Size ÜLKEMİZDE yaşanan bazı REZİLLİKLERDEN BAHSEDECEĞİM. Çünkü ÇOK SİNİRLİYİM…
İnsanlar gerçekten yaşamayı mı unuttu, yoksa yaşadığını göstermeyi yaşam sanmaya mı başladı anlayabilmiş değilim.
Birileri hastane odasını içerik alanına çeviriyor. Serum takılı hâlini çekiyor. Ağladığı anı paylaşıyor. Yakınının yoğun bakım önündeki korkusunu bile “vlog” yapıyor.
Acı bile mahrem olmaktan çıkıyor.
Cinsiyet öğrenme partileri yapılıyor…
Anne-baba çocuğun cinsiyetini öğrenmiyor sanki; bütün mahalleye, bütün internete ilan ediyor. Patlayan kutular, dumanlar, konfeti, dron çekimleri… Bir bebeğin cinsiyeti bile artık sade bir sevinç değil, gösteri malzemesi hâline geliyor.
Birileri cenazeyi bile gösteriye dönüştür��yor…
Mezarlıkta kamera açıyor. Taziyeyi kayıt altına alıyor. Ağlayan insanın yüzünü çekiyor. Yas bile bazen içerik oluyor.
Türkiye��de artık garip bir gösteriş ve teşhir kültürü oluştu. İnsanlar mutlu olmak için değil; göstermek için yaşıyor. Sevinç yaşamak için değil; kayda almak için yaşıyor.
Dua etmek için değil;
story atmak için yaşıyor.
Baby shower yapılıyor…
Daha çocuk doğmadan gösteri başlıyor. Balonlar, dev organizasyonlar, binlerce liralık süsler, “kaç kişi izledi?” hesabı…
Sünnet merasimleri…
Eskiden dua ile, sade bir ikramla, aile arasında olurdu. Şimdi düğün salonları, sahneler, konvoylar, sis makineleri, lazerler, sanatçılar…
Basit bir cerrahi operasyon neredeyse düğünden daha şatafatlı. Bazı yerlerde anne bile gelinlik benzeri kıyafetlerle sahneye çıkıyor. Oğlunun sünnet merasiminde adeta ikinci düğün yapılıyor.
Soru şu: Bu merasim kimin için? Çocuk için mi, yoksa insanların “ne kadar görkemli yapmışlar” demesi için mi?
Kız isteme merasimleri…
Eskiden bir kahve, bir dua, birkaç büyük. Şimdi ne oldu? Organizasyon şirketleri, özel dekorlar, ışık sistemleri, profesyonel çekimler, giriş koreografileri… Kız isteme bile sahne gösterisine döndü.
Bir video görüyorsun: 50-60 yaşındaki anne babasına “Birbirinize sarılın, video çekeyim” diyor. Bir başkası annesinin ağladığı anı çekiyor. Bir başkası eşinin mahrem sevincini, hamilelik testini, hamile göbeğini ve özel tepkisini milyonlara açıyor.
Birileri ibadeti bile dekor yapıyor…
Tesettürü, dua anını, gözyaşını, secdeyi, hayrı, umreyi, Kur’an okuyuşunu bazen içten yaşamak yerine kameraya göre kurgulayanlar… İnanç, tefekkür ve mahrem ibadet alanı; bazen “bakın ne kadar manevîyim” vitrini hâline gelebiliyor.
Dinin özü yerine görünürlüğü büyütmek, ayrı bir istismar biçimi. Huzur anı, gösteri anına kayabiliyor.
Birileri boşanmayı bile sahneye çeviriyor. En kırılgan anlar; ayrılık, öfke, gözyaşı, hepsi izlenme malzemesi oluyor.
Birileri yaşlı anne babasını “duygusal içerik”e dönü��türüyor. Annenin ağlaması, babanın mahcubiyeti, özel tepkileri, saygı yerine bazen viral olma hedefi öne geçiyor.
Sürekli pahalı hediye videoları. “Bakın eşime ne aldım” yarışları. Romantizmi yaşamak yerine ispat etmeye çalışma. Sevgi samimiyet değil, performans gibi sunuluyor.
Geçen gördüğüm bir görüntü beni çok ama çok üzdü. Kâbe’nin karşısında otel odasında namaz kılıyorlar. Etraflarında kameralar hazır. Namazın ortasında hamilelik testini çıkarıp bunu gösteriye dönüştürüyorlar.
İnsan ibadeti mi yaşıyor, yoksa sahne mi kuruyor?
