“Yüz defa elime bir bıçak alıp sıkışan yüreğimi soluklandıracaktım. Aşırı koşturulmaktan korkunç biçimde hararetlenince içgüdüsel olarak damarlarını ısıran ve böylece soluklanan safkan atlardan söz edilir. Çoğunlukla kendimi duyumsayışım böyledir…
Eğer lisans yeterli değilse ve amacınız klinik yl den rant sağlamamaksa psikolojiye de tıp gibi 2 yıl uzmanlık getirin. Biz mecbur muyuz milyonlar dökmeye yüksek lisansa? Ayrıca bu mezun olmuş bizleri neden kapsıyor ben bu mesleği seçerken her şeyi yapabiliyordum ne oldu şimdi?
Bir de bunları konuşunca ümmetin kızları feminist olmuş oluyor. Sıkıldık eski evlilikleri güzellemenizden de bozulan evliliklerin sorumluluğunu sizin cefakeş analarınız gibi olmayan yeni nesil kadınların üzerine yıkmanızdan da.
günde kaç kez gönlünü yerden toplamak zorunda kalan kadınları fark etmeyen islam'ın erkeklerini konuşalım biraz da. ayıbın eskisi yenisi olmaz, bu islamın erkekleri kaç asır eşlerine el kaldırdı ayetmiş hadismiş gibi. soralım bakalım eski kadınlara; neler çekmiş neleri gömmüşler içlerine, neden "benim çektiklerimi sen çekme kızım, oku, kendi ayaklarının üzerinde dur da bir erkeğe muhtaç olma" diye büyütmüş kızlarını da bütün kadınlar çalışmak istiyor günümüzde. kaç delikanlı eşinin gönlünü yapmış da razı olmuşlar birbirinden, kaç sohbet eri sohbette dinlediğini hanımına uygulamış, yok mu bunun çetelesi, soralım. kadın sabreden taraf oldu asırlarca, görmezden gelen oldu. yemeği masadan fırlatan erkek sabır naraları attı. inemiyor bu çağın hiçbir âlimi sohbetten derinine, kimse amelde etkilemiyor kimseyi. erkekte biter her şey, erkek hanımına ve evine hakkıyla bakarsa kadının yemeği de evinin işiyle ilgilenmesi de boynuna yük bile olmaz, elin adamının emri altında üç kuruş için çalışmak istemez, candan yapar her şeyi. kendini adar evine. ama maalesef en kötü anılarının mezarı oluyor çoğu hanımın evi. erkek de kadın da geçim ehli olmalı, onu da hocalar alsın başını iki elinin arasına düşünsünler, bu böyle konuşmakla çözülmez ne yapmalıyız diye.
tek başına irade gösterip düzenli okumalar yapmanın, ibadetlerinde her an hassas olma çabası gütmenin veya maneviyatı yüksekte tutacak hayırlar yapmanın çok zor oldugunu söylediğimde arkadaşım, 'islam cemaat dinidir' dedi aşırı haklı ve sanki hiç bilmiyormuşum gibi+
Kaçın, konfor bağımlısı olun. Toplumumuz henüz açık iletişimi kaldırabilecek zeka ve eğitim düzeyinde değil. Zor konuşmaları başlattığınızda “bir kabahati var ki adım atıyor” olarak yorumlanıyor. “Bana kıymet veriyor” diyebilecek muhakemeye sahip insan 3-5’tir ancak.
Ömrünü Kur’ân ve Sünnet’in anlaşılmasına adayan kıymetli hocamız Saffet Bakırcı’nın vefat haberini aldık. Birkaç ay önce kendisiyle görüşme imkânı bulmuş, meclisimizde bulunan gençlerimize hadis ezberlemeleri ve hadis okumalarını ihmal etmemeleri hususunda samimi tavsiyelerine şahit olmuştuk.
Rabbimiz kendisine rahmeti ve mağfiretiyle muamele eylesin. Mekânı cennet, makamı âli olsun. Ailesine, talebelerine ve sevenlerine sabr-ı cemîl ihsan eylesin.
Yılda bir kez de olsa uzun soluklu bir siyer ve tefsir okuması yapmak lazım. Yoksa kendi fikirlerimizi, alışkanlıklarımızı, toplumun beklentilerini hayatın olmazsa olmazları, varlığın gerçek anlamı sanıyoruz. İyi/kötü durum, sevinecek/üzülecek haller sandığımızdan başka olabilir.
