🔵🟠 Excited to announce that we will be co-hosting the “Curriculum Design for a Secure Carbon Management System: Co-Creation Sprint Workshop” together with @AstonUniversity, @AbdullahGul_UNV & @BritishCouncil!
📅 May 17–19, 2026 | 📍 Bodrum, Türkiye
Psikiyatride depresyon tedavisinin ilk kuralı "uyku hijyeni"dir. Yani karanlık oda sessizlik her gün aynı saatte uyuma.
Ama sınıfsal gerçek şudur: Şehrin en uzak ve gürültülü mahallesinde oturan, işe gitmek için sabah 5:30'da kalkıp 3 vasıta değiştiren bir işçi için uyku hijyeni bir hayaldir.
Uyku bu sistemde bir biyolojik ihtiyaçtan ziyade zamanına el konulmamış üst sınıfların bir lüksüdür.
🟠🔵 Barış Çalışmaları Atölyesi-II tamamlandı!
Program boyunca değerli katkılarıyla süreci zenginleştiren akademisyenlerimize ve katılımcılarımıza teşekkür ederiz! 🤝
#BarışÇalışmaları#PeaceStudies#BodrumInstitute
Happy to share our new article with @erman1995@AdisonmezUC in @SEEBSSjournal . Drawing on Kristeva’s concept of abjection we examine how refugees are constructed as Turkey’s “abject other” in far-right populist discourse. Comments are most welcome!
https://t.co/Hj9kQAtEOm
@MhsnBeyy Fakat "ikram" Meselesi şehre göç etmiş topluluklarda sosyal bir zorunluluk kabul edilmekle birlikte, dayanışma yokluğundan yük taziye sahibine biniyor. Sorun kentten köye göçün arafta kalmışlığı kısaca, bence.
@MhsnBeyy Babaannemin cenazesinde köyde ve şehirde taziye kültürünün farkını gözlemledim.Halam, ailenin köyde kalan son çocuğu ve babaannemin tek kızıydı. Halamın komşuları, büyük kazanlarla yemek getirdi. Biz acımızı yaşarken bize yemek yaptılar, ağlarken sarıldılar, acımıza ortak oldular
@MhsnBeyy Çayını biraz daha açık isteyen taziye misafirleri de vardı, farklı yerlerden gelmişlerdi. Kentte ve kırsalda taziye çok farklı, şehirli başka yakınlarımın taziyesinden biliyorum. Bir kaç kuşak önce kente göç etmiş kişiler bireyselleşiyor ve dayanışma kültürünü kaybediyor.
Doktora eğitimi dışarıdan bakanların sandığı gibi yalnızca tez yazmak, kaynak taramak ya da birkaç makale yayımlamak meselesi değildir. Doktora, insanın zihninde ve hayatında açılan uzun bir gerilim hattıdır. Sürecin sancısı çoğu zaman akademik tekniklerden değil, geleceğe dair duyulan o sürekli ve kemirici endişeden kaynaklanır. Başlangıçta bu endişe oldukça somuttur: İnsan nasıl geçineceğini, nasıl bir hayat kuracağını düşünür. Fakat yolun sonuna doğru kaygının yönü değişir. Bu kez mesele içinde yaşadığımız toplumun ve dünyanın nereye gittiğidir.
Doktora sürecinden herkes aynı şekilde çıkmaz. Kimileri için bu süreç yalnızca bir ünvana dönüşür; akademik hayatın giderek büyüyen ünvan enflasyonuna eklenen yeni bir halka olur. Fakat bu enflasyonun dışında kalabilenler için durum farklıdır. Onlar için doktora, düşünmenin ciddiyetiyle yüzleşme sürecidir. Artık fikirlerini bilimsel yöntemlere dayalı araştırmalarla savunabilecek bir eşiğe gelmişlerdir.
Tam da bu noktada akademinin romantik hayali ile gerçekliği arasındaki mesafe görünür hâle gelir. Çünkü düşünce üretmenin dünyası sandığımız kadar steril değildir. Dergiler, indeksler, yayın ağları ve akademik prestij mekanizmaları… Hepsi bir şekilde yerelleşmiş kapitalist formlar içinde işler. Bilginin dolaşımı da çoğu zaman bu piyasa mantığından bağımsız değildir.
Bu yüzden doktora bir bitiş değildir. Aksine, çoğu zaman bir başlangıçtır. Diploma alınır, tez savunulur, dosya kapanır; fakat zihinde açılan meseleler kapanmaz. İnsan bir kez bu yola girdikten sonra doktora artık bir eğitim aşaması olmaktan çıkar; hayat boyu taşınan bir yük, bir sorumluluk hâline gelir..
📢 Otoriter rejimler ve emperyalizm kıskacında feminist stratejiler başlıklı bir röportaj serisine başladım.
