BÜYÜK İDDİA
“13 Kasım 2026’da dünya yok olacak”
1960 yılında Amerikalı fizikçi ve sibernetikçi Heinz von Foerster, Patricia M. Mora ve Lawrence W. Amiot ile birlikte Science dergisinde oldukça çarpıcı bir başlıkla çalışma yayımladı: “Doomsday: Friday, 13 November, A.D. 2026.” Araştırmacılar, geçmişteki dünya nüfusu artışını matematiksel bir eğriyle geleceğe taşıdıklarında modelin 13 Kasım 2026 Cuma günü matematiksel bir “tekillik” noktasına ulaştığını söylediler.
Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan Ortak Savunma Anlaşması, 3 devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağladı…
Emin olun bütün dünya bunu konuşacak. İsrail, Hindistan, İran saç-baş yoluyor. Ama başka taşlar da oynayacak yerinden…
Suudi Arabistanlı analist ve yazar Majed Al Majed Türkiye - Suudi Arabistan - Pakistan arasında imzalanan Mekke İttifakına ilişkin geniş ve güzel bir değerlendirme yapmış. Buyrun, ilgilisine;
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan… Üç coğrafyanın ittifakı
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki ittifak neden sıradan bir askerî ittifaktan farklı olabilir?
Çünkü haritaya baktığınızda bu üç ülkenin ortak sınırlarının olmadığını, ancak dünyanın en önemli stratejik avantajlarından birini paylaştığını görürsünüz: coğrafi konum.
Suudi Arabistan, Arap dünyasının kalbinde; Basra Körfezi ile Kızıldeniz arasında, Hürmüz ve Babülmendep boğazlarına yakın ve dünyanın en önemli enerji ve ticaret yollarından birinin üzerinde bulunuyor.
Türkiye ise Asya ile Avrupa’nın kesiştiği noktada yer alıyor. Coğrafi olarak İstanbul ve Çanakkale boğazlarını kontrol ediyor; Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’e açılıyor.
Pakistan ise Arap Denizi’nde, Güney Asya’nın batı kapısında; Körfez’e, İran’a, Hindistan’a ve Orta Asya’ya doğrudan yakın bir konumda bulunuyor.
Başka bir ifadeyle…
Suudi Arabistan güneybatıdan, Türkiye kuzeybatıdan, Pakistan ise doğudan kapıyı açıyor.
İşte ittifakın önemi de burada başlıyor.
Eğer üç ülke arasındaki ilişki gerçek anlamda bir savunma ittifakına dönüşürse, mesele yalnızca üç ordunun bir araya gelmesinden ibaret olmayacaktır.
Karşınızda Akdeniz’den başlayıp Orta Doğu ve Körfez üzerinden Arap Denizi’ne ve Güney Asya’ya kadar uzanan bir coğrafi stratejik ağ oluşacaktır.
Bu da daha geniş bir stratejik derinlik, deniz yollarının korunmasında potansiyel iş birliği, istihbarat paylaşımı, erken uyarı sistemleri, ortak tatbikatlar, lojistik iş birliği ve hatta bu ülkelerden herhangi birini etkileyebilecek tehditlere karşı koordinasyon anlamına gelebilir.
Daha da önemlisi, her ülke diğerlerine kendisinde aynı ölçüde bulunmayan bir imkân sunuyor.
Suudi Arabistan, ittifaka Körfez ve Kızıldeniz’deki konumunu ve muazzam bir stratejik derinliği kazandırıyor.
Türkiye, Avrupa’ya açılan kapıyı, Karadeniz’i ve Doğu Akdeniz’i ittifaka taşıyor.
Pakistan ise Arap Denizi’ne doğrudan erişim ve Güney Asya’da stratejik bir derinlik sağlıyor.
Dolayısıyla Riyad, Ankara ve İslamabad arasında gerçek anlamda bir ittifak oluşması hâlinde, artık yalnızca üç ülke arasındaki bir ittifaktan söz etmiyoruz…
Üç farklı stratejik bölgeyi birbirine bağlayan üç kritik noktadan oluşan bir ittifaktan söz ediyoruz.
