We're running an AI + ART residential summer program for high school students at UCLA this summer, July 12–29. Enrollment starts today! Please share :)
https://t.co/EtZXU1KDI4
Akademik yapılar açısından en tehlikeli insan tipi, entelektüel olarak yetersiz olduğu hâlde bunu başka yollarla telafi etmeye çalışan kişilerdir. Bu kişiler okumayı, yazmayı ve üretmeyi sevmez; fakat akademik çevrelerde unvan, makam ve statü sahibi olmaya büyük bir tutkuyla bağlanırlar. Çünkü onlar için akademi, bilgi üretiminin değil, sembolik iktidarın alanıdır.
Statü arayışı, çoğu zaman derin bir yetersizlik duygusunun dışa vurumudur. Günlük dilde “aşağılık kompleksi” olarak adlandırılan bu durum, Alfred Adler’in tanımladığı biçimiyle üstünlük kompleksi şeklinde tezahür eder. Yani birey, kendisini yetersiz hissettikçe bu eksikliği güç, mevki ve otorite üzerinden telafi etmeye çalışır. Akademik unvan, bu kişiler için entelektüel bir emeğin sonucu değil; psikolojik bir savunma mekanizmasıdır.
Bilgi üretmeyen fakat bilgiyi hızla ve yüzeysel biçimde tüketen bu çevreler, akademinin asli işlevini aşındırır. Metinleri anlamadan çoğaltan, kavramları içselleştirmeden tekrarlayan, atıf sayısını düşüncenin önüne koyan bu zihniyet; akademiyi bir düşünce alanı olmaktan çıkarıp bürokratik bir sertifika rejimine dönüştürür.
Asıl tehlike, bu yetersizliğin kurumsallaşmasıdır. Çünkü bu tipler zamanla karar verici pozisyonlara gelir, nitelikli üretimi tehdit olarak algılar ve kendilerinden daha donanımlı olanları sistem dışına iter. Böylece akademik ortam, eleştirel düşüncenin değil, itaatin; bilginin değil, görünürlüğün ödüllendirildiği bir yapıya evrilir.
Sonuçta akademik çöküş, dış baskılarla değil; içeride bilgiye mesafeli ama güce yakın aktörlerin çoğalmasıyla başlar. Akademiyi ayakta tutan şey unvanlar değil, metinlerdir; makamlar değil, sorular; hiyerarşi değil, entelektüel cesarettir.
Covid aşısı olanlara ne oldu?
28 milyon kişinin takip edildiği dev bilimsel çalışmada, COVID-19 aşısı olanların sadece COVID-19'a bağlı ölüm riski değil, herhangi bir nedene bağlı ölüm riskleri de düşük çıktı!
Doğa Sonrası Etüdleri V.2, Sakıp Sabancı Müzesi’nin koleksiyonlarında yerini aldı! 🌿✨
Çağdaş sanatçı ve akademisyen Murat Durusoy’a ait Doğa Sonrası Etütleri V.2 adlı video, Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu’nda izleyiciyle buluştu.
Eser, SSM Bahçe’deki bitkilerden yola çıkarak doğanın insan etkisiyle kalıcı biçimde değiştiğini görünür kılıyor ve iklim krizinin giderek hissedildiği Antroposen Çağı’na dikkat çekiyor.
Samsung The Frame’in katkılarıyla sergilenen videoyu, Atlı Köşk’ün üst katında Pazartesi hariç her gün, 10.00-18.00 arasında seyredebilirsiniz.
Yakın zamana kadar “post truth” yani “hakikat sonrası” popüler bir kavramdı. Bugün siyasi ve toplumsal düzlemde adeta “post ethic” yani “ahlak sonrası” bir fırtınayla savruluyoruz. “Post” eki yalnızca kronolojik bir ardıllığı değil, aynı zamanda niteliksel bir dönüşümü ifade eder; önceki dönemde egemen olan değerlerin yerinden edilme halini vurgular.
Bugün baskıya, yalana, talana çoğu zaman bir kılıf dahi uydurulmaya çalışılmıyor.
Etik kurallar, gücü elinde tutan siyasetçilerin, otoriter liderlerin meşruiyet üretme sürecinde artık ön koşul değil, opsiyonel retorik unsurlar haline gelebiliyor.
Etik ilkeler ilke olarak değil, yalnızca işe yaradığında devreye sokuluyor.
Adalet ve sorumluluk gibi değerler yerini çıkar optimizasyonu ve saf güç siyasetine bırakıyor.
Ancak bunlar mutlak değil, yılgınlığa düşmeden bütün “post”larla mücadele edildiği gibi bununla da mücadele etmeli; hakikatin ve ilkelerin takipçisi olunmalı.
Eski AKP milletvekili Abdülkadir Kart ve Fettah Tamince bu sene de çağdaş sanat camiasını sahibi oldukları Tersane İstanbul'da ağırlıyorlar. Tersane İstanbul'un kent suçu olması bir kenara içinde bulunduğumuz siyasi konjonktüre rağmen önde gelen sanat galerileri Contemporary'e katılmakta bir sakınca görmüyorlar.
19 Mart'ın hemen ardından demokrasiden, ifade özgürlüğünden dem vuran bildirilere imza atan galerilerimiz 19 Mart öncesinde paylaşmaktan gurur duydukları Ekrem İmamoğlu ile çektikleri selfie'lerini fuarda sergilerler mi acaba?
Aramızdan ayrılışının birinci yılında Gökçe'yi bitmek bilmeyen bir sevgiyle ve özlemle anıyoruz. Onun müziğe ve hayata kattığı özgünlük, bize hâlâ ilham vermeye devam ediyor.
Gökçe’nin sesi kulağımızda, bıraktığı iz ise hep kalbimizde… 🖤
📷: Burak Yıldırım
#gökçeakçelik
Ş'lere bak ateş ediyor. ölüyüm şu an. türkiyenin en büyük yayıncı ve dağıtımcılarından birisin, font alacak paran yok. hadi onu alacak paran yok, tipografi bilen tasarımcın da yok. barış'ların rı'sına bakın, sanki n. kern motherfucker kern yani ne diyem. ğ yi de görüyorum da yanındaki o sayesinde kaynamış, ş ve rı kadar değil.
Ülkemizde, üniversitelerimizi dünya standartlarına taşıyabilecek bilgi, birikim ve yeteneğe sahip binlerce akademisyen var. Eğer üniversite sistemimiz yalnızca bu nitelikli insanlardan oluşsaydı, bugün dünyanın en iyi üniversiteleri Türkiye’de olurdu.
Yangın hâlâ devam ediyor.
Ne olur araştırın, izleyin, ses edin, duyurun, vaktiniz yoksa rt edin ama yok saymayın.
Yardım etmeyi bilse de yardım istemeyi bilemeyen insanların memleketi yanıyor.
Ortalığı ayağa kaldıramadıkları için ormanları, evleri, canları daha da yanmasın...
İtalyan Konsolosluğu, operada
Türkiye’yi dünya çapında temsil edecek pırıl pırıl gençler Merve Timurcuoğlu ve Sinem Güç’ün
vize başvurularını reddetmiş.
İtalya’da Tullio Seraphin Opera Yarışması'nın yarı finaline seçilmişlerdi. Ses çıkarmamız lazım!
2014 yılında çektiğim Ronchamp Şapeli fotoğrafı izin istenmeden, bana haber bile verilmeden bir kitabın kapağında kullanılmış. Kitabın yazarı Evrim Sekmen'i tanıyan, yayın evini bilen var mı?