Eskiden insanlar bazı meseleleri anne babasının yanında konuşmaya utanırdı. Şimdi milyonların önünde en mahrem detaylarını konuşuyor, çekiyor, yayınlıyor.
Ve suç sadece bunu yapanlarda değil. Toplumda da var. Çünkü izleniyorlar. Alkış alıyorlar. Prim görüyorlar.
Para kazanıyorlar. Şöhret oluyorlar.
Sonra gençler bunu normal sanıyor.
Bir nesil büyüyor;
mahremiyet nedir bilmiyor.
Bir nesil büyüyor;
gösterişi mutluluk zannediyor.
Bir nesil büyüyor;
kamerayı vicdanın önüne koyuyor.
Bir nesil büyüyor; yaşamak
yerine sergilemeyi öğreniyor.
Birileri misafiri bile rahat bırakmıyor…
Eve gelen insan önce kamera görüyor. Muhabbet, samimiyet, özel sohbet bile “story” oluyor.
Birileri tatili yaşamıyor; ispatlıyor…
Denizi görmeden çekim, yemeği yemeden fotoğraf, manzarayı izlemeden canlı yayın…
Birileri çocuk terbiyesini bile yayına açıyor…Azarlama, ceza, mahcup etme, ağlatma… eğitim değil,
çoğu zaman teşhir oluyor.
Birisi düşmüş, biri bayılmış, bir yerde kavga çıkmış…
İlk refleks yardım değil, telefon çıkarıp video çekmek oluyor. Başkasının zor anı, seyirlik malzemeye dönüyor. Kiralanmış araba, ödünç takı, borçla tatil, krediyle şatafat… Hayat yaşamıyor; vitrin kuruyor. Fakir ama internette “krallık” oynuyor. Barışma videosu, ayrılık videosu, kavga videosu, dönüş videosu… Duygu yaşamıyor; senaryo pazarlıyor.
Yatak odasından video çekenler…
Evin en özel alanını bile milyonlara açanlar… Karı koca arasındaki özel hâlleri, yatak başını, uyandığı anı,
özel sohbetlerini, sabah mahremiyetini bile “içerik” diye paylaşanlar…Eşinin yanında göbeğini açıp oynayanlar, karı koca arasındaki özel samimiyeti milyonların eğlencesine dönüştürenler…
Aile içindeki mahrem sınırları
alkış uğruna, izlenme uğruna,
beğeni uğruna sergileyenler…
Çoluğunu çocuğunu sosyal medyada para kazansın diye vitrine koyanlar…
Daha konuşamayan çocuğun ağlamasını çekenler. Düştüğü anı hasta hâlini paylaşanlar.
Uyurken yüzüne kamera tutanlar.
Mahrem korkularını, ağlamalarını, özel tepkilerini milyonlara açanlar.
Çocuk büyüyor; ama kendi iradesi olmadan dijital bir vitrinde büyüyor. Kendi rızası olmadan hayatı kayıt altına alınıyor.
Bir gün utanacağı, mahcup olacağı görüntüler daha o küçücükken internete bırakılıyor.
Bazıları çocuk yetiştirmiyor; çocuğu içerik malzemesine dönüştürüyor.
Bazıları aile kurmuyor; evi stüdyoya çeviriyor. Bazıları hatıra biriktirmiyor; mahremiyet tüketiyor. Bazıları yaşamak yerine sergilemeyi seçiyor.
Evin salonu sahne…
Mutfak stüdyo…
Yatak odası içerik alanı…
Çocuk odası izlenme malzemesi…
Aile bağları bile reklam ve etkileşim aracına dönüşüyor.
Soru şu:
Her şey paylaşılmak zorunda mı?
Her duygu kameraya dönmek zorunda mı?
Her mahrem alan izlenmeye açılmalı mı?
Çocuk, anne babanın sosyal medya yatırımı mı?
Aile, içerik fabrikası mı?
Belki de en önemli soru şu:
SİZ DELİ MİSİNİZ?
İnsanı korkutmak, rezil etmek, utandırmak, sonra “şakaydı” demek. Mizah mı? Kilolarca yiyeceği sırf kameraya döküp israf etmek normal mi?
Özel, özel kalmalı.
Eşler arasındaki sınırlar, sınır kalmalı.
Çocuklar, para kazanma aracı değil emanet olmalı.
Aile hayatı, milyonlara sergilenen bir vitrin değil; korunması gereken bir mahrem alan olmalı.
