Bir zincir daha kaleme almak yerine daha derli toplu durması için değerlendirmelerimi bir yazı dizisinde toplamaya karar verdim. Dizinin ilk üç yazısına şu linklerden ulaşabilirsiniz.
https://t.co/tA2HRQSxco
https://t.co/lNelQcA6zS
https://t.co/TvAM84X47R
2021 yılı sonunda yazdığım şu flood büyük bir “sövgü” seli ile karşılanmıştı https://t.co/T4oVUHnZ84
Buradaki öngörülerimin bir çoğu doğru çıktı. Değerlendirme ve eklemelerim için bir zincir daha kaleme alacağım.
@cemoyvat Ayrı bir pencerede ya da burada bir de İngilizce sormayı deneyin. Sonuç farklı çıkabilir. Netameli konuları Türkçe sorduğumda daha anaakım İngilizce sorduğumda daha heterodoks cevap verdiği örneklerle karşılaştım.
Bu konuyla alakalı bir durum hikayesi anlatayım eminim bizi de düşen çıkarımlar vardır. Amerikanın en prestijli okullarından University of California San Diegonun yakın zamanda yayınladığı bir iç rapor ABD'de çok ses getirdi ve çokça tartışıldı.
Bu arada 1 aylık işe kendini “uzman” atayanların çoğu da okumuyor metinleri. Çoğu ilmi meselede böyle.
Hadis konuşuyorsun sanki gaib bir yerden ilim alıyor adam en fazla okuyanı “tedribür ravi” okuyor.
Kafası çalışana kaç günlük iş tedribi anlamak. Sıfır düzeyinde hadis usulü bilse 2 kere okuyup anlar. O da taş çatlasın 10 günlük iş.
Hadi tertemiz olsun 3 kere okursun. Tıpta latince ıstılahtan hiçbir şey bilmediğin konuyu bile 3 kere oku hatmetmiş gibi olursun.
Gerisi hadise bakıp meleke kesbetmek. Çoğu da zaten meleke kesbetmiş olmuyor. Ezberler havada uçuşuyor.
Şu böbürlene böbürlene satılan bilgilerin çoğu işin kolayı.
“Bir hadisin manasına kaç vecihten gelebiliyorsun.“ bak zor olan, dipsiz kuyu olan ve ömrü alan burasıdır.
İyice deli gibi etti kendini: Freud’un standart tüm çalışmaları şöyle 24 cilt. Yeni versiyonlarına bu versiyonda olmayan 100-200 sayfa daha eklemişler. Türkçe’deki çevirileri sınırlı. Zaten çoğunun çevirisi yok. Hepsini okumaya gerek var mı bence yok ama Totem ve Tabu ya da Musa ve Tek Tanrıcılık ile Freud’un “popüler”kültüre geçen kısımları anlaşılabilir; psikanalize dair kök tartışmalar ve klinik meseleler önceki ciltlerde. Yunan klasiklerinden kasıt Pre-Sokratik dönem değilse sadece İngilizce’de kaynak çeviri olarak kullanılan Platon’un meşhur Cooper versiyonu bile yaklaşık 1900 sayfa. Bu kitabın hepsini hakkını vererek bir ayda okuyamazsın. Ancak 3-4 ayda o da giriş kabîlinden bir hocayla dersini yapabilirsin. Aristo’yu saymıyorum bile; Türk akademisinde belki de hiç okunmamış ciltleri var :D Kasıt presokratiklersr bile Thukydides’in Peloponnesos Savaşları bile yaklaşık 400 sayfa insanlar bir dönem dersini yapıyor.
200 Yunan klasiği max 100-150 günde okunur. Şunu bile ciddi bir şey sanıyorlar. O yazdığın iki metni toplam 30 saat sadece ders yapmışızdır.
Böyle basit yapabildiğimiz şeyleri yapılamaz zannedip sonra bize kibirli diyorlar.
Kardeş saatte çıtır çerez kitaplarınızdan 80-100 sayfa okuyup günde 400-450 dk ortalaması olan birinin ne okuyabileceğini bir hesap et hele.