İşte asıl hikâye burada.
Çünkü ittifakların gücü yalnızca asker, uçak veya silah sayısıyla ölçülmez…
Bazen haritanın kendisi bir silahtır.
🕋🇹🇷🇸🇦🇵🇰
Mekke ittifakı karşısında Müslümanların duyduğu sevinç kadar İranlı ve İsrailli hesapların gösterdiği nefret ve korku da doğru yolda olduğumuzu teyit ediyor.
🕋🇹🇷🇸🇦🇵🇰+🇪🇬
Hakan Fidan'ın verdiği bilgiye göre Mısır'ın Mekke ittifakına katılması söz konusu olabilir.
Mısır'ın bu ittifaka katılması durumunda sağlayacağı temel avantajlar neler?
* Süveyş Kanalı, Lojistik Kilit ve Kızıldeniz'in denetimi. Bu durum küresel deniz ticaretinin ve askeri geçişlerin en kritik boğazını ittifakın doğrudan kontrol alanına sokar.
* Ordunun Büyüklüğü: Yaklaşık 440.000 aktif personeli (seferberlik durumunda 800 binin üzeri), 4.300’den fazla ana muharebe tankı ve 1.000’in üzerinde askeri uçağı (F-16, Rafale, MiG-29) ile ittifaka muazzam bir kara ve hava gücü kazandırır.
* İsrail Üzerinde Doğrudan Baskı: İsrail ile doğrudan kara sınırına (Sina Yarımadası) sahip olması, ittifakın sınır hattındaki askeri ve stratejik caydırıcılığını katlayarak İsrail üzerindeki güvenlik baskısını önemli ölçüde artırır.
* Mavi Vatan ve Türkiye’ye Doğu Akdeniz Avantajı: Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatan doktrinine komşu karasularına sahip olması, iki ülkenin deniz yetki alanlarında ortak hareket etmesini sağlar. Mısır’ın desteği, Türkiye’nin Mavi Vatan tezlerini uluslararası platformlarda kabul ettirmesini ve meşrulaştırmasını büyük ölçüde kolaylaştırır.
* Afrika’da Stratejik Derinlik: Mısır; Kuzey Afrika, Doğu Afrika ve Sudan krizlerinde doğrudan kapı görevi görerek ittifaka Afrika kıtasında güçlü bir nüfuz ve hareket alanı sağlar.
DERİN MESAJ
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Cuma günü Mekke’de Müşterek Savunma Anlaşması imzalandı.
Bu anlaşma hakkında İngiltere, Amerika, İsrail, Yunanistan, Mısır, Suriye, Fransa vesair dünyanın birçok ülkesindeki basında muhtelif haber ve yorumlar yayınlandı.
Fakat Mekke Anlaşmasının imzalanmasında çok ince ve çok derin mesajlar verildi.
Bilmem farkına vardınız mı?
Birinci mesaj; bu anlaşma, İslam dinine göre dünyanın en mübarek ve en mukaddes yeri olan Mekke’de imzalandı. Yani, İslamiyet Mekke’de indirildi, Mekke’den yayıldı.
Her ne kadar yüz seneden beri zahiren zayıf görünse de yine ilk doğduğu gün misali kuvvete bu mübarek beldeden dünyaya yayılacaktır.
Bu tercih, istihbarat birimlerinin üzerinde çalıştığı bir mesajdır.
İkinci olarak bu ittifak, yine Müslümanlar bakımından en mukaddes gün olan Cuma günü imzalandı.
Bu da son derece üzerinde kafa yorulan bir mesajı ihtiva ediyor.
Üçüncü olarak İmam, Cuma hutbesinde kardeşlik, birlik ve beraberlikten bahseden bir hutbe irad etti. Bu mesaj da günün mevzusunu anlatıyor, bu da manidar olmuş.
Dördüncüsü; İslamiyet’in dünyaya neşredilmesinde imam vazifesini ifa eden Sahabe-i Kiram’ın torunları olan millet ile bin seneden beri İslamiyet’e bayraktarlık yapan millet bir araya gelerek güçlü bir ittifak kurdu.