Bugün insanlar alkış uğruna utanmayı, izlenme uğruna sınırı, para uğruna mahremiyeti harcıyor. Asıl tehlike de burada başlıyor. Çünkü mahremiyet bir kere sıradanlaşınca, insan neyi koruyacağını da unutmaya başlıyor.
Para kazanmak için ekran karşısında bedenini teşhir edenler… İzlenme uğruna sınırlarını silikleştirenler… Mahremiyetini, bedenini, özel alanını “etkileşim” ve “kazanç” uğruna sergileyenler… İnsan bedenini değer olarak değil, tıklanma aracına çevirenler ve bütün bunları utanmadan izleyenler SİZE YAZIKLAR OLSUN.
Hiç bilgisi olmadan “size hayat öğreteyim” diye bir de bize ayar verenlerin vidoları…
Birileri “kanalıma abone ol” diyerek insanları sadece faydalı içerik için değil; bazen tamamen dikkat çekmek, gündem olmak, daha çok görünürlük kazanmak için her şeyi içerik hâline getiriyor.
Özel hayat, kavga, ilişki, aile içi anlar, duygular, hatta utanılması gereken sınır ihlalleri bile “izlenme” için paketleniyor. Bir kitaba çok para diyenler onlarca para verip buralara abone oluyor.
GERÇEKTEN İNANILMAZ.
Bir noktadan sonra mesele paylaşım olmaktan çıkıyor; hayatın kendisi pazarlamaya dönüşüyor.
Bazıları evini yuva gibi yaşamıyor; sete çeviriyor.
Bazıları ailesini korumuyor; kapitalizmin parçası yapıyor.
Bazıları bedenini saygınlıkla taşımıyor; algoritmaların malzemesi hâline getiriyor.
Bazıları üretmiyor; dikkat satıyor.
Bazıları mahremiyetini korumuyor; beğeni uğruna tüketiyor. “Abone ol.” “Beğen.” “Paylaş.” “Daha fazlası için takip et.” SONRA MİLYONLARCA TAKİPÇİ…
BAKIN HAYKIRIYORUM:
ÖZEL, ÖZEL KALMALI.
BEDEN, SAYGINLIKLA KORUNMALI.
ÇOCUKLAR, İÇERİK EKONOMİSİNİN PARÇASI OLMAMALI.
AİLE, VİTRİN DEĞİL YUVA OLMALI.
İNSAN, İZLENMEK İÇİN DEĞİL; DEĞERLİ OLDUĞU İÇİN YAŞAMALI...
Zekeriya EFİLOĞLU
Eğitimci-Yazar
Bugün İnsan ve Değer Hareketi’nin Üsküdar şubesinden kardeşlerimiz ziyaretimize geldiler. Kendilerine bu nazik ziyaretleri nedeniyle teşekkür ediyoruz.
اللهم ارحم جميع امة محمد رحمة عامّة
و اغفر ذنوبنا وذنوب امة محمد ﷺ
و استر عيوبنا وعيوبنا امة محمد ﷺ
واكشف همومنا و هموم امة محمد ﷺ
واشرح صدورنا وصدور امة محمد ﷺ
و اشف مرضانا ومرضا امة محمد ﷺ
واصلح اولادنا و اولاد امة محمد ﷺ
و اصلح نسائنا ونساء امة محمد ﷺ
يا قاضي الحاجات ومجيب الدعوات
استجب دعائنا برحمتك يا ارحم الراحمين
#آمين
• Zilhicce'nin On Günü
Allah Resûlü (sav) şöyle buyurdu: "Allah katında şu on günde işlenecek sâlih amelden daha üstün bir amel yoktur."
Sahabiler dediler ki: "Allah yolunda cihaddan da mı üstündür Ya Resûlallah?"
Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Evet, Allah yolunda cihaddan da üstüdür. Ancak malını ve canını tehlikeye atarak cihada çıkan, şehid olup dönmeyen kimsenin cihadı müstesna."
[Buhârî | Îdeyn, 11]
Allah Resûlü (sav) bu ay içerisinde Kurban Bayramına kadar olan ilk dokuz günü oruçlu geçirirdi. Dokuzuncu gün olan Arefe Günü hakkında ise şöyle buyururdu:
"Allah’tan Arefe günü orucunun öncesindeki ve sonrasındaki senenin günahlarına kefaret olmasını umarım."
