MERHABA CANIM
Korkma
Korkmasam "korkma" diye seslenen de olmazdı herhalde. Herhalde korkacağım, korkacağım ki tedbir alacağım. Bu en temel hayatta kalma içgüdüsü.
Korka korka, korkmaktan usanmışsak peki? Hayatımız başlı başına meydan okumaysa ezberlere? Hayat bizi yorduysa ve kaybedecek pek de bir şeyimiz kalmadıysa?
Olur mu? İnsan, 15 yıldır yazıp çizdiği, sesini duyurduğu x hesabı kapatılır diye bile korkar? Öyle değil mi?
Peki öyleyse tedbir alayım.
Hazır henüz kapatılmamışken hiçkimse okumayacak gibi içimi dökeyim şuraya.
Yarın öbür gün, bir başka 12 Eylül anlatısına katkısı olur belki de yazdıklarımın...
Önümden kelepçeyle geçiriliyor arkadaşlarım. Ben niye hâlâ dışardayım? Biri "yakın kendinizi, bizi uğraştırmayın" diye yazıyor çünkü bunu yazabiliyor. Köşe başındaki gazete bayiinde gazetenin manşeti "lgbti inlerine girildi"!
İnde mi yaşıyorum ben? Evet evi bir iki gündür temizleyemedim ama hâlâ in sayılmaz. Bir iki kriminal vakayı dahil ettikleri ve yüzbinlerce insanı "sıra sizde" diye tehdit ettikleri operasyonlar nerde biter bilinmez. Kalkıp evi toplamalıyım. Gelirlerse ayıp olmasın!
Müstehcenlik suçlaması getirmesinler şimdi durduk yere, dolaptaki kıyafetlerimi gözden geçireyim bari. Şu son paylaştığım fotoğraftaki atletim müstehcen miydi acaba? Silmedim. Silmem de. 30 yıla yakın televizyona takım elbisemle çıktım ben. Emekliyim artık. İster atlet giyerim ister giymem bile. Kime ne? Telefonları karıştırıyorlarmış içerde. Dur galerimdeki fotoğraflara da bir bakayım. Mahcup olmayalım içerde.
Mart'ta gelir vergisi ödenecek diye not var galeride. Unutup da parayı harcamayayım diye. Hatırlatıcı.
E şimdi kendi ödediğim parayla alınmış kelepçeyle mi götürecekler beni evden? Ben seçmek isterdim doğrusu. En azından rengini.
Sahi vergi kaçıranlar, insanları suça sürükleyenler, gerçek çeteler, üç kağıtçılar, ırz düşmanları cirit atacak, bizler mi içeride yatacağız?
Komşular da tempo mu tutacak, alkışlar eşliğinde aslanların önüne mi atılacağız arenada? Ne vakit imparator sıkışsa Roma'da, bir kaç köle atarmış ya aslanlara. Var mı bundan âlâ temâşa...
Ben kölelerin yanındayım, aslanların ve komşuların karşısında. Aslanların ve komşuların günahı az. Asıl imparatorun dimdik karşısında...
Yazsın bakalım tarih bizi de direnenler safında. Varsa bir hakkım, okuyana ve ses çıkarana helal ola. Zulme direnenlerin alnından öperim. Elbette rızaları varsa.
Allah'a emanet olun...
Neye şaşırdın? Şaire de mi şaşırırsın? Ne diyor Şair Arkadaş Zekai:
"annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz.
ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz
(zeki müreni seviniz)"
(…) Unutmadım mesela “ucube” diyerek yıkılan heykeli, “güvenli internet” maskesiyle yasaklanan siteleri, “bomba” gibi toplatılan basılmamış kitapları.
Ramazan programı yaptırılan Huysuz’un zamanla nasıl ekranlardan kovulduğunu, şarkılar söylerken ilk aşkı yaşadığımız festivallerin nasıl kaybolduğunu, çocukluğumuzun çizgi film karakteri Piglet bir domuz diye artık gösterilemez olduğunu gördüm...
Saldıray Abi gibi bir rolü artık televizyonda izleyemeyeceğimi, Haydar Dümen gibi bir yazarı artık gazetede okuyamayacağımı, Olacak O Kadar’ın artık hiç olamayacağını anladım...
2012’deki “Çocuklara içki verildi” haberi bir kurguydu. Aynı ekip benzer operasyonu “Gezi’de camide bira içtiler” yalanıyla sürdürdü. Soruşturmalar sessiz sedasız kapandı ama önce AVM’lerde içki tanıtımı dönemi sona erdi. Sonra Meclis’ten çıkan yasa ile alkollü içecek reklamı yasaklandı. Çocuk da kutsal da kaldıraç olarak kullanıldı, öğrendim...