Yahudiler ve Müslümanların katili milletler gayet iyi anladı, bu mesajı.
Ey zalimler, öyle zannettiğiniz gibi Müslümanlar zayıf ve sahipsiz değiller.
Buraya kadar verilen mesajlar, gayet akıllıca ve üzerinde düşünülmüş mesajlardır.
Fakat en derin mesaj ise hutbeyi okuyan imamın tercih edilmesinde oldu.
Nasıl mı?
Ka’be’nin takriben 10 imamı var. Onların reisi Üniversite’den hocam Abdurrahman Sudeys’tir. Böyle mühim misafirlerin olduğu mühim bir günde, normalde o meşhur sesiyle Sudeys hutbe okur.
Fakat öyle yapılmadı, üzerinde çok iyi çalışılmış ince bir taktikle,
Yahudi İsrail’e derin bir mesaj verildi.
Hutbeyi okuyan, yine üniversiteden arkadaşım Filistin-Gazze asıllı Faysal Gazzavi oldu.
Yani ey İsrail!..
Bu mübarek beldede, bu mübarek günde ve bu mübarek ittifakın imzalandığı günde hutbeyi, Gazze asıllı imam okudu.
Haberin olsun, yakında Gazze ve Kudüs’te de hutbe okuyacağız, inşallah.🤲
Hakan Fidan hakikaten de çok enteresan bir devlet adamı profili. Zekâ var, devlet aklı var, devlet terbiyesi var; fakat hepsinden mühimi, neyi nerede ve ne kadar söyleyeceğini bilen o eski devlet ricâli vakarına sahip. İstihbaratçı geçmişinin verdiği ketumlukla diplomatlığın soğukkanlılığını aynı potada eritiyor. Adam konuşurken cümleyi bitiriyor ama meselenin yarısını masada bırakıyor; anlayana ikinci bir metin daha çıkıyor. Bilenler bilir, Boğaz’ın suları üstten ne kadar sakin akarsa aksın, alttaki akıntı adamı alır Karadeniz’in dibine çeker. Hakan Fidan’ın profili de biraz o dip akıntısına benziyor. Yüzeyde jilet gibi takım elbisesiyle protokolün bütün kaidelerine riayet eden bir hariciyeci var; suyun altına indiğinde de yılların istihbarat tecrübesiyle çalışan, muhatabının birkaç hamle sonrasını hesaplayan başka bir akıl görüyorsun. Avrupalılar kendi çizdikleri sığ havuzda yüzdüklerini sanadursun, Fidan meseleyi çoktan okyanusun ortasına taşıyıp oyunun ölçeğini değiştirmiş oluyor. Zaten devlet adamlığının en klas tarafı da biraz budur; masayı devirmeden oyunu değiştirmek, rakibini boğarken bile kravatından tutmak. Bugünün siyasetçisinden ziyade sanki yanlışlıkla birkaç asır ileri gönderilmiş bir Bâbıâli adamı. Fatih Sultan Mehmed devrinde yaşasa, Divân-ı Hümâyun’da önüne haritayı serip üç kelimeyle padişaha yarım saatlik mesele anlatacak vezirlerden olurmuş. Zira bazı adamlara makam ağırlık verir, bazı adamlar makama ağırlık verir. Hakan Fidan, ikinci sınıfta.
🚨 4. TEZ, MAKALE VE PROJEYİ BAŞKASINA YAPTIRANA AĞIR YAPTIRIM
Kanunun en dikkat çekici maddelerinden biri Ek Madde 47.
Kişinin kendi emeği ve akademik birikimi dışında;
📌 Tezini,
📌 Makalesini,
📌 Kitabını,
📌 Projesini
ücretli veya ücretsiz şekilde başkasına hazırlatması ve bu çalışmalar sayesinde diploma veya akademik unvan elde etmesi halinde çok ağır sonuçlar doğacak.
