Hekimler için hayattaki gerçek lüksler:
• Hastaneye 10–15 dakikada ulaşabilmek
• Nöbet çıkışı sessiz bir ev
• Ay sonunda yatırım için para kalması
• Acele etmeden bir kahve içebilmek
• Vicdanen rahat uyuyabilmek
• Alarm çalmadan uyanabilmek
• Sevdiklerinle sakin bir yemek
• Gerçekten sizi anlayan insanlarla gülmek
• Her yıl birkaç kez yurt dışına çıkabilmek
Ekleyip çıkarabilirsiniz; birlikte tamamlayalım.
Kawashaki’yi serviste görmeyen biri DHY’de acilde gece nöbette tonsillit deyip yollayabilir. Ya da ERAS protokolünü kim uyguluyor ya deyip sadece bir tus bilgisi sanabilir.
Perifer/Santral tıp yaklaşımı yerine köklü/yeni tıp şeklinde yapılması gerektiğini düşünüyorum. 6 yıllık eğitimde hekimliğin yanında birer bilim insanı olarak yetişmek için sistemi oturmuş, Pediatri,Dahiliye vb. branşlarda yandal hocalarının olduğu fakülteler tercih edilmelidir
Deniz hanım; her birinizin böyle işin içinde olmadan, üzerinde derinlemesine düşünmeden dahil olduğunuz bu tür konulara tek tek açıklama yapmayacağım.
O yüzden daha önce benzer bir yüzeysellikte fikir beyan eden bir arkadaşa verdiğim cevabı, size de aynen iletiyorum. Neden? Çünkü yazdıklarınız çok fazla insanın önüne düşüyor ve gerçekler hiç de bu kadar yüzeyselce açıklanamaz. İnsanlar konuya derinlemesine bakabilsin istiyorum.
Görüşünüzün ve bu attığınız tweetin benim için tartışılacak bir yanı bile yok. Bu düşünceye erişmiş birisini ikna etme gibi bir çabam da. Bahsettiğim gibi; amacım aslında tweet sahibine değil, bu tweeti gören insanlara doğrusunu anlatmak.
Ancak sizden tek ricam:
Lütfen, hekimler için ve dolayısıyla toplum için de bu denli hayati olan bir konuda, bu kadar basit bir mantıkla bu kadar haksız bir tweet attıktan sonra, metninize "buna saygı duyuyorum" gibi ifadeler eklemeyin. Gerçekten komik oluyor.
Konuya dönecek olursak:
Bu topraklarda yetişmiş, paha biçilmez değerdeki hekimlerin bavullarını toplayıp gitmesi, ortak bir yaramız. Tespit doğru, acı gerçek.
Ancak bir hekimin yaptığı gibi, doğru bir teşhis koymak zorundayız: Sorun, kanayan yaradan akan kanda değil, yarayı açan bıçaktadır. Ve önerilen "tazminat senedi" çözümü, yarayı tedavi etmek yerine, kanamayı durdurmak için hastanın kolunu kesmeyi önermek kadar absürttür.
Bu öneri, basit bir hatadan öte, tehlikeli bir zihniyetin yansımasıdır. Bu, bir toplumu ayakta tutan en temel sözleşmelerden birini, yani "sosyal sözleşmeyi" dinamitleme girişimidir.
Devlet, vatandaşının vergileriyle bir uzman yetiştirir; bu, devletin topluma yaptığı bir yatırımdır.
O uzman da yıllarca süren asistanlık, intörnlük ve mecburi hizmet dönemlerinde, çoğu zaman hak ettiğinin çok altında bir ücretle, en zor koşullarda hizmet vererek bu yatırımın karşılığını katbekat öder.
Örneğin, Türkiye'de ortalama hekim maaşı yıllık yaklaşık 33.000 USD civarındayken, ABD'de bu rakam 363.000 USD'ye ulaşmaktadır – bu 10 kattan fazla fark, hekimlerin yıllarca düşük ücretle çalışarak topluma olan "borcunu" nasıl ödediğinin en somut kanıtıdır.
(Kaynak 1: https://t.co/D9M9rRULgk;
Kaynak 2: https://t.co/DVWLm4L4xw)
Ve buraya dikkat:
Aslında o uzman da bu ülkenin, bu konuyu dışarıdan yorumlayan her vatandaş vatandaşı, her vatandaş kadar eşit bir parçasıdır.
Sistemin paydaşları, hekimine "can güvenliği, insanca çalışma koşulları ve emeğinin karşılığını" vaat eder.
Peki,
-Her gün haberlere düşen şiddet vakalarıyla – ki ülkemizde hekimlerin %84'ü kariyerinde en az bir kez şiddete maruz kalmaktadır. (Kaynak: https://t.co/lA7JKSJiNI) –,
-Ayda 10 nöbetle geçen tükenmiş hayatlarla
-Enflasyon karşısında eriyen maaşlarla
sistem bu sözünü tutmayınca ne olacak?