Adam “Freud hakkında da konuşuyor” diye kızıyor. Kökü topu 20 civarı 200-300 sayfalık metni var adamın. Sıkı otur 1 ayda hakkında yazılanlarla beraber yer yutarsın. 1 aylık işe insanlar kendini “uzman” kıldı diye sorun bizde mi ?
Sen cin aliyi nasıl okuyorsan bize somut dolu metinler öyle geliyor bize. Hayatınızda hiç çalışmamışsınız ki çalışmak nedir bilesiniz ?
Gayretiniz belli ki az. Şu hesabı yapamadığınıza göre zeka da parlak değil. Yol yakınken başka işe geçin. Bu işlerde sivrilemezsiniz.
Biri verdiği örneklerin yanlışlığı hususunda eleştirdiğinde “Örneklere takılmayın” diyorsa bu o kişinin konunun tafsilatını anlamadığını gösterir. Teşbihler ve emsaller nakıs olabilir ya da tarifi tam olarak kapsamayabilir fakat yanlış hatta olması gerekenin zıddı olamaz.
Çok sıkıntı olan bir diğer mesele de avam ve havas kavramlarının çok hoyratça kullanılması. Dini ilimlerle biraz ilgilenmeye başlayan pek çokları kendisini havas diğerlerini avam mesabesine koyuyor. Bu ne siyam sibâka ne de bu kavramsallaştırmanın ruhuna uyan bir kullanım biçimi.
Dini ilimlerle biraz ilgilenmeye başladığı için avamlıktan havaslık mertebesine yükseldiğini zanneden pek çokları, aslında o ilimlerin mütehassısları nezdinde hala avam mertebesindedir.
Freud’un doğruluğu yanlışlığı başka bir tartışma fakat vakaları hayattayken yayınlanıyor: Dora (1905), Küçük Hans (1909), Sıçan Adam (1909), Schreber (1911) ve Kurt Adam (1918). Payel yayınlarından tercümeleri de var bir kısmının. Bugün yerleşik bir çok klinik metod psikanalizin mirası denebilir. Konuşma da problemli çok kısım var. Merak edenler Saffet Murat Tura’nın Freud’dan Lacan’a Psikanaliz kitabına ve Payel’in başındaki çeviren önsözüne bakabilirler.
Çok sıkıntı olan bir diğer mesele de avam ve havas kavramlarının çok hoyratça kullanılması. Dini ilimlerle biraz ilgilenmeye başlayan pek çokları kendisini havas diğerlerini avam mesabesine koyuyor. Bu ne siyam sibâka ne de bu kavramsallaştırmanın ruhuna uyan bir kullanım biçimi.
Dr bey,
Doğrudan benim ilgi alanıma giren bir dezenformasyon değil bu veya sert bir cevap diline gerek yok çünkü Freud'un kuramlarının geçerliliği doğrudan bir halk sağlığı sorunu değil ve bu konuda yanlış yayılan bilgi üzerine ağır bir mücadeleye girişmeme gerek yok. Sadece düzeltmem yeter.
O yüzden okursanız sevinirim.
Freud'un vaka defterlerini yayınlamadığı iddianızla başlamak istiyorum, çünkü bu dallanıp budaklanmadan dimdirekt bir yanlış.
Freud beş ayrıntılı vaka çalışması yayımladı:
Dora (1905), Küçük Hans (1909), Sıçan Adam (1909), Schreber (1911) ve Kurt Adam (1918).
Bunlar öyle acaba eserleri değil; kütüphanelerde, dijital arşivlerde, herkesin erişimine açık metinler.
Evet, Freud'un metodolojisi bugünkü standartlarda bilimsel değildi:
Kontrol grubu yoktu, örneklemi dar ve temsil gücü düşüktü, hastanın anlatısını yorumlama biçimi doğrulama yanlılığına açıktı.
