@MelisKandemirr Adalet olmayınca, hukuk olmayınca, hesap verebilirlik olmayınca tabiki oranın mülkiye amiri kendini her şeyin üstünde görür. Çürümüşlüğün ifadesidir.bu kaymakamı şikayet etim sonuç sıfır şimdide bir şey olmadı ki, bilakis terfi edildi Giresun’a
“Yukarıdan aşağıya altı harfli, ‘adalet’. Sorusu neymiş? ‘Geç olsa bile gelmeyen, MGK kararıyla gelebileceği zannedilen insan onurunun mütemmim cüzü.’ Zormuş gerçekten.”selo başkan
Bu fotoğrafa uzun uzun baktım. Meselem fotoğraftaki gazeteciler değil; mesele, bu fotoğrafın hangi tarihsel anda çekildiği ve bize hangi yeni siyasal hakikatin anlatılmak istendiğidir.
Suriye’de Kürtler yıllarca ağır bedeller ödedi. Gençler toprağa düştü, şehirler yıkıldı, yüz binlerce insan yerinden edildi. Bütün bunların içerisinde Kürtlere bir şey söylendi: Bu mücadele yalnızca hayatta kalmak için değil; kendi toprağında kendi kimliğiyle, diliyle, iradesiyle ve siyasal statüsüyle yaşayabilmek içindir.
Şimdi Mazlum Abdi aynı dönemde Türkiye’den üç gazeteciye konuşuyor ve önümüze yeni bir siyasal sözlük konuluyor:
Entegrasyon. Siyasi mücadele. Şam’la uzlaşma. Türkiye ile diyalog. Suriye devletinin içinde yer alma…
Elbette savaş sonsuza kadar sürmez. Elbette siyaset konuşur, müzakere edilir, gerektiğinde uzlaşılır. Kürt halkının çocuklarının ölmesini isteyen hiç kimse özgürlükten söz edemez.
Ama barış başka şeydir, bir halka kaybettiklerini kazanım diye anlatmak başka şey.
Benim itirazım tam burada başlıyor.
Dün Kürtlerin kendi kendisini yönetmesi konuşuluyordu; bugün merkezi devlete entegrasyon konuşuluyor. Dün Kürtlerin kendi savunma gücü bir kazanım olarak anlatılıyordu; bugün o gücün merkezi ordu içindeki geleceği tartışılıyor. Dün Kürtçe eğitim tarihsel bir kazanımdı; bugün onun ne kadarının korunabileceğini tartışıyoruz.
O halde sormayacak mıyız:
Bunca bedelin sonunda Kürtlerin hukuken tanınmış kolektif siyasal statüsü nedir?
Kendi kendini yönetme iradesinin anayasal güvencesi nerede? Kürtçenin statüsü nedir? Kürtlerin yaşadığı toprakların idari ve siyasi güvencesi nedir? Verilen onca bedelin sonunda Kürt halkının elinde pazarlıklardan bağımsız hangi kalıcı kazanım vardır?
Ve benim için daha rahatsız edici soru şudur:
Türkiye yıllardır Suriye’deki Kürt silahlı yapısının tasfiyesini, merkezi Suriye devletinin güçlendirilmesini ve Kürtlerin ayrı bir askeri-siyasi statü elde etmemesini istiyordu.
Eğer bugün gidilen yol Ankara’nın yıllardır istediği sonuca yaklaşıyorsa, bize “Kürtlerin kazandığı” söylenen şey tam olarak nedir?
İşte bu nedenle, tam böyle bir tarihsel eşikte Mazlum Abdi’nin Türkiye’den üç gazeteciyle peş peşe konuşmasını ve aynı kavramların Türkiye kamuoyuna taşınmasını yalnızca “üç röportaj yapıldı” diye okuyamıyorum.
Bunun Türk devleti veya istihbaratı tarafından organize edildiğini söyleyebilmek için elimizde kanıt yok. Kimseye kanıtsız bir suçlama yöneltmem.
Ama siyaset yalnızca kanıtlanmış ilişkileri değil; zamanlamaları, söylemleri, ihtiyaçları ve kimin hangi sonuca ikna edilmek istendiğini de sorgular.
Bu yüzden soruyorum:
Acaba burada asıl ikna edilmek istenen Ankara değil de biz miyiz?
Türkiye’deki, yani Kuzey’deki Kürtlere; “Bir dönem kapandı, artık statüyü değil entegrasyonu konuşun; silahlı gücü değil siyasi mücadeleyi konuşun; eski hedefleri değil mümkün olanı kabul edin” mi deniliyor?
Eğer öyleyse mesele yalnızca SDG’nin Suriye devletine entegrasyonu değildir.
Mesele, Kürtlerin hafızasının ve siyasal beklentilerinin de yeni düzene entegre edilmesidir.
Buna itiraz etmek savaşı savunmak değildir. Tam tersine, barışın Kürtlerin haklarından vazgeçmesinin güzel bir adı haline getirilmesine itiraz etmektir.
Çünkü bizim özgürlük anlayışımız hiçbir zaman bir generalin apoletine, bir danışmanın koltuğuna, bir liderin makamına bağlı olmadı.
Generaller gider, danışmanlar değişir, devletler anlaşır, dengeler yeniden kurulur. Halkların ise geriye yalnızca elde ettikleri haklar kalır.
Ben Mazlum Abdi’nin hangi makamda olduğuna değil, onun temsil ettiği mücadeleden Kürt halkına ne kaldığına bakarım.
Bu nedenle bugün sorulması gereken en sade ama en ağır soru hâlâ ortada duruyor:
Onca mezarın, onca annenin gözyaşının, onca sürgünün ve on beş yıllık mücadelenin sonunda Suriye Kürtleri hangi somut, anayasal ve kolektif siyasal statüyü kazandı?
Cevabı varsa açıkça söyleyin; hepimiz bilelim.