BİR GECE YATIP KALKTIK Kİ...
Bir gece yatıp kalktık….
Türk Ordusu yok…
Darbe yapacaklardı ama silahları tarlada gömdükleri yeri de unuttular demek…. Darbe olacak mıydı, olmayacak mıydı derken, ordu artık yoktu…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Yargı yok…
Yargıyı bölüşmüşler, yarısı hocaya, yarısı imama…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Cumhuriyetçi aydınlar yok…
Hücrelerdeler…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Medya yok…
Yarısını almışlar parayı bastırıp, kalan yarısının da gırtlağına bastırıp…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Ben yokum…
Muhterem karıma “Ben yok muydum şu köşede yahu?” dedim…
“Yoksun, kovuldun” dedi…
Ağladı…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Laiklik yok…
Devlet tekbirle açılıyor…
*
Bir gece yatıp kalktık…
“Türk” yok
*
Bir gece yatıp kalktık…
Bayrak yok…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Yarısı gitmiş…
“Türkiye” de yok…
*
Bir gece yatıp kalktık, marşlar yok, andımız yok, bayramlar yok…
Bir gece yatıp kalktık, bu 4+4+4’tür dediler…
Çocuklar yok…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Cumhuriyet yok…
*
Ve bir gece yatıp kalktık ki..
Biz yokuz…
*
Yatma o zaman…
Kaldır başını artık…
Bir böcek gibi ezilip, bir dal gibi kırılıp, bir sürü gibi güdülüp, bir toz gibi üfürülüp, bir ot gibi sökülüp, bir kuş gibi vurulacağına…
Yatma…
*****
Bekir Coşkun / 03.01.2015- SÖZCÜ
Ben ilk defa denk geldim ....
Gerçekten ülkemizin durumunu çok güzel net anlatmış...
Ve hepimiz bunları bildiğimiz halde bir şey yapamıyoruz...
Dinleyin lütfen....
Fatih Altaylı: “Yine bir askerimiz şehit oldu. Bu kez bir Hava Harp Okulu öğrencisi.
Yıllarca eğitim almış, ordumuzun gözbebeği olan, öz evladımız gibi bakmamız gereken bir pilot adayı.
Peki niye şehit oldu? Terör örgütü mü vurdu? Hayır. Uçağı arıza yapıp kaza kırıma mı uğradı? Hayır! Yunan uçaklarıyla it dalaşı yaparken mi? Asla.
Peki nasıl? Yalova kampında, sıcak altında talim yaptığı için.
Üç öğrenci de aynı nedenle hastanede, tedavi görüyor.
Geçen yaz aylarında da yine aynı nedenle, güneş altında eğitim yaptırıldığı için iki er şehit olmuştu. Bu kez Hava Harp Okulu’nun bir pilot adayı şehit. Sizce bu normal mi?
Durmadan sıcak nedeniyle, güneş çarpması ve sıvı kaybı nedeniyle şehit vermek bu kadar sıradan, kabul etmemiz gereken bir olay mı?
Bu eğitim subaylarında ya da bu subayların kullandığı eğitim yönergelerinde bir sorun yok mu?
Millet, evlatlarını Peygamber ocağı dediğimiz orduya, sıcak altında öldürmeniz için mi yolluyor?”
Dünyanın en çok satan yazarlarından biri olmadan önce, üç kez psikiyatri hastanesine yatırıldı.
En ünlü kitabı 150 milyondan fazla sattı ve 80’den fazla dile çevrildi.
Bir masaya bağlandı ve elektrik şoklarına maruz bırakıldı.
O sadece, avukat olmak yerine yazar olmak isteyen bir ergendi.
Tek “suçu” buydu.
Panikleyen ailesi, onun yaratıcı zihnini bir ruhsal hastalık belirtisi sandı ve onu üç kez psikiyatri kurumuna yatırdı.
Ama onlarca yıl sonra, aynı adam boş bir sayfanın karşısına oturdu ve yalnızca on dört günde dünyayı değiştirecek bir kitap yazdı.
Adı Paulo Coelho’ydu.
Ve onun hikâyesi, bizi en sert şekilde eleştiren insanların geleceğimiz konusunda ne kadar yanılabileceğini gösteriyor.
1988 yılında Paulo, bütün ruhunu basit bir fablın içine koydu.
Bu hikâye, hayalinin peşinden çölde yolculuk eden genç bir çobanı anlatıyordu.
Kitabına “Simyacı” adını verdi.
Bu kitapta özel bir şey olduğunu biliyordu.