Bunu kabul etmek gerekir, sanırım herkes de hemfikir zaten bunda
Ama "bilimsel kriterlerin hiçbirini karşılamaz" demek, Freud'dan türeyen kavramların bağımsız deneysel araştırmalarla test edilmediğini varsaymak olur ve bu varsayım yanlıştır.
Bilinçdışı bilişsel süreçlerin varlığı, Kihlstrom'un Science dergisindeki inanılmaz muhteşem denebilecek çalışmasından bu yana bilişsel psikolojinin en sağlama oturmuş bulgularından birisi (1).
Savunma mekanizmalarının ölçülebilir ve sağlık sonuçlarını öngörücü olduğu Vaillant'ın Harvard'daki onlarca yıl sürmüş boylamsal çalışmasıyla gösterildi (2). Bağlanma kuramı doğrudan psikanalitik gelenekten çıktı ve gelişim psikolojisinin en güçlü kanıt tabanına sahip çerçevelerinden birisi.
Aktarım (transferans) deneysel sosyal psikoloji laboratuvarlarında bağımsız olarak doğrulandı.
Carhart-Harris ve Friston, Brain dergisinde Freud'un yapısal modelinin beyindeki varsayılan mod ağı ve serbest enerji ilkesiyle nasıl örtüştüğünü gösterdi (3). Freud'un spesifik kuramsal iddialarının çoğu (Ödipus kompleksi, psikoseksüel evreler, penis kıskançlığı) bugün geçerliliğini yitirmiştir, evet bu konuda da herkes hemfikir zaten.
Ama Freud'un tüm kavramsal mirasını, üzerinde yüzlerce bağımsız araştırma yapılmış bilinçdışı süreçler, savunma mekanizmaları ve bağlanma kuramıyla birlikte inkar etmek, elde ettiğimiz çok büyük bir mirası etrafındaki çöplerden arındırmak yerine onlarla birlikte çöpe atmak değil mi sizce de?
"Tedavi başarısı da yok" iddianızı ise konuşmanızın en tuhaf kısmı açıkçası. Bence tehlikeli ama en kolay çürütülen kısım da bu.
Bakın Cochrane ile başlayacağım, ötesi yok. Kanıta dayalı tıptaki en yüksek kanıt düzeyi seviyesinde bir sistemik derlemede, 23 randomize kontrollü çalışma analiz edildi ve kısa süreli psikodinamik psikoterapinin yaygın ruhsal bozukluklarda anlamlı şekilde etkili olduğu bulundu (4).
Leichsenring ve Rabung'un JAMA'da, dünyanın en prestijli tıp dergisinde yayımlanmış meta-analizi, uzun süreli psikodinamik psikoterapinin karmaşık ruhsal bozukluklarda 1.8 gibi çok büyük bir etki büyüklüğüne sahip olduğunu gösterdi (5).
Shedler'in Amerikan Psikoloji Derneği'nin amiral gemisi dergisi American Psychologist'teki meta-analizi, psikodinamik terapinin etki büyüklüğünü 0.97 olarak buldu ve bunun bilişsel davranışçı terapi için raporlanan etki büyüklüklerine eşdeğer olduğunu ortaya koyuldu (6).
Yine bakın Leichsenring'in American Journal of Psychiatry'deki RCT'si psikodinamik terapi ile BDT'yi sosyal anksiyete bozukluğunda doğrudan karşılaştırdı ve takipte her iki tedavinin eşdeğer sonuçlara ulaştığını gösterdi (7).
Bateman ve Fonagy'nin yine American Journal of Psychiatry'deki RCT'si, psikanalitik gelenekten türeyen zihinselleştirme temelli tedavinin borderline kişilik bozukluğunda standart psikiyatrik tedaviden anlamlı şekilde üstün olduğunu kanıtladı ve bu tedavi bugün İngiltere'nin NICE kılavuzlarında önerilen tedaviler arasına girdi (8).
Klasik Freudcu psikanaliz, haftada beş seans koltukta yatarak yapılan o biçimiyle büyük ölçüde tarihsel bir pratiktir, evet. Ben buna da itiraz etmiyorum.
