Gitmek.
Bir hançeri inceltip
Okyanusa daldırmak isteği
Ya da düşebilmek atlasların
Dışına ki ey kalbim
Yalnızsın bu yolculukta da
Ahmet Telli'nin anısına, saygıyla...
https://t.co/qLVL9pwi9f
Eskilerden Empedokles, bir insan hakkında dilenebilecek en kötü dileğin şu olduğunu söylermiş, değerli Proteos: Tanrılar sana, hayatındaki büyük-küçük her şey hakkında, asla değiştirmek istemeyeceğin sabit fikirler versin!
Eneas
Ezginin Günlüğü grubunun Mart-Nisan 1983'te verdiği çıkış konserlerinin bilet satışı için 11 Mart 1983'te İstanbul belediyesinden aldığım izin belgesi.
Grubu 1981 güzünde beş kişi kurmuştuk: Öncümüz olan Emin İgüs, Vedat Verter, Şebnem Başar (şimdi Şebnem Ünal), Tugay Başar ve ben.
Önceleri bir adımız yoktu. Gruba bir ad koymayı kararlaştırınca da her kafadan bir ses çıkmaya başlamıştı. 1982 başında, sanıyorum bir Şubat ayında, Nişantaşı-Maçka'da şimdi artık olmayan Taşlık adlı çay bahçesinde oturuyorduk. Öncülüğümüzü yapan sevgili Emin İgüs'ün önerisiyle grubun adını "Ezginin Günlüğü" koyduk. Ezgilerle hayatın günlüğünü tutmak, yaşadıklarımıza müzikle bir not düşmek, anlamında.
İlk konserimizden önce hem Sıkıyönetim Komutanlığı'ndan genel konser izni, hem de İstanbul Belediyesi'nden bilet ve afiş izni almamız gerekiyordu. Galiba grubun yaşça en küçüğü olduğum için, Selimiye'deki Sıkıyönetim Komutanlığı'ndan konser izni alma işi de, İstanbul Belediyesi'nden bilet satmak ve afiş asmak için izin alma işi de bana düşmüştü.
İkisi de, kelimenin tam anlamıyla enteresan süreçlerdi. Belediye'de yaşlıca, kitabın yazdığından asla ayrılmayan bir memur bakıyordu izin işlerine. O zamanlar etrafta kuş uçmadığı için, memurumuz da tipini de pek beğenmediği benim gibi bir tıfılın konser talebine evet demek konusunda isteksizdi. Hele, konserde şiir de okuyacağımızı söyleyince, şöyle bir başını kaldırdı, "o zaman, bu konser değil, müzikal tiyatro olur!" dedi. Nitekim izni "müzikal tiyatro" olarak verdi, bilet tarifesini de tiyatro tarifesi olarak belirledi.
Sıkıyönetim Komutanlığı'nda kültür ve sanat işlerine bakan bir deniz yüzbaşısı ile şarkı sözlerinin tek tek üzerinden geçmiştik; elinde bir kırmızı kalemle sakıncalı bulduğu sözlerin üzerini çizmişti. Biz tabii konserde eksiksiz söylemiştik bütün şarkıları, ama bir yandan da endişe ediyorduk konser sırasında veya sonrasında bir problemle karşılaşır mıyız diye. Bir şey olmadı.
İlk konserimizi 28 Mart 1983'te, İstanbul Zincirlikuyu'da, rahmetli Levent Kırca'nın artık yerinde olmayan Hodri Meydan Kültür Merkezi'nde verdik.
Bu videoda eşi tarafından şiddete uğradığını gördüğünüz kişinin ismi “Derin Deniz”. Kendisi 2,5 yıldır eşi tarafından düzenli olarak dövülüyor. Hamileliği boyunca dahi bu şiddet devam ediyor. Küçücük kız çocuğu, babası annesini döverken kanlı ellerine ve yüzlerine şahit oluyor…Ankara'da yaşayan Derin'in tek isteği sesini duyurabilmek..El birliğiyle, Derin hayattayken hep birlikte sesi olalım, kardeşimizi yalnız bırakmayalım.
Araplar bizim dönere, şavırma diyor. Bu, gerçekte Türkçe "çevirme" sözünden alıntı. Bizim çevirme sözünü şavırma yaptılar.
Araplar Türkçe baklava sözünü de olduğu gibi bizden aldı. Baklavaya, "baklava" diyorlar.
Araplar parmak izine de "basma" diyor. Bu da Türkçedeki parmak basma sozünden alıntı.
Araplar takım sözünü de Türkçeden aldı. Çoğul olarak ise etkâm sözünü ürettiler.
Araplar testi anlamındaki küp sözünü de Türkçeden aldı. Bu söz çoğul olarak ekvab biçiminde Kur'an'da da geçiyor.
Arapçada böyle binlerce Türkçe sözcük var. Ancak kimileri bunları bilmiyor.
Öğreteceğim...
Meğer sadece petrolü çalmakla kalmamışlar, ucuz fiyattan İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimine satmışlar. Bize çıkan fatura 1.4 milyar dolar ceza.
Neyse ki alınları secdeye değiyor!
Avukatları haftalık rutin görüşme için Silivri’ye gidiyor. Çiğdem Mater ve Mine Özerden’in orada olmadığını öğreniyor. Sonrası tam bir bilinmezlik. Bir koşuşturma başlıyor, Çiğdem ile Mine Özerden’in nereye sevk edildiğini bulmak için. Akşam doğru Şakran cezaevine giriş yaptıkları haberini alıyorlar. Bu bir zulüm değil de nedir?