Ama yayın dünyası ona hiç önem vermedi.
Kitabı ilk yayımlayan yayınevi, onun raflarda tozlanmasını izledi.
Satışlar o kadar düşüktü ki yayınevi kitabı resmen bıraktı ve yayın haklarını ona geri verdi.
Ona eserinin tam bir başarısızlık olduğu söylendi.
Birçok insan o noktada pes ederdi.
Ne de olsa “uzmanlar” konuşmuştu.
Ama Paulo gerçek elektroşok seanslarından sağ çıkmıştı.
Basit bir ret mektubu onu vazgeçirecek değildi.
Kitabının ana mesajına derinden inanıyordu:
Bir şeyi gerçekten istediğinizde, bütün evren onu elde etmeniz için iş birliği yapar.
Vazgeçmeyi reddetti.
Paulo, ona bir şans vermeye hazır ikinci bir yayınevi buldu.
Ve sonra harika bir şey oldu.
Başarı, pahalı bir reklam kampanyası sayesinde gelmedi.
Kitap yavaş yavaş büyüdü.
Neredeyse sessizce.
Bir kişi kitabı okudu, kalbinin değiştiğini hissetti ve bir arkadaşına önerdi.
O arkadaş bir başkasına verdi.
Yavaş yavaş, o fısıltı bir gürültüye dönüştü.
Kitap Brezilya sokaklarından dünyanın dört bir yanına yayıldı.
Bugün “Simyacı”, tarihin en sevilen kitaplarından biri.
150 milyondan fazla sattı.
80’den fazla dile çevrildi.
Onu dünyanın en güçlü liderlerinin masalarında da bulabilirsiniz, parasız öğrencilerin sırt çantalarında da.
Eğer Paulo ailesini dinleseydi, muhtemelen hayatını mutsuz bir avukat olarak geçirecekti.
Eğer ilk yayınevini dinleseydi, başyapıtı sonsuza dek kaybolup gidecekti.
Ama o, kendi iç sesine güvenmeyi seçti.
Dünyaya şunu gösterdi:
Gerçek başarısızlık, yolculuğa başlamayı reddetmek ya da biri size “hayır” dediği anda vazgeçmektir.
Bugün yaşadığınız zorluklar bir ceza değildir.
Onlar, yolunuzda sizi bekleyen güzel şeylere hazırlıktır.
Yürümeye devam edin.
Çünkü dünya hâlâ sizin hikâyenizi bekliyor.
#PauloCoelho #Simyacı #AslaVazgeçme #İlham
#ALINTIVEŞİİRSEL
Genel Başkanımız Özgür Özel'in sesini daha fazla kişiye ulaştırabilmesi için destek hesabını takip etmenizi rica ediyoruz.
Lütfen bu paylaşımı RT ve takip ederek destek olun. Desteğiniz bizim için çok önemli çok kıymetli.
Zülfü Livaneli diyor ki; "..Sorun, onun gitmesiyle bitmeyecektir. Sorun onu iktidara getiren, üst üste dokuz seçim kazandıran, bir sürü yolsuzluk ve yönetim skandallarına rağmen körü körüne peşinden giden halktır. Daha doğrusu halkın bir bölümüdür. Bu halk yığının Anadolu müslümanlığıyla, gelenekle, ahlakla, haram helal kavramıyla, merhametle, şefkatle hiçbir ilgisi yoktur. Köyden kente göçle başlayan, ne köylü ne kentli olabilen, bütün değer ölçülerinden kopmuş, vahşi birer yaratık haline gelmiş, talandan yalandan pay kapmaya çalışan ve literatürde lumpen proletarya olarak tanımlanmış olan kitledir bu. AKP’ye oy vermiş olanların tümünü böyle yaftalamak doğru değil elbette. İçlerinde düzgün ve samimiyetle oy veren seçmenler de olabilir. Ama o kitlenin genel karakteristiği budur. Bu kesim kendini önce arabesk müzikle gösterdi. Güzelim türküleri, geleneksel şarkıları, Anadolu’nun büyük şiir geleneğini terk eden insanlar, bir anda mide bulandırıcı seslere, insanın kulağını tornavida gibi delen elektro bağlamalara, içinde hiçbir hakiki lirizm ve hüzün barındırmayan ‘’Ben de isterem!’’ saldırganlığına kaptırdı kendini. Şehirler kaçak mahallelerle, üzerinde demir filizleri bırakılmış sıvasız çirkin yapılarla, lağım kokan mahallelerle doldu. Suç oranı ve özellikle kadına karşı şiddet akıl almayacak ölçülerde arttı. Bunun adına ‘’muhafazakarlık’’ denilebilir mi? Elbette denilemez. Aşağı yukarı sayıları kırk milyon dolayında tahmin edilen bu kitle Itri, Mimar Sinan estetiğine de sahip değildir; Anadolu’da yüzyıllarca aydınlık bir nehir gibi akmış olan Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu temizliğine de. Dolayısıyla bu kesim muhafazakar değil, Türkiye’ye çarpık ve ahlak ölçülerinden yoksun bir ‘’modernleşme’’ sunan yeni bir oluşumdur. Lafı uzatmadan söyleyeyim. Bu kesimin hayatta en çok nefret ettiği model uygarlaşma, kültür, temizlik ve zarafet simgesi Mustafa Kemal Atatürk, kanıyla canıyla savunduğu lideri ise şimdiki cumhurbaşkanıdır. Kimse kendini aldatmasın. Sayıları çok kalabalık olan bu kesim, ne olursa olsun, hangi skandal patlarsa patlasın sonuna kadar liderini destekleyecek ve Cumhuriyet’e karşı çıkacaktır. Erdoğan siyasi ömrünü tamamlasa da ona benzeyen başka bir lider bulmakta gecikmeyecektir. Çünkü Türkiye’nin çürüyen kesimi , bu bozulmayı önce müzikle, sonra hayatımızın her alanına egemen olan lumpenleşme ve arabeskleşmeyle ifade etmeye devam ediyor. Gafil aydınlardan (!) destek alan lümpen kültür, örgütlü cehaletle beslenerek kılcal damarlarımıza kadar yayılıyor. Bu manzaraya, lumpenlerin ele geçirdiği muazzam para ve iktidar gücünü de eklerseniz geleceğin hiçbirimiz için kolay olmadığı çok açık. Erdoğan bu kitlenin lideridir ve onun yokluğunda yeni bir lider bulacaklarına hiçbir kuşku yok. Mustafa Kemal aydınlığını savunan kitleler birleşene ve kendi aralarındaki çelişkileri gidererek, evrensel değerleri savunan bir Türkiye kültürü yaratana kadar acılar devam edecek.
ZÜLFÜ LİVANELİ❤️
👌İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Trump'a öyle güzel yanıt vermiş ki👏👏👏
➖23 yıl önce, başka bir ABD yönetimi bizi Orta Doğu'da bir savaşa sürükledi.
➖O zamanlar da, bu savaşın Saddam Hüseyin'in kitle imha silahlarını ortadan kaldırmak olduğunu iddia etmişlerdi ve demokrasiyi getirmek için saldırı yapıldığı söyleniyordu.
➖Ancak gerçekte kıtamızın Berlin Duvarı'nın yıkılmasından bu yana yaşadığı en büyük güvensizlik dalgasını tetikledi.
➖Irak Savaşı, cihatçı terörizmde ciddi bir artışa, Doğu Akdeniz'de büyük bir göç krizine ve genel olarak enerji fiyatlarında artışa yol açtı.
➖Bir yasa dışılığa başka bir yasa dışılıkla karşılık veriseniz insanlığın büyük felaketleri işte böyle başlar.
➖İspanya bu felakete ve savaşa karşıdır. Çünkü biz hükümetlerin insanların yaşamlarını iyileştirmek, sorunlara çözüm üretmek için var olduklarını, insanların yaşamlarını daha da kötüleştirmek için değil, anlıyoruz.
➖Ve bu görevi yerine getiremeyen liderlerin başarısızlıklarını savaş dumanıyla örtbas etmeleri ve bu süreçte birkaç kişinin cebini doldurmaları kesinlikle kabul edilemez.
➖İspanya bu savaşa karşıdır ve posizyonunu kimse değiştiremeyecektir.
Kimse orasını şurasını sallamasın tamda böyle ..!!
Tek yanlış cümlesi yok. İmzamı attımmmmm. ✍️
Ülkenin geldiği nokta bu kadar iyi anlatılamazdı.
Helal olsun Barbaros Şansal 🙏❤️
@mayrukcouture
Milyonluk Cami yapıyorsun içinde irfan yok din yok !
Okul yapıyorsun eğitim yok !
Adliye sarayı yapıyorsun içinde Adalet yok !
Müslümansın Torpille işe giriyorsun Allah yardım etti diyorsun !
Senin Allahın kim ya ?!