Ama ondan evrilen modern psikodinamik psikoterapi, Cochrane'den JAMA'ya, APA'dan NICE'a kadar her düzeyde kanıt desteğine sahip bir tedavidir. "Başarısı yok" demek bu literatürün tamamını görmezden gelmek oluyor.
İbn-i Sina'nın yolunu açtığı modern tıbbın her bir kilometre taşı, aslında İbn-i Sina'ya da atfedilemez mi?
Tıp ve bilim bir usta-çırak yoluyla nesilden nesile aktarımdır.
O alana spesifik çalışan ve bir şeyler katan herkes, o alanda kaydedilen tüm ilerlemelerde pay sahibidir.
Hele Freud gibi bir alan açmış kişi, o alanda yapılmış tüm yontmaların, tüm adımların, tüm sonuçların saygıyla teşekkür etmeyi borçlu olduğu büyük bir bilim insanıdır.
Bugün ilgili alanda Freud'un her sözü doğru değildir, ancak doğru olduğu gösterilen çoğu sözde Freud'un izi vardır. Tıpkı İbn-i Sina örneğinde olduğu gibi.
Yazıda kullandığım kaynaklar:
1-Kihlstrom JF. The cognitive unconscious. Science. 1987;237(4821):1445-52. PMID: 3629249
2-Vaillant GE, et al. An empirically validated hierarchy of defense mechanisms. Arch Gen Psychiatry. 1986;43(8):786-94. PMID: 3729674
3-Carhart-Harris RL, Friston KJ. The default-mode, ego-functions and free-energy: a neurobiological account of Freudian ideas. Brain. 2010;133(Pt 4):1265-83. PMID: 20194141
4-Abbass AA, et al. Short-term psychodynamic psychotherapies for common mental disorders. Cochrane Database Syst Rev. 2006;(4):CD004687. PMID: 17054212
5-Leichsenring F, Rabung S. Effectiveness of long-term psychodynamic psychotherapy: a meta-analysis. JAMA. 2008;300(13):1551-65. PMID: 18827212
6-Shedler J. The efficacy of psychodynamic psychotherapy. Am Psychol. 2010;65(2):98-109. PMID: 20141265
7-Leichsenring F, et al. Psychodynamic therapy and cognitive-behavioral therapy in social anxiety disorder: a multicenter randomized controlled trial. Am J Psychiatry. 2013;170(7):759-67. PMID: 23680854
8-Bateman A, Fonagy P. Effectiveness of partial hospitalization in the treatment of borderline personality disorder: a randomized controlled trial. Am J Psychiatry. 1999;156(10):1563-9. PMID: 10518167
Ayrıca "bilim", "bilim felsefesi" "evrim" gibi konuları, biyolojiyi vb münazara etmek isterseniz de kapımın açık olduğunu tekrar yineleyim. Fakat dediğim gibi bunu bir kavga diliyle değil, gerekli olgunluğa yakışır bir moderatör eşliğinde yapalım. Anekdotal tartışmaların bir yere getirmeyeceği aşikar, o yüzden planlanmış bir yayın faydalı olacaktır diye düşünüyorum.
İyi çalışmalar dilerim.
Not:
Psikiyatri ve felsefeye olan merakımdan dolayı konu hakkında bir miktar hakimiyetim var. Ancak elbette psikiyatrist meslektaşlarımın ve psikoloji alanında çalışan değerli araştırmacıların yorumları benden çok daha kapsamlı olacaktır.
Demiştik. Bu reelpolitik meselesi -ki alıntıladığım twit silinmiş- ve Buhari’deki hadisin usulsüz bir şekilde “yanlış” kabul edilmesinden olacaklar belliydi. En temel kavramlar da bile hata çıkaran birisi var ve kimse umursamıyor. Usulsüz olunca istersen en “hak” tarafta ol yine batıla kayarsın maalesef. https://t.co/Is8DFdqket
İnanılması çok zor bir dönüşüme şahit oluyoruz. Gerçekten çok acayip.