İlk röportaj yaşayan en büyük feminist kuramcılardan olan, militarizm, savaş ve toplumsal cinsiyet ilişkisi üzerine çalışmalarıyla tanınan siyaset bilimci Cynthia Enloe ile.
Enloe ile otoriterlik, militarizm ve anti-gender ideolojinin birbirini besleyen ilişkisini, kadınları kurtarma söyleminin emperyal müdahaleleri meşrulaştırmak nasıl kullanıldığını ve daha bir çok şeyi konuştuk👇🏻
https://t.co/nWV3TDa9Aj
🚨 İspanya, Avrupa'da ücretli adet iznini uygulamaya koyan ilk ülke oldu.
Ağrılı adet dönemlerinden muzdarip olan herkes artık ayda üç güne kadar, şiddetli ağrı durumlarında ise beş güne kadar ücret kaybı olmadan işten izin alabilecek.
İspanyol sosyal güvenlik sistemi tarafından finanse edilen bu önlem, adet ağrısını nihayet gerçek bir sağlık sorunu olarak kabul ediyor.
👏🇪🇸
Üniversite hayatım boyunca tüm notlarımı hiçbir karşılık beklemeden paylaşırdım. Doktoradayım, hala daha yanıma kim gelirse gelsin elimde imkanımda ne varsa paylaşırım. Bilgi satılmaz, mülkiyete alınmaz. Biz hocalarımızdan ailelerimizden böyle gördük, hep de böyle yaşayacağız.
Marx'tan Ontolojik Güvenliğe
Elif Ezgi Keleş Yazdı
- Fiziksel bütünlüğümüze yönelik tehditler, güvensizlik hissinin yalnızca bir boyutunu oluşturur.
Atanmak üzere, yeterli puanı almış bir öğretmen adayı, hem ekonomik güvenceden yoksunluk hem de benlik ve kimlik bütünlüğüne ilişkin de güvensizlik hissetmesi kuvvetle muhtemeldir.
- Karl Marx ve Friedrich Engels’in “katı olan her şey buharlaşıyor” tespitinden bu yana, normlar ve ilişkiler kalıcı bir zemin bulmakta giderek zorlanmaktadır.
Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” kavramıyla ifade ettiği bu durum, günümüz toplumunda yapılar ve ilişkiler katılaşacak zaman bulamadan sürekli değişmekte ve akış halinde varlığını sürdürmektedir.
- Standing prekaryası, Marks’ın proleteryasından farklı olarak; çalışma mekanı ve zamanı sürekli değişen, sürekli belirsizlik ve güvencesizlik koşullarında yaşayan emekçileri kapsar; dolayısıyla bu sınıf, ontolojik güvensizliğe eğilimlidir.
Benliksel ve kimliksel tutarlılık ve devamlılığı kesintiye uğrayan bu grup, “otoriter” ve “faşizan” hareketler tarafından manipülasyona açık olduğundan oldukça tehlikelidir.
- Milliyetçilik belirsizlik ve istikrarsızlık dönemlerinde, siyasi elitler tarafından kolektif benliğin yeniden tesis için güçlü bir anlatı olarak seferber edilir. Bu durum stratejiktir: güvenlikleri sınama altında olan bireylere, istikrarlı bir kimlik anlatısı sunduğu gibi, bir bütünün parçası olarak “biz” duygusunun bir aracı olur.
Röpotajın tamamı için tıklayın 👇
https://t.co/osnnGfWTTr
Pleased to share our new article, co-authored with @erman1995, which examines Turkish foreign aid to Africa through ontological security and self-psychology. Looking forward to your thoughts!
The free PDF link for the first 50 readers is here: https://t.co/e9A3EfwNHs
İspanyol bir milletvekili, ABD ve İsrail’i İran’daki saldırılar nedeniyle eleştirdi:
“160 çocuğu öldürüp bunu kutlayarak kadın haklarını savunduğunuzu söyleyemezsiniz.
Trump ve Netanyahu’dan nefret ediyorum.”
@bodruminstitute ev sahipliğinde @tubitak 2237 destekli @ucga.issr "Barış Çalışmaları Atölyesi - 2" 9-12 Nisan 2026'da Bodrum'da!
📌 Son Başvuru: 13 Mart 2026 Cuma, Saat 17:30
📧 Sonuç İlanı: 20 Mart 2026 Cuma günü e-posta ile duyurulacaktır.
Detaylar 👉https://t.co/hyh7Gy6II7
Her hafta başka birilerinin hedef tahtasına oturtulduğunu gözlemliyorum, haftalık linç rutinine dönüştü adeta. Herkes nefret, kin kusmaya ne kadar hevesli... Bu duyguları doğru yere yönlendirmeye cesaretleri de olsa keşke...