Gelir Adaleti İçin Refah Payı İstiyoruz
2024 Aralık ayı enflasyonu %1,03 olarak açıklandı. 6 aylık (Temmuz-Aralık) enflasyon %15,75 ve enflasyon farkı ise %5,23 olarak geçekleşti.
Hakem Kurulu’nun 2025 Ocak ayı için belirlediği %6 oranıyla birlikte kamu görevlisi ve emeklilerinin artış oranı %11,54 oldu.
Toplu sözleşme masasında görüşmelerin gerçekleştiği süreçte yıllık enflasyon %60 civarındaydı. Buna rağmen Hakem Kurulu 2025 yılı için %6 + %5 artış belirledi. Hakem Kurulu’nun; 2024-2025 yıllarına ilişkin hayali düşüncelerle belirlediği artışların tek kaybedeni kamu görevlisi ve emeklileridir.
Kayıplara göz yumarak, kulaklarımızı kapatarak ya da görmezden gelerek enflasyon sorununu çözemeyiz. Enflasyonu azaltmak için sabit gelirlileri baskılamak, harcamalarını kısıtlamak ya da giderlerini daha fazla artırmak tek çözüm yolu olmamalıdır.
Sabit ücretliler için ortaya konulan gerekçenin aynısını, sermaye için de göz önünde bulundurulmasını bekliyoruz. “Maaşlar 1 kat arttı, fiyatlar 4 kat zamlandı” gerçeğinin ıskalanmamasını istiyoruz.
Gelir dağılımında adalet için Refah Payı şarttır. 7. Dönem Toplu Sözleşme’de teklif ettiğimiz 2025’in ilk altı ayı için %15 artış ve %10 Refah Payı maaşlara yansıtılmalıdır.
Engelli vatandaşlarımızın araç alımı için, Kanun'daki yeni düzenleme ile beş yıllık satma süresi 10 yıla ve yüzde 20 olan yerli katkı oranı 40'a çıkartıldı.
Bir engelliye Hazineden küçük bir katkıda bulundun diye, ÖTV’den vazgeçtin diye “Sen bu araca on yıl boyunca bineceksin” demek vicdansızlıktır.
Engelliye “O aracı alma bu aracı al” demek haksızlıktır.
#AracimaDokunma
Engellilere ÖTV düzenlemesi tam bir adaletsizlik örneği.
Engelli bireylerin yıllardır kullandığı bir hakkı böyle zorlaştırmak, sosyal devlet anlayışıyla tamamen çelişiyor.
Eğer bu işin gerekçesi “istismarları önlemek” ise, bu resmen “sorunu çözmek yerine herkesi cezalandırıyorum” demektir. İstismar varsa, engelliyi değil, istismarı yapanı hedef alacaksın. Bu işin yolu bu.
Yok eğer bu düzenleme “devletin kasası boş, engelliden alacağım vergiye bile muhtacım” anlayışıyla yapılıyorsa, burada zaten söylenecek söz yok.
Engelli vatandaşın yaşamını kolaylaştıracak bu tip haklar, lütuf değil bir zorunluluktur. Hem hareket özgürlüğünü kısıtlayacaksın hem de kalkıp “hakkını daha da zorlaştırıyorum” diyeceksin. Bu vicdana sığmaz.
Bir de şu var: “Her türlü erişilebilirliği çözdük, artık pozitif ayrımcılığa gerek yok” gibi bir düşünce varsa, o da büyük bir kopukluk.
Türkiye’de engelli bireylerin hâlâ ciddi erişim sorunları var.
Toplu taşımadan bina girişlerine kadar her yerde zorluk yaşıyorlar.
Sen bunu çözmeden elindeki hakları zorlaştırırsan, bu açık açık “ben senin sorunlarını görmezden geliyorum” demek olur.
Bu düzenleme engelliye bir darbedir.
İktidarın bir an önce bu yanlıştan dönmesi, hak gaspını değil, çözümü hedeflemesi lazım. Eğer istismar varsa, bireysel olarak bunun üzerine gidilmeli, hak sahibi olanlar mağdur edilmemelidir. Bu iş böyle yapılır, adalet de budur!
Yahu Allah, Kitap,Kuran aşkına bu kadar engelli vatandaşın hakkına girmeyin. Kim bu hakkı suistimal ediyorsa bulun, cezasını verin. Bu yanlışa düşmeden,bu kadar insanın hakkına girmeden bir kez daha düşünün...#aracımadokunma
#aracımadokunma
Zorlaştirmayiniz, kolaylaştırınız... Yerli zorunluluğu gözden gecirilmeli. Suistimalin önüne sıkı denetimle geçilmeli. Hak kayıpları bu kadar kolay olmamalı.
@RTErdogan
Suistimal edenleri tespit edin neden herkesi cezalandırıyorsunuz mesela İstanbul'da bazen bir saat taksi bulamadığı oluyor insanların... Hasta anne baba çocuğunu götürüyor o araçlarla insanlar!!!
Vergi almak için bu kadar rezilleşmeyin!!!
#aracımadokunma