Sözleşmeyi ilk bozan taraf, bavulunu toplayan hekim midir, yoksa onu gitmeye mecbur bırakan sistemin kendisi mi?
"Tazminat senedi" fikrinin altında yatan felsefe, 21. yüzyılda kabul edilemez bir felsefedir:
Hekimler, devletin-toplumun-sistemin malıdır.
Bu, nitelikli insanı bir birey, bir profesyonel olarak değil, bedeli ödenmiş ve artık "sahip olunan" bir meta olarak görmektir.
Bu, feodal bir zihniyettir.
Modern, özgür bir toplum, yetenekli insanlarını ülkeye "kazanarak" elinde tutar, onların ayaklarına "modern zaman prangaları" olan senetleri bağlayarak değil.
Peki, bu çağdışı, üzerinde hiç düşünülmeden yazıldığı belli olan öneriyi bir anlığına hayata geçirdiğimizi düşünelim.
Karşılaşacağımız felaket tablosu nettir:
Önce, ülkenin en zeki, en pırıl pırıl gençleri tıp fakültelerinin kapısından bile girmez.
Kim, daha 18 yaşında geleceğini ipotek altına alan bir "esaret belgesi" imzalamak ister ki?
Tıp fakülteleri, başka seçeneği olmayanların sığındığı bir limana dönüşürken, ülkenin sağlık geleceği dinamitlenmiş olur.
Sonra, içeride zorla tuttuğumuz o hekimler...
Ruhları çoktan gitmiş, sadece bedenleri burada olan, mutsuz, umutsuz ve tükenmiş bir profesyoneller ordusu yaratırız.
Her gün "keşke" diye iç geçiren bir cerrahın elindeki neşterden, bir dahiliye uzmanının teşhisinden ne beklenebilir?
Bu, sadece verimsizlik değil, aynı zamanda hasta güvenliği için de korkunç bir tehdittir.
Ve en trajikomik sonuç:
Bu yasanın lafının edilmesi bile, beyin göçünü durdurmak yerine bir tsunamiye dönüştürür. "Prangalar takılmadan kaçalım" paniğiyle, şu an tereddütte olan binlerce hekimin gidişini hızlandırır.
Zaten araştırmalar, hekimlerin %70'inin kötü çalışma koşullarını göç nedeni olarak belirttiğini gösteriyor.
(Kaynak 1: https://t.co/Bs2st14g3t
Kaynak 2: https://t.co/BjzZsviDbF)
Yani, kanayan yarayı durduracağız derken, şah damarını kesmiş oluruz.
Asıl çözüm bellidir ve aslında hiç de karmaşık değildir.
İnsanları zincirle bağlamaya çalışmak yerine, onların gitmeyi düşünmeyecekleri bir yuva sunmaktır.
Güvenlik mi istiyorlar? Sağlayın.
İnsanca çalışma saatleri mi? Düzenleyin.
Emeklerinin karşılığı olan adil bir gelir mi? Verin.
Mesleki saygınlık ve liyakat mı? Tesis edin.
Bakın, hiçbir hekim "Ben Amerikan zenginine hizmet etme hayaliyle" bu mesleğe başlamıyor.
Ama "kendi vatanımda parya muamelesi görmek istemiyorum" dediği için bu acı kararı alıyor.
Örneğin, 402 hekimle yapılan bir çalışmada, göç eğiliminin temel nedenleri arasında şiddet ve düşük ücretler öne çıkmaktadır.
(Kaynak: https://t.co/pCng2DYXXq)
O zaman görevimiz, gidenin arkasından "hain" diye bağırmak veya kalanların ayağına pranga hazırlamak değil, bu ülkeyi, evlatlarının çalışırken kendini rahat, mutlu ve huzurlu hissettiği bir yer haline getirmektir.
Koç Banchi, staff ve oyunculara teşekkür ederim. İki ay önce herkesin bitti dediği takım inanılmaz bir sezon sonu oynadı. Bugün de sonuna kadar mücadele ettiler. Bu durumda kimseyi hiçbir şekilde eleştirecek değilim. Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum #EfesFamily
@Mr__Gawatt Gerçek gurmelerin yıllardır değişmez adresi, dükkanı taşıyınca lezzet bozulur mu diye şüphe etmiştim. Kaldığı yerden devam. Tabi döner kalırsa çünkü servis 12de başlayıp 4 5 gibi genelde biter.
abime, 45 slaytım var yetiştiremeyecegim galiba dedim bana dedi ki olm tusa 50 gün var tüm 6 yılı bitiricem yapay dertlerin var bos yapıyorsun dedi AĞLADIM