🎓 Diploma ve akademik unvan geri alınacak
📌 Bu şekilde önlisans, lisans veya lisansüstü diploma derecesi ya da akademik unvan alanların:
❌ Üniversite öğretim mesleğinden çıkarılması,
❌ Kazandıkları akademik derece ve unvanların geri alınması
öngörülüyor.
💰 Adli para cezası
Bu çalışmaları başkaları adına:
📌 Hazırlayan,
📌 Üreten,
📌 Aracılık eden
kişilere 5.000 günden 10.000 güne kadar adli para cezası verilecek.
📌 Fiilin bunu meslek edinmiş kişilerce işlenmesi halinde ceza 10.000 günden 20.000 güne kadar çıkabilecek.
📌 Başkasına yaptırılan bu çalışmaları kullanarak diploma veya akademik unvan alan kişiye de 5.000 günden 10.000 güne kadar adli para cezası verilecek.
📌 Suçun tüzel kişi tarafından işlenmesi halinde Türk Ceza Kanunu’nun 60. maddesi kapsamında yaptırım uygulanabilecek.
🗣️Üniversite öğrencilerine af geldi
📌Şimdi yayımlanan Resmi Gazete'de yer alan 7592 sayılı Kanun m.14 ile üniversite öğrencilerine yönelik bir af düzenlemesi yapıldı.
📌Üniversiteyle ilişiği kesilenler (kendi isteğiyle ayrılanlar dâhil) ile üniversiteyi kazanıp kayıt yaptırmayanlar, 9 Ağustos’tan itibaren 4 ay içinde başvurarak 2026-2027 eğitim-öğretim yılında yeniden öğrenciliğe dönebilecek.
📌Aftan yararlananlara belirli şartlarla yatay geçiş ve açıköğretime geçiş imkânı da tanındı.
Kanun'a erişim için👇
https://t.co/LkAoRuPfBB
Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hû aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm.
Tevbe Suresi'nin 129. ayetinin son kısmıdır ve "Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur, ben yalnız O'na güvendim; O büyük Arş'ın sahibidir" anlamına gelir.
Fazileti ve Okunması
Günlük Zikir: Sıkıntı ve keder anlarında kalbe ferahlık veren güçlü bir sığınma ve güven ifadesidir.
Tavsiye Edilen Sayı: Sabah ve akşam yedişer defa okunması alimler tarafından tavsiye edilmiştir.
Portekizli yazar Jose Saramago'nun 1998 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmadan:
...Kayaların yapısını incelemek için başka bir gezegene araçlar gönderebilecek kapasitede olan bu şizofren insanlık, milyonlarca insanın açlık nedeniyle ölmesinden fütursuzca bahsedebiliyor. Mars'a gitmek, komşuya gitmekten daha kolay görünüyor. Kimse kendi görevini yerine getirmiyor. Hükümetler de. Çünkü bilmiyorlar ya da yapamıyorlar veya istemiyorlar. Ya da dünyaya gerçekten hükmedenler onlara izin vermiyorlar. Dünyaya hükmeden bu çokuluslu ve çok kıtalı şirketlerin tartışmasız bir şekilde anti-demokratik olan güçleri, ideal demokrasiden geriye kalan her şeyi yok etti. ... Bu yüzden vatandaşlar olarak sesimizi yükseltmeliyiz. Haklarımızı talep ederken nasıl coşkunsak, yine aynı şekilde, görevlerimizin sorumluluğunu almalıyız. Belki bu sayede, dünya biraz daha iyi bir yer haline gelir. ...
📕Kitap: Kaos Stratejisi
“Trump üzerinden değişen dünya düzenine stratejik bir bakış”
Gürsel Tokmakoğlu’nun askeri, stratejik, jeopolitik ve dış politika içerikli Barış Pınarı (Vekalet Savaşlarının Pençesindeki Suriye), Politik Uyanış (Stratejik Güç Birikimi ve Akılcılık Üzerine) ve Polemoloji (Savaş Bilimi ile Küresel Güvenlik Analizi) isimli eserlerinden sonraki bu yeni kitabıdır.
