İSLAM: YARATICIYLA UYUMLU BAĞ VE O BAĞA AİDİYET DİNİDİR.
Kur'anda geçen "İslam", "esleme", "eslimu", "müslimun" ve "müslimin" kavramları birlikte değerlendirildiğinde, İslam'ın yalnızca belirli bir topluluğun adı olmadığı görülür. Kur'anın anlam dünyasında İslam; insanın yaratıcıyla çatışmasız, şirksiz ve uyumlu bir bağ kurmaya yönelmesidir. Bu yüzden İslam, durağan bir kimlikten çok; bilinçli bir yönelişi, içsel dönüşümü ve sürekli canlı tutulan bir bağı ifade eder.
"Esleme" fiili, kişinin kendisini hakikate açmasını, çatışmayı bırakmasını ve yaratıcıyla uyum bağına girmesini anlatır.
"Göklerde ve yerde kim varsa -isteyerek ya da istemeyerek- O'na islam" ( Ali imran 83) olduğu halde Yaratıcı insanlardan bilinçli ve isteyerek bir yönelim ister.
İbrahim'in: "Eslemtü li rab ıl-Almin" (Bilebilenlerin/ayırt edebilenlerin rabbine islam oldum) sözü, bir etiketten çok bilinçli bir yönelişi ifade eder. Buradaki İslam, zorunlu bir aidiyet değil; insanın kendi iradesiyle hakikate yönelmesi ve yaratıcıyla uyumlu bir bağ kurmasıdır.
Bu çerçevede İslam şöyle tanımlanabilir: "İslam; insanın yaratıcıyla çatışmasız, şirksiz ve uyumlu bir bağ kurup onu bilinçli biçimde sürdürmeye yönelmesidir."
Kur'andaki "müslim" kavramı da bu yönelişi yaşayan kişiyi tanımlar. Ancak Kur'anın kullanımında iki farklı vurgu dikkat çeker: "müslimun" ve "müslimin".
Müslimun: Bağ kurmak ve bağı yaşatmak
"Müslimun" ifadesinde vurgu, insanın yaratıcıyla kurduğu canlı bağ üzerinedir. Bu kullanım, yalnızca bir kimlik bildirmez; bağ kurma halini ve o bağı sürdürme sürecini anlatır.
Örneğin:
"Şahit olun ki biz müslimunuz."
ifadesi:
"Biz yaratıcıyla çatışmasız ve şirksiz bir bağ kuranlarız"
"Bu bağı canlı tutma süreci içinde olanlarız"
anlamı taşır.
Burada İslam, tamamlanmış bir unvan değil; yaşayan bir bilinç halidir. İnsan her an o bağı korumaya, güçlendirmeye ve uyumu sürdürmeye çalışır. Bu nedenle "müslimun", aktif ve devam eden bir ilişkiyi ifade eder.
Müslimin: O bağa aidiyet
"Müslimin” kullanımında ise vurgu daha çok aidiyet üzerinedir. Bu ifade, yaratıcıyla kurulan o uyum bağına dahil olmuş, o yönelişi benimsemiş topluluğa mensubiyeti anlatır.
Örneğin:
“Müsliminden olmakla emrolundum."
ifadesinde kişi: o hakikat çizgisine katılmayı, o bilinç ailesine dahil olmayı, yaratıcıyla uyum esasına dayalı topluluğa aidiyet göstermeyi ifade eder.
Bu nedenle nüans şu şekilde özetlenebilir:
Müslimun: Yaratıcıyla bağ kurmak ve o bağı yaşatmak
Müslimin: O bağa aidiyet ve mensubiyet
Bu ayrım, Kur'andaki İslam anlayışını daha dinamik ve evrensel biçimde görmeyi sağlar. Çünkü Kur'anda İbrahim, Yakub, Musa, İsa'nın havarileri ve Allah'a yönelen birçok topluluk "müslimun" olarak anılır. Bu da İslam’ın belirli bir etnik kimlikten veya tarihsel etiketten ibaret olmadığını gösterir.
Kur'ana göre İslam: kula kulluğu reddeden, Yaratıcıdan başkasını mutlaklaştırmayan, şirkten arınmayı hedefleyen, insanı hakikatle uyuma çağıran bir yöneliş dinidir.
Dolayısıyla "müslimun" olmak: "yaratıcıyla çatışmasız, şirksiz ve uyumlu bir bağ kurup o bağı yaşatmaya çalışmak” anlamına gelir.