Birincisi evliliği ayakta tutan şey cinsellik değil, cinselliğin başarısızlığıyla nasıl baş ettiğinizdir.
İkincisi eğer eşinle aynı politik veya mizahi görüşteysen, bu sizin çok uyumlu olduğunuzu göstermez. Bu sadece dünyadaki aynı dehşetten kaçtığınızı gösterir. Gerçek aşk, partnerinin mizah anlayışını sevmek değil, onun en çiğ, en şapşal, en komik olmayan ve hatta en utanç verici anlarına bile katlanabilmektir.
Ve nihayet üçüncüsü...
Sen kök ailenden asla tamamen ayrışamazsın. Evlendiğinde sadece o kişiyle evlenmezsin,
onun bilinçaltındaki anne ve baba figürleriyle, yani o hayaletlerle de evlenirsin.
Evlilikteki en büyük kavgaları düşün. Eşine bağırdığında aslında ona mı bağırıyorsun? Hayır. Sen aslında 5 yaşındayken sana o oyuncağı almayan babana bağırıyorsun. Eşin de sana cevap verirken kendi annesinin savunma mekanizmasını kullanıyor. Yani yatak odasında sadece iki kişi yoktur, arkada kayınvalideler, kayınpederler ve onların travmalarından oluşan devasa bir seyirci kitlesi vardır.
Kısacası, evlilik, bu üç kriz alanına rağmen ve hatta bu krizler sayesinde partnerinle birlikte acı çekmeyi kabul ettiğiniz, radikal, neredeyse mazoşistçe bir bağlılık biçimidir. En güzel yanı da budur.
@labnelitiramisu Kullanım miktarını birkaç sipariş sonrası anlamak kolay. İhtiyaca göre pakette düzenleme yapılabiliyor ya da siparişimi şimdi gönder diyebiliyorsunuz ve normalde hiçbir şey yapmadan düzenli olarak eve gönderildiği için unutma derdi olmuyor. Aşırı konforlu abonelik sistemi.
Haz almanın endişesi üzerine süper bir tespit. Ben de birkaç ek yapayım.
Bilinç düzeyinde tuhaf geliyor olsa da haz bizde kaygı yaratır. Hatta kaygının temel kaynaklarından birisi haz olasılığıdır.
Haz artışı denetimin gevşemesi, sınırların çözülmesi ve bastırılmış arzuların yüzeye yaklaşması anlamına gelir. Ego açısından bu, hem yasakla hem de kayıp olasılığıyla temas demektir.
Ayrıca haz, bağımlılık ve ihtiyaç duygusunu görünür kılar, kişi haz aldığı nesneye ne kadar bağlı olduğunu fark ettikçe kırılganlık artar.
Bu nedenle haz, yalnızca doyum değil, aynı anda kaybetme, cezalandırılma ya da dağılma fantezilerini de harekete geçirir ve kaygı tam da burada belirir.
Bir de muhakkak faydacılar var. Şalgam antioksidan, seks kalp sağlığına faydalı, bateri çalmak ve sigara içmek alzheimerı önlüyor diye uzayıp giden bir liste. Haz almak endişe verebilir, adeta önlenmesi gereken bir öznelenme halidir. Haz alan bir özne fazla öznedir. Doğrusunu yapan, doğrusunu yapmanın tatminiyle yetinen uslu özne daha güvenlidir.
Performans peşine takılanın performansı, çoğu zaman bilinçdışında idealize edilmiş bir ebeveyne adanmış. Uslu çocuk olmanın tatmini var. Ama hırslı bir uslu çocuk bu. Okulda içten içe gıcık olduğu bir rakibi var, kardeşine hem abilik yapıyor hem fırsat bulunca kimse görmeden çimdik atıyor.
Psikiyatri, kapitalizmle en uyumlu ruh sağlığı alanıdır.
Çünkü temel ölçütü şudur...
Birey çalışabiliyor mu, üretebiliyor mu, uyum sağlayabiliyor mu?
Bu yüzden acının nedenine değil
acının işlev bozup bozmadığına bakar.
Depresyon, üretkenlik düşüyorsa sorun.
Anksiyete, performansı aksatıyorsa sorun.
Öfke, düzeni tehdit ediyorsa sorun.
Ama, yoksulluk, güvencesizlik, borç ve sömürü tanı kriteri değildir.
Psikiyatri burada sınıfsal olanı değil uyumsuzluğu tedavi ediyor.
"Koşullar değişmeyecek ama sen dayanabilirsin."