Artık bazı hususları açıklamak gerekiyor.
AHBAP soruşturması başladığı günden bu yana ben ve çalışma arkadaşlarım hakkında sistematik biçimde yalan ve iftira kampanyası yürütülüyor.
“AHBAP’a bağış çağrısı yaptınız, insanları yönlendirdiniz.” deniliyor.
Yapabilirdik. Ama yapmadık.
Ne sosyal medya hesaplarımızda ne de herhangi bir yayınımızda AHBAP’a bağış yapılması yönünde tek bir çağrımız yoktur. Tek destek çağrısı yaptığımız ve bağış topladığımız tek kurum ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği) olmuştur.
“Halk TV’den ayrıldıktan sonra Oğuzhan Uğur ile çalıştınız.” deniliyor.
Hayır.
Çalışabilirdik, memnuniyetle de çalışabilirdik. Ancak çalışmadık. YouTube kanalı açmadan önce stüdyosuna gidip birlikte mekâna baktık, fotoğraf çektirdik. Hepsi bundan ibaret.
“Kızılay çadır satmadı, bu haberi AHBAP’ın önünü açmak için yaptınız.” deniliyor.
Bu iddia da gerçeğe aykırıdır.
Depremin en kritik günlerinde vatandaşlar soğukta ve yağmur altında beklerken, AFAD çadır talep ederken Kızılay çadır sattı. Bu durum Kızılay Genel Müdürü tarafından da doğrulandı. Cumhurbaşkanı da yaptığı açıklamada, “Kızılay’ın afet anında çadır satması yanlıştı.” diyerek bu uygulamayı eleştirdi.
Ortada doğrulanmış bir haberi, yıllar sonra hâlâ “operasyon” gibi göstermeye çalışmak algı yönetimine hizmet eder.
Bir diğer iddia ise Timur ve benim sürekli birilerini akladığımız ve FETÖ bağlantılı hesaplar tarafından desteklendiğimiz yönünde.
İşin ironik tarafı şu: Bunu söyleyenlerin işaret ettiği hesaplar daha birkaç hafta önce bizi “AKP’li olmakla” suçluyor, organize şekilde hedef gösteriyordu.
Hem FETÖ’cü ilan edilip hem AKP’li ilan edilmek ancak Türkiye’deki kara propaganda düzeninde mümkün.
FETÖ kumpasından yargılanan bizleri kumpası yapanlar destekleyecek he mi :)
Bizim işimiz belli.
Belgeyle konuşuruz, haber yaparız, doğruları yazarız.Kime yarar,kime yaramaz bakmayız.
İftiralar değişebilir, gerçekler değişmez.
Türkiye’nin en başarılı 30 lisesinin;
İlk 100’e,
İlk 500’e,
İlk 1.000’e,
İlk 5.000’e,
İlk 10.000’e
kaç öğrenci yerleştirdiğini öğrenmek için araştırma yaptım. Ancak, Kartal İmam Hatip Lisesi dışında hiçbir okulun bu verilere ilişkin listesine ulaşamadım.
Bu konuyu merak etmemin temel nedeni de Kartal İmam Hatip Lisesi’nin ilk 100’e 21 öğrenci yerleştirmiş olmasıdır. Bu sonuç, hayatın olağan akışı ve istatistiksel değerlendirmeler açısından dikkat çekici görünmektedir. Bu nedenle, kamuoyundaki soru işaretlerinin giderilmesi adına Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuda ayrıntılı ve şeffaf bir açıklama yapması gerektiğini düşünüyorum. @tcmeb
Kartal İmam Hatip Lisesi 2025 yılında da benzer bir başarı sergilemiş. Kendi web sitelerinde yer alan listeye göre önceki yıllarda ise böyle bir başarı söz konusu değil. 100 binlerce gencin geleceği ve emeği söz konusu. Bu konuda herkes duyarlı olmak zorunda.
Ülkemizde kadın sünneti yaptığını ilan eden bir hekimin varlığı kabul edilemez.
Sağlık Bakanlığı derhal konuya el atmalıdır.
Kadın sünneti, Dünya Sağlık Örgütü tarafından, çocuk istismarı ve kadına yönelik şiddet olarak kabul edilir, Türkiye'de yasalara göre suçtur.
@saglikbakanligi
Dilovası davası bakanlarla fotoğrafını mahkeme heyetinin yüzüne tutunlarla yaşamak için iliklerine kadar güvencesiz çalışmak zorunda kalanların davasıdır.
Herkes bu iki taraf arasında bir taraf tutacak. Ya katiller kadar dayanışma içinde olacağız ya da bir sonraki katliamda
Tarım Bakanlığı= Olası büyük bir depremde, gıda ve tarıma yönelik hiç bir çalışması olmayan bakanlık. Diyelim ki var, kimsenin haberi yok=boşa yapılmış , anlamsız.
Hukuku çiğneyerek hiçbir delil olmadan 4 yıldır Bakırköy Cezaevi'nde hapsettikleri Çiğdem Mater ve Mine Özerden'i İzmir Şakran Cezaevi'ne sürgün ediyorlar. Ailelerine ve onlara eziyeti büyütüyorlar.