Müslimin ise: "bu bağa aidiyet gösteren, kendisini bu hakikat yönelişinin içinde konumlandıran kimseler" olarak anlaşılabilir.
Böylece Kur'andaki İslam anlayışı, yalnızca bir din adı olmaktan çıkar; insanın hakikatle kurduğu canlı bağın ve o bağa bilinçli aidiyetin adı olan bir "din" haline gelir.
İslam/esleme/eslimu
https://t.co/x2H7Q1utHx
Mıslımun
https://t.co/2O5KvqAUIv
Mıslimin
https://t.co/3LYN28mD7f
"Şimdi Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltiyor! Ölüleri de kesinlikle diriltecek O’dur. O, her şeye güç yetirendir." (Rûm Suresi, 30/50)
🌱🌿🌳
"Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel ya da kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Bu devasa iddiasızlığın bana verdiği özgürlüğün hastasıyım"
#çayvariçersen☕️
Kur'ana göre şeytan, çoğu zaman zannedildiği gibi bağımsız bir kötülük gücü değildir. Aksine o, Allah'ın koyduğu sınırlar içinde hareket eden, etkisi sınırlı ve kontrol altına alınabilir bir unsurdur.
İlk olarak Kur'an, şeytanın insan üzerinde zorlayıcı bir gücünün olmadığını açıkça ortaya koyar (Hicr 42).
Şeytanın etkisi, bir baskı ya da zorlamadan ibaret değildir. O, sadece çağırır (İbrahim 22).
Bu durumda şeytanın gücü, fiili bir hakimiyet değil; insanın iç dünyasına bıraktığı telkinlerle sınırlıdır. Nitekim Kur'an onu şöyle tanımlar:
"İnsanların göğüslerine vesvese verir" (Nas 5)
Yani şeytan, insanı zorlayan değil; yönlendirmeye çalışan bir fısıltıdır.
Ayrıca onun kurduğu düzenin güçlü olmadığı da vurgulanır (Nisa 76).
Eğer şeytan bağımsız ve mutlak bir güç olsaydı, bu zayıflık söz konusu olmazdı. Dahası, şeytanın kendisi bile tamamen bağımsız değildir. O dahi Allah'tan süre talep eder (Araf 14).
Bu, onun ilahi sistem dışında hareket edemediğinin açık bir göstergesidir.
Kur'anda daha da dikkat çekici bir durum vardır: Şeytanlar, gerektiğinde itaat ettirilen varlıklar haline gelebilir. Hz. Süleyman'a verilen yetki bunun en açık örneğidir:
"Şeytanlardan, onun için çalışanlar vardı (Enbiya 82, Sad 37).
Burada şeytanlar, saptırıcı değil; hizmete koşulmuş unsurlar olarak karşımıza çıkar.
Kur'an bu çerçeveyi daha da genişletir ve şeytanın sadece cinlere ait bir varlık olmadığını açıkça bildirir (Enam 112).
Bu ayet, şeytanın bir tür değil; bir rol ve yönelim olduğunu gösterir.
Buna göre:
Cin şeytanları; görünmeyen, içe telkin eden etki.
İnsan şeytanları; görünür, düşünsel ve sosyal yönlendirme.
Dolayısıyla şeytanlık, belirli bir varlığa ait olmaktan çok,
hakikatten uzaklaştıran bilinç ve davranış biçimidir.
Son olarak Kur'an evrensel bir ilke koyar: Göklerde ve yerde olan herkes O'na secde eder (Ra'd 15)
Bu ilkenin dışında hiçbir varlık yoktur, şeytan da dahil.
Kur'an bütünlüğü içinde baktığımızda şu net sonuca ulaşırız:
Şeytan, bağımsız bir kötülük gücü değil; Allah'ın koyduğu sınırlar içinde hareket eden, zorlayıcı gücü olmayan ve gerektiğinde boyun eğdirilen bir etkidir.
Üstelik bu etki: sadece cinlerde değil, insanlarda da ortaya çıkabilir.
Onun etkisi zorlamak değil, vesvese vermek, hükmetmek değil, çağırmak
yaratmak değil, süslemek.
Bu yüzden ASIL BELİRLEYİCİ OLAN ŞEYTAN DEĞİL, İNSANIN VERDİĞİ KARŞILIKTIR.
Ayetleri doğru anlayan, herkese örnek olacak şekilde yaşayan ve onu her bir insana en güzel şekilde ulaştırmak için canıyla malıyla elinden geleni yapan ve bu yolda her zorluğa göğüs geren kişilerden eylemesini Allah'tan niyaz ederim.
#duam