Birkaç sene öncesine kadar Allah’ın faizi cephe mantığı ile ele almasının nedeni olarak getirilen tüm gerekçeler, şu an faizin zaruretinin ve uygulanabilirliğin kaçınılmaz kriterleri olarak sunuluyor.
Hatta takat nispetinde faizden uzak durmayı öğütlerken, buna rağmen uzak duramadıklarının pişmanlığını yaşamak ve onlardan bile tövbe etmek önerilirken, şimdi şaraptan başka içecek bir şeyin olmadığı dünya metaforlarına dönüldü.
Şu an uygulanamaz denen faizsiz yaşamın nasıl da güzel uygulanabilir olduğu 5 sene önce aynı söylemin sahipleri tarafından anlatılmış zaten.
Tüm söylemin özeti o ki, mevcut fıkıhla ve bu fıkhı üreten zihniyetle günümüzün dünyasında yaşamanın mümkün olmadığı iddia ediliyor. Bu görüş kılçıksız modernizm ve reformizmdir.
5 sene önce yaşananilir olan fıkıh şu an hayatı yaşanamaz hale getirmiş durumda. Şimdi burada getirilen gerekçenin hakiki ve fiili bir “uygulanabilirlik/uygulanamazlık” olgusu olduğunu nasıl düşünelim?
Kendini ehli sünnete nispet eden mahfiller cenahlar mecralar neyin hatrına bu yuvarlanışı görmezden geliyor, hatta destekliyor, anlamak güç.
İnanılması çok zor bir dönüşüme şahit oluyoruz. Gerçekten çok acayip.
Birkaç sene öncesine kadar Allah’ın faizi cephe mantığı ile ele almasının nedeni olarak getirilen tüm gerekçeler, şu an faizin zaruretinin ve uygulanabilirliğin kaçınılmaz kriterleri olarak sunuluyor.
Hatta takat nispetinde faizden uzak durmayı öğütlerken, buna rağmen uzak duramadıklarının pişmanlığını yaşamak ve onlardan bile tövbe etmek önerilirken, şimdi şaraptan başka içecek bir şeyin olmadığı dünya metaforlarına dönüldü.
Şu an uygulanamaz denen faizsiz yaşamın nasıl da güzel uygulanabilir olduğu 5 sene önce aynı söylemin sahipleri tarafından anlatılmış zaten.
Tüm söylemin özeti o ki, mevcut fıkıhla ve bu fıkhı üreten zihniyetle günümüzün dünyasında yaşamanın mümkün olmadığı iddia ediliyor. Bu görüş kılçıksız modernizm ve reformizmdir.
5 sene önce yaşananilir olan fıkıh şu an hayatı yaşanamaz hale getirmiş durumda. Şimdi burada getirilen gerekçenin hakiki ve fiili bir “uygulanabilirlik/uygulanamazlık” olgusu olduğunu nasıl düşünelim?
Kendini ehli sünnete nispet eden mahfiller cenahlar mecralar neyin hatrına bu yuvarlanışı görmezden geliyor, hatta destekliyor, anlamak güç.
Bu mesele geçen haftaki çeviri vs. yerel islamcılık tartışmalarıyla da ilgili. Yerel islamcılıktan kasıt Tanzimat dönemiyle irtibat kurmak değil . Ki o dönem İslamcılığı oldukça enternasyonalisttir. Hedef çeviri islamcılığın oluşturduğu anti-emperyalist tonu törpülemek.
Bayramınız mübarek olsun :) Marmara FM’in “bizi soracak olursanız biz çok iyiyiz” introsunu koymak isterdim buraya ama maalesef bulamadım. Hatırlayan ekledim farz edin.
2013’te Ürdün’de bir camide namazın selamını imamla birlikte verdik. Cami amcaları üstümüze gelip “imamla birlikte selam verilmez, namazınız bozuldu” diye tartışmaya başladı. Amcalara Hanefiliğin de hak mezhep olduğunu anlatmaya çalıştık. En son ikna olan amca ayrılırken “ama bi daha böyle yapmayın” dedi.