[Müslim]
Hafsa (ra) dedi ki:
"Nebi (sav) Aşure orucunu, Zilhicce orucunu, her ay üç gün oruç tutmayı ve sabah namazından önce iki rekât namaz kılmayı terk etmezdi."
[Nesai]
"Sahabe, üç “10”u tazim ederlerdi: Ramazan’ın son 10’u, Zilhicce’nin ilk 10’u ve Muharrem’in ilk 10’u."
[Ebu Osman en-Nehdî]
Zilhicce’nin bu on gününün fazileti hac ibadetinin bu ayda yapılmasından kaynaklanmaktadır.
[İbn Hacer | Feth, 2/459]
Müfessirlerin geneline göre Allah Teâlâ’nın Fecr Suresi ikinci ayetinde yemin ettiği on gece, Zilhicce’nin ilk on gecesidir.
[Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb, 31/148]
Buhârî, Tirmizî ve başkalarının rivayetlerine göre bu on gün içerisinde eda edilen namaz, oruç, zikir, Kur’ân tilaveti, infak, ribat, dua, istiğfâr gibi salih ameller, başka günlerde yapılan herhangi bir salih amelden üstündür.
Yine bu on günde yapılan farz ameller de diğer günlerde yapılan farz amellerden daha üstündür. Keza bu on günde yapılan nafilelerin ecri başka günlerde yapılan nafilelerin ecrinden daha fazladır. Ama bu günlerdeki nafileler başka günlerdeki farzlardan daha faziletli değildir.
Bu günlerde yapılan amellerin en faziletlisi ise kabul olunmuş hacdır.
Şam Emevi Camii'nde bir imamın duası:
"Allah’ım, Şam’da fethedenler olarak namaz kılmayı Senden diledik, Sen kabul ettin. Şimdi de Filistin’de namaz kılmayı Senden diliyoruz; duamızı kabul eyle."
Telaviv’e füze düştü başlığıyla gördüğünüz tüm görüntüleri yayın.
Görüntü yapay zeka ile üretilmişse dahi yayın.
Grok’a sorup durmayın!
Bırakın ayıklama işini İsrail yapsın. Biraz da bununla uğraşsın siyonist köpekler.
15 Ramazan Dünya Yetimler Gününde, Türkiye başta olmak üzere toplam 14 ülkede düzenlemiş olduğumuz yetim iftarlarını gerçekleştirmiş bulunmaktayız.
15 Ramazan 1448'de aynı sofrada bir araya gelmek dileğiyle, rızkımız kardeşlik olsun..
#gençdeğerhareketi#dünyayetimlergünü
Rızkımız kardeşlik olsun.✨
Sizlerinde desteğiyle, Genç Değer Hareketi ve İyilik Derneği olarak Bosna-Hersek, Kuzey Makedonya, Kosova, Afganistan, Suriye, Arnavutluk, Lübnan, Çad, Filistin ve daha birçok ülkedeki kardeşlerimizin de soframızda yer almasını,
Rızkımız Kardeşlik Olsun.✨🌙
15 Ramazan Dünya Yetimler Günü’nde Kardeşlik Sofrası’nı bu sene de kuruyoruz. 🎉
14 ayrı ülkede yetim kardeşlerimizle buluşacağımız iftar sofralarının heyecanını sizlerle paylaşıyor ve desteklerinizi bekliyoruz.
#GençDeğerHareketi
Yaşamak direnmektir! 🥼
🩺 Gazze'de İsrail'in saldırıları sonucu ağır hasar gören Şifa Hastanesi’nin bahçesinde, Sağlık Bakanlığı tarafından 230 tıp öğrencisi için mezuniyet töreni düzenlendi.
Genç Değer Akademi buluşmaları kapsamında, Prof. Dr. Enis Doko ile birlikte "Ahlâkın kaynağı nedir? İyi ve kötüyü ne belirler, ahlâkın temeli akıl mı, toplum mu, vahiy mi?" sorularına cevap aradığımız programımızı gerçekleştirmiş bulunmaktayız.
@ertenyf Gıyabi Cenaze Namazına Davet!
Ümmetin yiğit komutanı Ebu Ubeyde için 30 Aralık Salı günü ikindi namazı sonrası Fatih Camii’nde gıyabi cenaze namazı kılınacaktır!
İki yıl boyunca bize nasıl bir dünyada yaşadığımızı, Müslüman liderlerin sadece birer kukladan ibaret olduğunu gösteren Ebu Ubeyde'nin şehadeti duyurulmuş. Mübarek olsun, onlar adamdı.