🔸Kitabın ana tezi
Küresel ekonominin açmazı ve bu açmazın çözümü için ne yapılması gerektiği; Trump gibi bir liderin bu süreçteki rolü. Eski “kurallar temelli düzen”in (BM, DTÖ, NATO vb.) çöküşüyle birlikte “güç haklı kılar” mantığı, işlemsel diplomasi ve “kontrollü kaos” hâkim hale gelmiştir. Kaos, rastgele bir karışıklık değil; bilinçli, planlı ve yönetilebilir bir stratejik yöntemdir.
Tokmakoğlu, kaosu politikada üst düzey bir araç olarak konumlandırır. Trump (ve ABD sistemi) önce ortamı karıştırır, belirsizlik yaratır, sonra baskı uygular; blöf, taviz koparma, öngörülemezlik ve şov unsurlarını kullanır. Bu, etik değerleri sıradanlaştıran, müttefikleri ve rakipleri aynı anda zorlayan, orta güçleri yeni denge arayışına iten bir yaklaşımdır.
🔸Kavramsal çerçeve
Yazar, durumları basitten kaotik olana doğru basamaklandırır:
• Basit: Günlük, standart, ölçülebilir ve ezbere dayalı ortamlar. Seçenekler sınırlıdır.
• Karmaşık: Bilgiye, danışmanlara ve yargılara ihtiyaç duyulan alan. Planlı biçimde karıştırıldığında ipler düzenleyenin elindedir; kararlar manipüle edilebilir.
• Kompleks: Çok katmanlı, aciliyet içeren, her yöne çekilebilir süreçler. Baskı ortamları hazırlanır, mecburiyetler yaratılır, “kaçış kapıları” kontrol edilir.
• Kaotik: Kontrolü zor, vorteks ve belirsizlik hâkim ortamlar. Bunu uygulayabilen taraf için stratejik bir yoldur; diğerleri için hayatta kalma mücadelesine dönüşür. Hedef çoğu zaman “istikrar” arayışı ve en az zayiatla çıkış haline gelir.
Kaos stratejisini uygulayabilmek için bu basamakları netleştirmek, durumu belirginleştirmek ve senkronize hareket etmek gerekir. Kontrollü kaos, hibrit rekabet, güç maksimizasyonu ve işlemsel diplomasi senteziyle yeni jeopolitik gerçekliği formüle eder.
🔸Okura ne sunuyor?
Kitap, ABD’yi, küresel güçleri ve Trump dönemini merkeze alarak uluslararası sistemi yeniden okumaya davet eder. Klasik “zafer” kavramının ötesine geçer; “durum değişikliği” ve stratejik yeniden konumlanma perspektifini öne çıkarır. 2026’daki gelişmeler (İran operasyonu ve sonrası dahil) kitabın tezlerini canlı bir laboratuvar haline getirmiştir: Uzun süreli baskı, enerji hatları, ekonomik-teknolojik-sosyo-kültürel boyutlar ve cephesiz mücadele.
Yazarın polemikoloji, realizm ve stratejik deneyim birikimini yansıtan eser, yüzeysel yorumların ötesinde derin, bütüncül ve araçsal bir bakış sunar. Günümüz olaylarını anlamak ve yarını kavramak isteyenler için temel bir rehber niteliğindedir.
🤍 Bu yazı sana boşuna çıkmadı…
Belki de Rabbim sana bugün, “Ümidini kaybetme.” demek istedi.
Bugün niyetini kalbinden geçir ve “Yâ Fettâh, Yâ Latîf, Yâ Rezzâk” esmalarını 111 kez zikret.
🌿 Yâ Fettâh: Hayırlı kapıları açan.
🌿 Yâ Latîf: İşleri kolaylaştıran, lütfuyla kulunu sevindiren.
🌿 Yâ Rezzâk: Rızkı ve nasibi dilediği gibi genişleten.
Sonra ellerini aç ve şöyle dua et:
“Allah’ım, hakkımda hayırlı olan bütün kapıları aç. Kalbimi ferahlat, nasibimi bereketlendir, beni ummadığım yerden hayırlarla sevindir.” 🤲
Bu duaya gönülden “Âmin” diyorsan, yorumlara bir 🤍 Âmin bırak.