o lanetli'nin ateşten huyu, benden ve tüm insanlardan uzak olsun.
Adem gibi toprak olur ve o kovulmuş'a muhalefeten derim ki; 'herkes hayırlı, ben hayırsızım.'
öyle..
"kendisinden ne meydana geleceğini bilme arzusu" dehliyor; "kendisi için çoktan belirlenmiş son"a doğru korkuyla kaçıyor, ümitle koşuyor benim de koruyucu kabuğunu yol azığı edinmiş tohumum.
@IsabellaAmara1 çember "zararlı varlıklar bu alanın içine girmesin" niyeti ile ve bismillah denilerek veya ayet okunarak çiziliyor. bu niyetle bismillah denildiğinde ya da ayet okunduğunda, astral alanda çember üzerinde koruyucu bir alan oluşuyor ya koruyucu bir varlık oluşuyor. sanırım böyle.
bizim cenaze araçlarına ve mezarlıklara da bu ayet yazılsa, insanlar bu dünyanın evleri olmadığını, ölen yakınlarının "evlerine döndüğünü", zamanı geldiğinde kendilerinin de döneceklerini bilirlerdi ve hem dünyaya bağlılıkları hem de ölüm korkuları belli 1 oranda azalırdı bence.
inanılmaz bir statik elektrik var üzerimde günlerdir. ne yapsam kurtulamıyorum. çatır çıtır sesler çıkararak ve bedenim hafif karıncalanarak dolaşıyorum evde. her zaman oturduğum koltuğa oturamıyorum bile. pamuklu giysiler, yalınayak taşa basmalar da işe yaramıyor. ne acayip şey.
Hz. İbrahim'in içinde yaşadığı toplumdaki insanların hepsi, hatta kendi öz babası bile, kendi yaptıkları heykellere tapıyorlardı.
ama İbrahim(a) "herkes yapıyor" diye topluma ve ailesine uyum sağlayıp kendisini akışa bırakmadı.
önce babasına; "neden bunlara tapıyorsunuz?" diye sorarak davranışlarının nedenini anlamayı denedi. verilen cevabı yeterli görmedi, onlara yaptıklarının yanlış olduğunu söyledi ve "ben asla böyle bir şey yapmam" diyerek ailesiyle ve toplumuyla ilişiğini kesip tek başına kendi yolunu çizdi.
bunu yaptığında 12 yaşındaydı.
bu yüzden Allah ibrahim'e; "seni insanlara imam(önder) kılacağım" dedi ve "şüphe yok ki İbrahim, kendi başına bir ümmetti (bir kaynak, tek başına bir topluluktu)" diyerek onu övdü, yüceltti.
ve Allah, Hz.Muhammed'e(s) bile onu örnek gösterdi ve "İbrahim'in izlediği yola uy" dedi.
“kurtarıldıklarını” düşünerek minnetle tapınanların, sadece bedenleri kurtarıldı.
"bilinçleri"; çoktan geçmiş bir zamanın içinde, (ırkçılık gibi) modası geçmiş birkaç kötü düşüncenin sıkı gözetiminde 100 yıldır tutsak.
ruh'um ve nefs'im arasındaki geçişler başımı döndürüyor.
"tahtın asıl sahibi" nadiren geliyor, bir görünüp aniden kayboluyor.
her gelişinde/görünüşünde aklım başımdan gidiyor.
gelişinin yarattığı sevinç ile ayrılışının yarattığı hüzün birbiriyle yarışıyor.
içimde; "beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimle başbaşa bırakma" diye yakararak bir çocuk ağlıyor.
"taşların kendi kendine hareket etmediği" bilgisi hakikat; "oyun sona erdiğinde bütün taşların aynı kutuya konulacağı" bilgisi, marifet bilgisidir.
biz şu anda, "cüz'i(sınırlı) irade"nin olduğu ve hüküm sürdüğü şeriat alanındayız.
"irade kullanarak" çatışma ve ayrışma alanı olan şeriat alanında "hakikat, marifet" bilgisiyle hareket edersek; en eli kanlı diktatörleri, en azılı katilleri bile davranışlarından dolayı suçlu/sorumlu görmeyiz, hatta sonunda iblis'e bile acımaya, merhamet göstermeye başlarız.
oysa bize şöyle denildi;
• "gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. (...)"
o halde; ("la faile illa Allah, la mevcude illa Allah"ı iyi bilsek de) "oyun sahasında(dünya'da)" olduğumuz sürece "aile üyesi bile olsalar " tüm siyah(olmayı seçmiş) taşlar ile karşıtız, düşmanız ve çatışmak durumundayız.
eğer irade kullanıp "karşı çıkmazsak", çatışmazsak ayrışamayız;
•"(...) oysa onun (şeytanın), kendilerine karşı hiçbir zorlayıcı gücü yoktu. ancak, biz ahirete iman edeni ondan kuşku içinde olandan ayırt etmek için (ona bu imkanı verdik)."