Çıplak arama sıradan bir prosedür değildir. Gözaltına alındığınızda polisler sizden iç çamaşırınızı çıkarmanızı isterse çıkarmayın. Ayrıca “otur/kalk” deriz biz, yapmayın. Bu muamele işkence kapsamındadır, insan onuruna aykırıdır. Amacı yüzde yüz aşağılamaktır.
Ne yazık Saraçhane’deki gen�� kadınlardan da dinledim bu iddiaları. Toplu şikayet yapacaktık fakat korktukları ve utandıkları için geri durdular. Zaten hemen hepsi bu köt�� muameleyi sıradan bir emniyet prosedürü sanmışlar. Bu konuda kimseyi yargılayamayız fakat korkmayın, utanmayın. Başınıza böyle bir şey gelirse şikayet edin, ceza alıyorlar. Bizler geri durdukça bu aşağılayıcı uygulama devam eder.
Bu arada maalesef bazı meslektaşlar da bu işkenceye maruz kalan müvekkillerini “Aman konuşma, boşver, başımıza dert almayalım, bak tahliye etmezler” vs. diyerek sessiz kalmaya itiyorlar. Bunun hiçbir faydası olmadığı gibi şiddet sustukça büyür unutmayın. Özellikle temel hak ve özgürlüklerinize sahip çıkın.
Fatoş Pınar Türker’in savunmasının son bölümü salonda bulunan herkesi ağlattı. Mahkeme heyeti de etkilendi ki ara verdiler…Narin, iyi yetişmiş, istese yurtdışında yaşayabilecek,İstediği makamlarda olabilecek bir kariyere sahipken yaşadıkları dram film sahneleri gibi��her cümlesi okunmalı. Bölümler halinde eksiksiz paylaşacağım. Hem ibretlik hem tarihe not düşmelik…
Medya Aş Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
Geçen sene benim kızım lise sondaydı Başkanım.Yurt dışında okuyacak, Koç Lisesi'ni bitirmişti. UCL diye Londra'daki dünyanın en iyi okullarından bir tanesinden bir yani kabul almıştı. Fakat şartlı kabul. Dediler ki 13 Mart 14 Mart'ta görüşmeye çağırdılar Londra'da. Biz de 13 Mart'ta ben, büyük kızım Nehir, küçük kızım ‘ben de geleceğim’ dedi. Onunla birlikte Perşembe Londra'ya gideceğiz, pazar günü döneceğiz. 14'ünde de Nehir'in görüşmesi var. Pasaport kontrolünde biz sabah güle oynaya gittik. Bana şey dediler, "Zay kaydı" var pasaportunuzda. Dolayısıyla biz gidemedik. Pasaportuma el konuldu. Ekte uçak biletlerimi görebilirsiniz. Ondan sonra da hemen ben savcılığa, yani anladık ki bir şey var, dilekçe vererek, aynı gün ifade vermek istediğimi belirttim. 14 Mart'ta bir kere daha cevap alamadık. 14 Mart'ta bir daha ve 18 Mart'ta bir daha dilekçe verdik. Ama 3 dilekçemize rağmen 1 gün sonra hayat durdu. Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar.Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
İşte çocuklarım ağlıyor, diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedi ki "Kaşe var mı". Dedim. "Ne kaşesi". "Şirket kaşesi" dedi. "Yok" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedi; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç unutmayacağım, ama çok insani polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm.Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz, çünkü Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."…
Devamı 👇
#biamag | Gezi Direnişi şarkıları, Sırrı Süreyya Önder'in sözleri: Gidin rezidansınızı kendi bahçenizde yapın
Gezi Direnişi, Türkiye tarihinin en büyük toplumsal hareketlerinden biri olarak hafızalara kazındı. Direnişin şarkılarını derledik.
https://t.co/0GvhHVkx7n
Başı dimdik çıktı Genel Merkez’den. Biz ondan razıyız. Genel başkan olduğu andan itibaren umudumuzu çoğalttı. Otoriter rejimle nasıl mücadele ediliri bize gösterdi. Yıllardır ilk olarak onun çabalarıyla başımız dik, umudumuz diriydi. Yine öyle olacak!
ben özgür özel'in chp'ye kayyum hamlelerini ellerine ayaklarına dolayacağına, bu sürecten daha da güçlenerek çıkacağına inanıyorum.
akıl verme değil omuz verme zamanı.
özel gücünü bu omuzlardan alıyor.
Lütfen köyüne, toprağına, doğasına sahip çıktığı için tutuklanan Esra’yı dinleyin. Paradan başka hiçbir değeri olmayanların kötülüğüne ve ona karşı duran bu pırıl pırıl gence tanık olun. Mücadelesine destek olun. Esra Işık: "Babam evini kendi elleriyle yıktı!" I Timur Soykan ile Cevap... https://t.co/ULETaKR3Ne @YouTube aracılığıyla
Tutuklu gazeteci İsmail Arı’nın annesinden çağrı
📌"Bugün Anneler Günü ama oğlum İsmail Arı sadece gazetecilik yaptığı için yanımda değil cezaevinde."