2013’te Ürdün’de bir camide namazın selamını imamla birlikte verdik. Cami amcaları üstümüze gelip “imamla birlikte selam verilmez, namazınız bozuldu” diye tartışmaya başladı. Amcalara Hanefiliğin de hak mezhep olduğunu anlatmaya çalıştık. En son ikna olan amca ayrılırken “ama bi daha böyle yapmayın” dedi.
Kum şehrinde namaz kılmak için camiye girdiğimizde, ellerimizi göbeğimizde bağladığımız için neredeyse dayak yiyorduk. Sen ise çıkıp böyle bir şey duymadığını söylüyorsun. Tabii Şii bakış açısıyla bakınca bunu görmemen normal.
Buradaki filtre meselesine bir şerh düşmek gerekirse durum şu:
Osmanlı medreselerinde Şiî İmamiye akaidinin nazarî kurucu metni olan Tecridü'l-itikad doğrudan okutulmaz, aslında okutulan, Cürcanî'nin Hâşiyetü't-Tecrîd'idir. Yani Tecrid metninin şerhinin hâşiyesi... (Eser için bkz. sayfamdaki sabit paylaşımım) O da nazarî bahislerde kelâm melekesi iyice yerleşsin diye okutulur. Hâşiye'de, Şiîliğin ayırıcı itikat esası olan imamet bahsi yoktur. Üstelik Cürcanî'nin bu hâşiyesi bir başka Şiî'nin, Nasîruddin el-Hilllî'nin hâşiyesine cevap olarak yazılmıştır. (Hakkında bkz. https://t.co/ChHL5KfzH6)
Tecrid metnine dönecek olursak: Tecrid metninin Hâşiye öncesi devirde sık okutulan şerhi, Şemsüddin İsfahanî'nin Tesdîdü'l-kavâid'idir. Zaten Tecrid Hâşiyesi de bu metnin dakîku'l-kelâm dediğimiz umûr-i âmme ve cevher-araz kısımları üzerine yazılmıştır. Bu şerhin en büyük hususiyeti Tûsî'nin imamet bahsinde ortaya attığı zorlama argümanlara detaylı ve sağlam cevaplar vermesidir.
Hasılı Şiî Tusî'nin akide metni, Sünnî şerhler ve hâşiyeler rehberliğinde öğrenciye okutulagelmiştir. Dinî olmayan ilimlerde bu türden bir filtre gerekmez ama dinî ilimlerde, özellikle kelâmda bu filtre kaçınılmazdır.
Her zaruret dedikleri umumi belva değil öyle olsa aynı metin içerisinde hem zaruret hem de umum belva ayrı ayrı kullanılmazdı. Umum belva has bir kavram bildiğim kadarıyla. Bu sebeple gördüğünüz bir metinde var mı diye sordum. Maslahat ve mefsedetten etki etmez demiyorum zaten teknik tabire bir atıf yapmıştım ama mesele değil. Cihad örneğinde özü ibadet olan bir şeyden para girmesinde şöyle bir fark var: Cihad çağrısı yapılırsa 'para verirsen gelirim' diyemezsen orada ihtiyar olmaz zira, cihada katılmak farz. Beytü'l malın tek gelir kaynağı ganimetler de değil. Ayrıyetten mahiyetleri değiştirebiliyor ki Hz.Peygamber o parayı kullanabiliyor aksi takdirde beyt'ül mâl'e giren zekatlar sebebiyle Hz.Peygamber ve ailesi o parayı kullanamazdı ve onların farklı taksimi gerekirdi. Fakat ulaşan rivayetlerden anladığımız beytül mâl içerisinde böyle bir taksim olmadığı. Örnek olarak Müslümanlar cihad dolayısıyla ganimet alıyor dense bile buradaki illiyet bağı yine zayıf cihadda şehit olunabilir ya da ganimet çıkmayabilir. Bu yine karşılığında kesin gelir elde ettiğim bir faaliyetle aynı kıyas düzleminde olmazdı. Daha uzatıp vaktinizi almayayım. Dualaşalım inşallah. Hayırlı Ramazanlar.