Saraylarda ağırlanan şarkıcıyı da tanıdım, hakkımı savunduğu için sürgüne gönderilen sanatçıyı da. “Yasaklarla mücadele edeceğiz” diyen de “iki ayyaşın çıkardığı yasa” diyen de aynıydı, duydum.
İçerileri yazmıyorum bile. Özel yasayla hücrede tecritteyken aynı yasanın diğer maddesiyle tahliye edilen tecavüzcülere dahi tanık oldum.
Şimdi dansözler ancak daha kapalı elbiselerle ve özel izinlerle çıkabiliyor ekrana. “Fethullahçı değil Nurcudur” diye soruşturması kapatılanlar, ünlü market zincirini alıp alkol reyonunu kapatıyor. Gittiğin barın kapısı, izlediğin oyuncunun rolü, dinlediğin şarkının sesi kısılıyor. (…)
Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı
Kılıçdaroğlu bugün İstanbul’da üye katılım törenine katıldı. Törene farklı cast ajanslarından yüzlerce figüran 950 lira karşılığında taşındı. Figüranlar arasında işsizler, atanmayan öğretmenler, emekliler; İranlı, Mısırlı göçmenlerin yanı sıra İmamoğlu’nu destekleyen kişiler de yer aldı
https://t.co/3CRTxfb6vc
Evde otozilimli oğlum var yedikule barınağına gittim görüşme yaptım karakola gittim savcılığa gittim diğer barınaklara gidemedim diğer barınaklara bakamadım oğlumu bırakıp çıkamıyorum eminönünde kaybolduğu tekneyi savcılığa verdim Allah rızası için benim kimsem yok sizlerden yardım istiyorum paylaşabilirmisiniz diğer gidemediğim barınaklara ziyarete giden hayvansever insanlarımıza benim kaybettiğim LİLYE De Kaybettiğim kızımada bakabilirmisiniz görürseniz bana haber verebilirmisiniz Allah rızası için kalbim artık dayanmıyorum hergün ağlıyorum kimsem yok sizlerden başka
🚨🚨🚨İstanbul Eminönü Fatih Heryer 🚨
@Badiko_ 🥹🥹🤲🤲🤲🤲
@patiarkadas 🤲🤲🤲🥹
@proline2002 🥹🤲🤲🤲
@AysemOzleyis 🥹🤲🤲🤲
Candostumuzun metnidir Whatsaptan bana yazdığı metindir Allah rızası için candostlarım kaybettiği canının bizlerde gözü olabilirmiyiz bizlerde paylaşımlarla duyurabilirmiyiz bizlerde Avrupa yakası barınak ziyaretlerimizde liliyide gözlerimiz arıyabilir mi Lütfen Candostlarım Yalnız Kalmış Candostumuza Destek Çağrımdır 🥹🚨🚨🚨🚨🚨🚨🚨🚨🚨🚨🚨🚨😭😭😭😭😭😭😭😭😭😭😭😭
Aahh zavallı , Endişeli, ürkek bakışlarına bakın… anlam verememiş olanlara. Tanıdığı o beden artık cansız yatıyor yerde ,, gözlerinin önünde öldürüldü,. ne kaçabildi, ne uzaklaşabildi; saatlerce, umutla bekledi başında ,Belki kalkar, belki sesini duyar diye…
İşte “canavar” diye yaftalanan bu masum hayvan, aslında vefanın en güzel örneği. Canavarlık Kalleşlik ise Eşref’in “mahlukat” denen insanda gizli.
Lütfen bu garip köpeğe sahip çıkın. Barınağa götürülmüş, orada yaşatmazlar. Onu 😔..#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
İmamoğlu'nun davalarını izleyen AP Türkiye Raportörü Sánchez Amor:
Aynı kişiyi 3 ayrı davada aynı gün savunmaya zorlamak tesadüf değil, İstatistiksel olarak da bu mümkün değil
Bu kadar kötülüğü beklemiyorduk ancak iktidarın hayal gücü her defasında sınırları aşmayı başarıyor”
Deniz Göktaş'ın esprileri çoğu siyasi olduğu için güldürmeyebilir hatta kalitesiz bile olabilir, daha iyilerini yapar sorun değil.
Ama başka bir şey var; cesaret!
Dönüşü bile cesaret, tek başına!
Asıl gösteriyi o yapıyor.
Helal olsun!