📌"Oğlumu serbest bırakın."
https://t.co/tQOcQDoUsh
Daha önce kanalın %50’sine bile kayyım ve TMSF’nin ihale başlangıç fiyatının yaklaşık on katı önerildi. Tele birin topluma, izleyicileri ve çalışanlarına ait olduğuna inandığımız için kabul etmedik.
Yoğun bakıma yatan her beş hastadan biri evinde ailesi ile dualarla Hakk’a yürüyebilecekken anlamsız bir şekilde nafile tedaviler alıyor.
Ülkemizin “İleri Direktiflere” acil olarak ihtiyacı var. Biyotıp Sözleşmesi m:9’a bir yönetmelik çıksa ne büyük iyilik olacak. Bu şefkatli bir yaklaşımdır.
Beyjoz siloları evimin dibinde bir demir atığıydı, yine evimin yanı Anadolu Hisarı'na girilemiyorsu, Bulgur Palas mı vardı, Gazhane dessn öyle, Haliç'teki müze ve İstanbul Kitapçısı harika.
İbb Miras, bu şehrin başına gelmiş en güzel yapılanmadır
Bu vesile ile @mhrpolat 'a bir teşşekkür edeyim.
Epstein konusunu ben ilk 2022’de Instagram’da yazdım.
Bunu yazmak için bir şeyler araştırırken başka bir şey öğrendim.
1975 yılında 10 yaşındaki Brooke Shields’e Playboy’a poz verdiriliyor. Evet 10 yaşında. Evet Playboy. Evet bayağı bir dergi dolusu insan ve anne bir çocuğa Playboy’a poz verdirmek için planlı organizasyon yapıp bunu yapıyorlar.
Fotoğrafları buraya koymuyorum ancak ne yazık ki Google aramalarda anında çıkıyor.
Yıllar sonra 1983’de Brooke Shields’in annesinin ya aklı başına geliyor, ya da başka bir ticari sebepten bu fotoğrafların çocuğunun itibarını zedelediği gerekçesi ile dava açıyor.
Savunma tarafı, ebeveyn rızasının alındığını, ödeme yapıldığını (450 dolar) ve bu sayede çocuğun kariyerinin önünün açıldığı şeklinde akıllara zarar bir savunma yapıyor. Hatta fotoğrafçı (Garry Gross) Shields’i o dönemde oynadığı filmlerdeki rolleri ile de tanımlayıp “genç bir vamp ve bir fahişe, deneyimli bir cinsel veteran, kışkırtıcı bir çocuk-kadın, erotik ve duyusal bir seks sembolü, kendi kuşağının Lolita’sı” olarak tanımlıyor.
Mahkeme de bu davayı çocuk istismarı ya da çocuk pornografisi ve kişilik hakları bağlamında değil, onam ve telif hakkı çerçevesinde ele alarak daha da akıllara zarar bir karar açıklıyor ve bir çocuğun ebeveyni tarafından bilinçli rıza verilmiş olması halinde bu onayın geri alınamayacağına hükmediyor. Bu davanın bilgilerine de internette ulaşılabilir.
Ne fotoğrafçıya, ne Playboy’a, ne anneye kimseye cezai yaptırım uygulanmıyor. Dahası fotoğrafçı bu görüntülerden ekonomik kazanç sağlamaya devam ediyor, fotoğraflar ve farklı reprodüksiyonları sergilenmeye, satılmaya devam ediliyor.
1975 yılı çok uzak değil sadece 50 yıl. 50 yılda bazı şeyleri eğittik, artık 10 yaşında bir çocuğu Playboy’da fotoğraflayamazsınız, aklınızdan bile geçiremezsiniz. Bunları satmayı, üzerinden para kazanmayı da düşünemezsiniz.
Aynı şekilde bugün bazılarının ne alaka dediği ve normal bulduğu şeyler de 10-20-30 sene sonra utanç vesilesi olacak.
Özetle teşekkürler feminizm, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi, teşekkürler insan hakları, çocuk hakları aktivistleri, teşekkürler ahlaklı, vicdanlı, bu uğurda tüm saldırılara rağmen hiç yılmadan konuşan insanlar. Güç asimetrisini ifşa edip konuşa konuşa anlata anlata tahakkümü her alanda bitireceğiz.
Konuşmaya, itiraz etmeye devam edin 😌🌱
Bugün Türkiye için önemli bir gün.
Onun bu en önemli gününde, henüz konuyu ve ismini duymamış olanlara, satranç dünyasının bir sonraki Magnus Carlsen'i olacak bir genç Türk'ü tanıtmak ve sizlerden de artık bu gencimizin layıkıyla tanınmasına ve desteklenmesine katkıda bulunmak için destek rica etmek isterim.
