesi, yetimlerin durumuyla ilişkilendirilmiştir.
Ayrıca Nisa 129'da Allah, "Kadınlar arasında adaletli olmaya asla güç yetiremezsiniz." demektedir. Eğer Nisa 3'te korkulması gereken adalet, eşler arasında mutlak adalet olsaydı, Nisa 129'daki bu ifade önemli bir sorun ortaya çıkarırdı. Çünkü Allah bir taraftan "adaleti sağlayamazsanız tek eşle yetinin" derken, diğer taraftan "çok isteseniz de kadınlar arasında adaleti sağlayamazsınız" demektedir.
Bu nedenle Nisa 3'te sözü edilen adaletin, farklı eşlerden olan yetim çocukların haklarının korunması ve onlar arasında hakkaniyetin sağlanması olarak anlaşılması daha tutarlı görünmektedir.
Ayetin indiği dönemde savaşlar nedeniyle çok sayıda erkek hayatını kaybetmiş, geride dul kadınlar ve yetim çocuklar kalmıştı. Henüz modern anlamda sosyal güvenlik sistemleri, çocuk koruma kurumları veya devlet destek mekanizmaları da bulunmuyordu. Bu şartlarda çok eşlilik, bireysel arzuların değil, dul kadınları ve yetim çocukları korumaya yönelik sosyal bir çözüm olarak gündeme getirilmiş görünmektedir.
Bu açıdan bakıldığında Nisa 3, çok eşliliği amaç olarak değil; yetimlerin korunmasını amaçlayan ve belirli toplumsal şartlarda başvurulabilecek bir sorumluluk modeli olarak ele almaktadır.
Prof. Dr. Caner Taslaman'dan İslam'da çok eşlilik üzerine açıklamalar:
🔶 Bir erkek dört kadınla evlenebilir mi sorusuna gelirsek, Kur'an'ın farzları ile serbest bıraktıkları arasında ciddi bir ayrım yapmalıyız.
🔶 Çok eşlilik, Kur'an'ın arkasında durup da yapın dediği veya teşvik ettiği bir şey kesinlikle değildir.
🔶 Kur'an, eşler arasında adalet şartını getirerek çok eşliliği yokuşa sürmüş ve yapılmasını zorlaştırmıştır.
🔶 Savaş gibi durumlarda erkek nüfusu azaldığında, açıkta kalmamak için tarihin birçok döneminde kadınların da çok eşlilik talebi olmuştur.
Kur'anda CARİYE yok.
Cariye, "EMEVİ/ABBASİ, FARSİ/OSMANLI" ürünü olup,
DİN KILIFLI, KADINI İSTİSMAR ARACIDIR.
Nisa-3
YETİM ÇOCUKLARA İKSAT KORKUSU (Onların yararına olacak şekilde davranma) yoksa birden fazla eşe izin vermez. Alınacak eşin yetim çocukları olmasını da şart koşar!
Bak şöyle
Devlet kurumları oluşmadığı bir dönem
Savaşlar, çocukları yetim, kadınları da dul bırakmış
Başka bir hane de yaşayan yetimlere
onların iyiliğine olacak şekilde davranma zorluğu çekersen
ONLARI KENDİ HANENE ALIP ANALARI İLE EVLENİYORSUN
(İmkanların ölçüsünde 4'e kadar)
Ayet net açık, YETİMLERE DAHA İYİ ŞARTLAR SAĞLAMA AMAÇLI BİRDEN FAZLA EVLİLİK YAPILABİLİR, yetim yok ise,
Nikahlı veya nikahsız (Hayat arkadaşı) BİR EŞ.
Keyfi birden fazla evlilik yapılamaz!
Kehf 82. ayet, yetimin tanımını açıkça ortaya koyar: Babasını kaybetmiş ve henüz bedensel ile zihinsel olgunluğa erişmemiş çocuk. Yetim kavramının anlamını bilmeyenler, Nisa 3. ayetin meallerinde hatalı biçimde "yetimlerle evlenmekten"'veya "yetimleri evlendirmekten" söz etmektedirler.
Ayet, indiği dönemin somut koşullarına bir çözüm getirmiştir; ancak bu, sadece o döneme ait olduğu anlamına gelmez. Kur'anın ilkeleri tarihsel bir olay üzerinden evrensel bir ilke ortaya koyar. Dolayısıyla, benzer toplumsal koşullar yeniden oluştuğunda, yani savaş, yetim kalmış çocuklar, dul kadınlar ve sosyal dengesizlik gibi durumlar tekrar yaşandığında aynı ilke bugün de geçerliliğini korur.
Ayet, o savaş döneminde babasız kalan (yetim) çocukların oluşturduğu (onlara iksat etme zorluğuna) soruna, o günün şartlarına uygun bir çözüm sunmuştur.
Bakma ve gözetme imkanı ölçüsünde, yetim çocukları bulunan dul kadınlarla evliliği önermektedir.
Ancak çok önemli bir şart olarak, yetim çocuklar arasında adaletli davranmayı zorunlu kılmaktadır.
Bu adaletin sağlanamaması durumunda ise, tek eşle evlilik ya da iman bağına dayalı, yazılı olmayan bir hayat arkadaşlığı önerilmektedir.
Açıklamalarım gayet nettir, Hasret!
Henüz bedensel ve zihinsel olgunluğa erişmemiş yetim çocuklarla evlenmek veya onları evlendirmek, "yetim" kelimesinin anlamını bilmeyen mealcilerin yorumudur. Yazdıklarımı dikkatle okursan, benim yetim çocuklara bakım sağlamak amacıyla onların anneleriyle evlenmekten söz ettiğimi görürsün.
Bu arada, "yetim" kelimesinin Kur'ani tanımı Kehf 82. ayette açıkça görülmektedir: Babasını kaybetmiş ve henüz bedensel ve zihinsel olgunluğa erişmemiş çocuk.
Ayet o kadar net ve açık ki,
görmemek için ya Arapça bilmiyor olmak ya da, ard niyetli olmak gerekir!
"Alkol/içki" haram değildir, sarhoş olmayana da içkili denmez.
Sarhoş değil ise "ne yaptığını/dediğini" biliyor ise, ha alkol almış, ha soda içmiş farketmez!
BİR ŞEYİN HARAM OLMASI İÇİN,
ALLAH'IN O ŞEYE HARAM DEMESİ GEREKİR.
Bir şeyi yapmaktan kaçınman için onun haram olması gerekmez.
ALKOL için haram demez, HIRSIZLIK için HARAM demez.
NEFS ÖLDÜRMEK HARAMDIR der
Yine kafa basmadı di mi, bir daha oku yazdığımı Yeliz, sen de Biçero