@YakupCanbolat Teşekkür ederiz, bu #halksağlığı sorununa ciddiyetle yaklaştınız.
Şimdi sıra, hastahane, restoran, avm gibi yerlerde dolaşan kedilerde..
Kocaeli'nin Başiskele ilçesinde başıboş bir köpeğin saldırısına uğrayan güvenlik görevlisi Resul Zengin ellerinden, kollarından ve sırtından ısırılarak ağır yaralandı. @mehmetyasinozlu
Yenikapı Metro İstasyonu’nda sokak köpeğinin saldırısına uğrayan İrlandalı turist Samuel Grzywna’nın açtığı tazminat davasında karar çıktı.
İstanbul Valiliği, İBB ve Fatih Belediyesi kusurlu bulundu.
256 bin 713 lira tazminat ödenmesine hükmetti.
https://t.co/B5I1CCgvcr
🔴 Prof. Dr. Oytun Erbaş:
"Burama kadar geldi❗️
Böyle bir şey olabilir mi, sokak hayvanı sayısı 25 milyona ulaşmış❗️
Şu andaki salgının en büyük sebebi, çiğ mamanın kedi ve köpeğe verilmesidir. Sokak hayvanları bakteri saçıyor. Ölüm sebepleri sadece işletmeden değil, yıkanmamış ellerden de kaynaklanıyor.
Kedi köpekleri sevip o elle yemek yediğiniz zaman oradan da bakteriyi alabilirsiniz. Kedi ve köpekler taşıyıcıdır. Videonun altına yazacaklar: 'Kediler öyle, köpekler böyle.' Kedi-köpekçiliği bırakın. Yaş mama vermeyi kesin. 'Kolonizasyon' diye bir şey var.
Kolonizasyon, mikrobun her yere yapışmasıdır. Bunun en büyük sebebi yerlere konan mama(!) lardır."
Bu tablo bize yakışmıyor!
Başıboş köpek meselesi, yalnızca “hayvan sevgisi” ya da “duyarlılık” başlığına sıkıştırılamayacak kadar çok boyutlu bir sorundur. Ve bu sorun giderek kontrol edilemez bir boyuta evrilmektedir.
Doğada kontrolsüz gezen köpeklerin; kedi ve kuşlardan küçükbaş hayvanlara kadar pek çok canlıya zarar verdiği biliniyor. Köylerde kümes hayvanlarının artık serbest gezememesi bile bunun en somut örneklerinden biri. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik bir kayıptır. Yabani hayat üzerindeki baskı ise çoğu zaman görünmez kalıyor. Oysa dengesiz ve kontrolsüz bir popülasyon, doğal dengeyi de bozuyor. Sorun tam da burada: seçici duyarlılık.
Peki neden sadece köpek? Sadece sokakta başıboş köpek isteyenler mi hayvansever? Böyle bir yaklaşımın tutarlı olduğunu söylemek mümkün değil. Hayvan sevgisi; belirli bir türü merkeze almak değil, bütün canlıların yaşam hakkını birlikte savunabilmektir. Bir türün kontrolsüzlüğü diğer türlerin yaşam alanını daraltıyorsa, burada romantizm değil gerçekçilik gerekir.
Meseleye bir de toplum ve ekonomi açısından bakmak gerekiyor:
Birincisi, toplum sağlığı: Kontrolsüz üreme ve aşısızlık; kuduz başta olmak üzere zoonotik hastalık riskini artırır. Saldırı vakaları ise doğrudan can güvenliği meselesidir. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve gece çalışanlar için sokaklar yer yer güvensiz hale gelmektedir.
İkincisi, ekonomik yük: Belediyelerin barınak, bakım, kısırlaştırma ve müdahale maliyetleri her yıl katlanarak artıyor. Sağlık harcamaları, iş gücü kaybı, turizm algısı ve şehirlerin marka değeri üzerindeki olumsuz etkiler, görünenden çok daha büyük bir faturaya işaret ediyor.
Üçüncüsü, hayvan refahı: Sokakta yaşam; çoğu zaman açlık, hastalık, trafik kazası ve şiddet demektir. “Sokakta kalsın” yaklaşımı iyi niyetli görünse de hayvanlar için sürdürülebilir bir yaşam sunmaz.
Sonuç olarak: Hayvanseverlik, seçici değil bütüncül bir vicdan meselesidir. Sokakta başıboşluk ne insan için güvenlidir ne de hayvan için merhametlidir. Kalıcı çözüm; duygusal reflekslerle değil, bilimsel verilerle desteklenen, planlı, kararlı ve bütüncül politikalarla mümkündür.
Siyasetin bu sorunu ciddiyetle ele alması; meseleyi ideolojik ve duygusal reflekslerle istismar eden, sorunu çözmek yerine büyüten yaklaşımlara prim vermemesi gerekir. Bu sorunun çözümü için dile getirilen her düşünceyi bastırmaya çalışmak, hakaret ve hedef göstermeyle tartışmayı boğmak, sorunu ortadan kaldırmaz. Aksine, büyütür.
Bugün bu meseleye dikkat çekenlerin hedef haline getirilmesi, sorunun kendisinden daha tehlikeli bir noktaya işaret eder. Gerçekler, ses tonu yüksek olanın değil; sahadaki tabloya bakanın tarafındadır.
Zira dünyanın kaç ülkesinde çocuklar ve yaşlılar sokaklarda köpek saldırıları nedeniyle hayatını kaybediyor ya da ağır yaralanıyor?
Eğer dünyanın ömür olursa 100 yıl sonra falan tarih kitapları Türkleri şöyle anlatacak:
"Orta Asya'dan at sırtında Anadolu'ya gelip büyük medeniyetler kurmuş; son yüzyılda sokaklarda kedi-köpek bakacağız diye tüm kaynaklarını seferber edip sefalet içinde kalmış bir millet."
5 yaşındaki Hamza Özsoy’yu köpekler YEDİ!
5 yaşındaki Hamza Özsoy’yu köpekler YEDİ!
5 yaşındaki Hamza Özsoy’yu köpekler YEDİ!
5 yaşındaki Hamza Özsoy’yu köpekler YEDİ!
5 yaşındaki Hamza Özsoy’yu köpekler YEDİ!
5 yaşındaki Hamza Özsoy’yu köpekler YEDİ!
5 yaşındaki Hamza Özsoy’yu köpekler YEDİ!
İstanbul İl Hayvanları Koruma Kurulu yasada bulunan ötanazi gündemini toplantıdan çıkardı.
Bugün köpek/mama lobisi kazandı. Halk kaybetti. Devlet demir yumruğunu yine vuramadı.
Bir açıklamanız var mı sayın @mustafaciftcitr@kubrayigitbasi?