Üniversite için Ankara’ya gelen evlatlarımız, hepiniz hoş geldiniz.
Size küçük bir hatırlatmam var…
Kızılay 100. Yıl Gençlik Soframız yaz boyunca olduğu gibi açık. 5 Ekim’den itibaren Anıttepe, Gazi Mahallesi ve Sıhhiye’deki Gençlik Sofralarımız da yeniden kapılarını açıyor.
Hafta içi her akşam saat 17.00 -20.00 saatleri arasında 4 çeşit ücretsiz sıcak yemeğiniz bizden.
Siz hayallerinize, geleceğinize bakın.
Ailelerinizin de gözü arkada kalmasın. Evlatları Ankara’daysa, biz de buradayız.
Ne demiştik; üniversite Ankara’da okunur.
Bu günlerde değerini daha iyi anlıyoruz. Mekânın cennet olsun "Güzel" adam. Hasan Celal Güzel'in yıllar önce yazdığı o yazı:
"Sayın Milletvekillerine ithaf olunur- Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal'ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.
Meğer ben ne enayiymişim!...
Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu.
Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.
Meğer ben ne enayiymişim!...
***
Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum."
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan ve eşi İlyas Kaya’yla ilgili fon iddiası, çok vahim.
İddiaya göre;
Karı koca toplam 163 milyon 46 bin lira yatırıp 5 ay sonra 2.17 milyar lira çekmişler.
Sayan ve eşi şu ana kadar bir açıklama yapmadı.
Açıkçası yorum için biraz da onu bekledim.
Eğer iddialar doğruysa, kabul edilebilir bir durum değil.
Hemen istifası gerekir.
İddialar doğru değilse, hemen yalanlamalı ve dava açmalıdır.
Hiç kimse makamını kişisel zenginleşme aracı olarak kullanamaz.
Bu arada benzer şekilde fon üzerinden zenginleşen ve servetini katlayan başka dostlar varsa onlar da fazla beklemeden gereğini yapsınlar.
Bakın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı son 3 ayda fonlardan çıkış yapanların listesini istedi, haberiniz olsun.
Hadi bekliyoruz.
Anayasa Mahkemesi önüne gelirken elindeki pankartta şu yazıyordu:
“Para için değil, onurumuz için.”
Ali Şekeroğlu artık aramızda değil. Yaşamına son verdi.
Hepimizin içi acıyor.
Emekliler yıllarca çalıştı, prim ödedi, bu ülkeye emek verdi. Bugün istedikleri lütuf değil; insanca yaşayabilecekleri bir gelir ve onurlu bir hayat.
Maliye Bakanı Şimşek'ten fon açıklaması:
• "Türkiye'de 2 bin 38 fon var, bunların 131'inden bahsediyoruz. Sınırlı sayıdaki fondan söz ediyoruz.
• Sistemik bir risk söz konusu değil.
• 2025'in sonlarında Finansal İstikrar Komitesinde burada bir sorun olabileceği kaygısıyla konunun çalışılmasını, gerekli düzenleme ve tedbirlerin alınmasını istemişiz. SPK da bugün süreci detaylı şekilde açıkladı." (NTV)
TBMM yemekhanesinde pilavlı dana sac kavurma, mantar çorbası, cacık ve vişneli tayfır içeren zengin menü 126 TL.
Okul kantininde bir çocuğun sadece ince kaşarlı tost ve ayranı 130 TL! Vekilin ziyafeti, vatandaşın çocuğunun tostundan daha ucuz..
Dedesini, babasını ve ağabeyini on yıl süren savaşlarda kaybetmiş, köyünden başka diyar görmemiş yoksul Türk... Batırılan vatanı çarığıyla kurtarmak için beş yıl kanını döktü. Sonra da yedi çeşit salgın hastalığın kol gezdiği yolsuz, okulsuz, hastanesiz fukara köyüne geri döndü. Beş yıl kurtarmak için kanını döktüğü vatanı için, on beş yıl da fakirlik içinde üretmeye çalıştı.
Böyle fedakar dedelerin borçlu torunlarıyız.
Bir sokak köpeği tesadüfen bir mağazaya girer...
Oyuncak bir hayvanı kapar...
Mağaza çalışanı ile köpek arasında bir mücadele başlar...
Yakında duran bir kişi öne çıkar ve köpeğin oyuncağını satın alır..
Küçük köpek son derece mutlu bir şekilde ayrılır...😊
İşte .... mutlu olmak bu kadar basit ...😊🙏
Cenk Eren’in, Ajda Pekkan’ın sosyal medyada paylaşılan canlı konser performansına yaptığı yorum:
“Ajda sahneye çıkmadan 45 dakika önce hocası Günay Hanım ile çalışmaya başlıyor ve şan egzersizi yapıyor.
Ben ne yapıyorum? Orkestrayla, arkadaşlarla oturmuş lak lak yapıyorum.
İşte aramızdaki fark bu! Tesadüf değil; disiplin, emek ve mesleğe saygı.”