Aşağıdaki yazımı ve takdimimi elden ele iletip duyurarak onun şu ana kadarki yolculuğunun bu en önemli dönemecinde yoldaşlar, ilgi ve destek kazanmasına el verirseniz sevinirim:
Yağız Kaan Erdoğmuş, 14 yaşında genç bir Türk ve son günlerde Tata Steel Satranç Turnuvası'nda yerel favori Jorden van Foreest'i ve Süper Büyük Usta Arjun Erigaisi'yi yendi.
Bugün onun için ve bizim için çok büyük bir gün. Zira bugün o, hüküm süren bir Dünya Şampiyonu'na karşı tarihin en genç galibi olmaya çalışıyor. Bugün saat 16.00'da Gukesh'e karşı beyaz taşlarla oynayacak.
Şimdiye kadar Erdoğmuş, birçok rekor kırdı: En genç 2600 Elo ratingine ulaşan oyuncu (Ekim 2024'te 13 yaş, 3 ay ve 28 günde) ve 13 yaş öncesi en yüksek rating rekorunu Judit Polgár'ın elinden alarak (Mayıs 2024'te 2569'a ulaştı). Başarıları arasında 2019'da U-8 Avrupa Satranç Şampiyonası'nı mükemmel puanla kazanmak, gençlik hızlı satranç etkinliklerini domine etmek, 2025 TePe Sigeman & Co Turnuvası'nda ikinci sırayı paylaşmak ve 2025'te eski dünya şampiyonu Peter Svidler'ı klasik maçta yenerek 14 yaşında dünya ilk 100'e girmek, yer alıyor.
Erdogmus, Ocak 2026 itibarıyla dünya sıralamasında 56. sırada, 2658 Elo puanıyla yer alıyor ve aynı yaştaki Magnus'a kıyasla daha yüksek bir puana sahip (Magnus'un orta 2500'leri yerine Erdogmus'un 2658'i). 13 yaş öncesinde 2600 zirve rekorlarına daha erken ulaştığı gibi, Magnus ile benzer yüksek seviye erken görünürlüğe de sahip (örneğin bu Tata Steel turnuvasındaki güçlü performansı, Magnus'un erken Corus zaferlerini andırıyor). Magnus lehine tek fark, Magnus'un o yaşta daha fazla uluslararası turnuva tecrübesi olması. Bunu da Erdoğmuş'un ismini ve başarılarını daha iyi duyurup takip ederek el birliği ile çözebileceğimizi düşünüyorum.
Eğer Yağız Kaan Erdoğmuş bugün Tata Steel Masters 2026'nın 10. turunda (şu an 5.5/9 ile 3. sırada), saat 16.00'da 19 yaşındaki Dünya Şampiyonu Gukesh'e (4/9 ile 10. sırada) karşı kazanırsa, bu onun 15 yaşına gelmeden Süper Büyük Usta (Super GM) olması ihtimalini çok yüksek kılacak. Bu statünün 15 yaşına gelmeden alınması daha evvel görülmemiş bir durumdur ve Yağız Kaan Erdoğmuş için mümkündür.
Gukesh'in ~2754 ratingine karşı 2658'den bir galibiyet, FIDE formülüne göre, ona yaklaşık 15-20 puan kazandırabilir ve onu 2675'e veya üzerine çıkarır. Bu da onu bu Haziran'da 15 yaşına girmeden 2700'e (Süper Büyük Usta eşiği) iyice yaklaşık hale getirir.
Eğer bugün kazanırsa, 14 yaş 7 ay ile, hüküm süren bir Dünya Şampiyonu'na karşı tarihin en genç galibiyetini elde etmis olur (1946'da Reshevskaya'nın Botvinnik'i 14 yaş 10 ayda yenmesini geçer). Bu onun ününü bir anda bambaşka bir boyuta getirir ve global ilk 50 statüsünü sağlamlaştırır.
Satrançla ilgilenenler için ve tüm Türkiye için bugün bu yönden çok ilginç ve önemli bir gün.
Daha maç oynanmadan herkes için bağlamına oturtmak ve bu veslieyle bu gencimizi el birliğiyle tanıtmamıza destek aramak istedim.
Konu yeterli ilgi görürse, basın mensuplarımızın da bu gencimizin olağanüstü başarı hikayesine daha çok eğileceklerini umuyorum.
Lasker, Fischer, Kasparov, Carlsen ve son olarak da Anand, kendi ülkeleri ve vatandaşları sapasağlam arkalarında durduğu için bugün tüm dünyanın bildiği ve kendi topraklarına da bambaşka bir satranç kültürü getirmiş isimlerdir.
Aynı sahiplenişin ve aynı başarıların Türkiye için söz konusu olmasını sağlayabilecek isim, Yağız Kaan Erdoğmuş'tur. Bu tip istisnai satranç dehaları global olarak birkaç kuşakta bir çıkar ve belli bir millete de fevkalade istisnai olarak isabet eder. El birliği ile bu gencimizin potansiyelini ve başarılarını duyurarak onun layıkınca sahiplenilmesini sağlamak konusunda yardımlarınızı rica ederim.