Bir kadın, üniversite için şehir dışına çıkan kardeşinin ardından ağlayan annesini paylaştı:
- Anne temelli gitmedi deli misin sen?
+ O yapamaz oralarda.
- Anne ben buradayım ama.
+ Annem sen umrumda bile değilsin. Ben de onunla gideceğim.
- Anne saçmalama ya!
+ Dayanamam ben. Farkında mısın ben kaç gündür ölüyorum. Yemek yiyemiyorum, su içemiyorum.
- Anne çocuk üniversiteye gidiyor.
+ Annem sen umrumda bile değilsin. Ne cehenneme gidersen git ama o benim yanımda olsun. Benim onunla aramdaki bağı bilmiyor musunuz siz?
Son söyleyeceğimi başta söyleyeyim merak ederseniz devamını okursunuz, bu videodaki asıl mesele “cahillik” değil “cinsiyet - güç bazlı baskınlık”.
Bu videodaki iki kişiyi de tanımıyordum, bu vesile ile öğrendim, daha önce başka hiçbir videolarını, işlerini görmemiştim.
Oyuncu Eylül Tumbar’ın konuşmasının öncesini bilmiyoruz ama “kadınların domine ettiği bir yerde yaşıyoruz” derken neyi kastettiğini merak ettim. Belki kendi hayatında kontrolcü bir figür var, belki kişisel bir deneyimden konuşuyor.
Ancak karşısındaki erkek (yazar ve konuşmacı Adil Yıldırım mış ) “aa bravo biz aslında anaerkil toplumuz” deyince bunu onaylıyor. Bu da kavramın anlamının tam bilmediğini düşündürüyor (genellikle yorumlar burada yoğunlaşmış - cahil denmiş). Konuşmanın devamında zaten görüyoruz ki videodaki erkek de bu kavrama hakim değil. Türkiye’nin anaerkil bir toplum olmadığı ise oldukça açık.
Kelimenin anlamını bilmedikleri ve kimin ne kastettiği anlaşılmadığı için diyalog anlamsız bir yere savrulmuş ama burada asıl dikkat çekici cinsiyet - güç bazlı başka bir dinamik var.
Eylül Tumbar 23 yaşında imiş. Genç kadınların, özellikle kendilerinden yaşça büyük erkekler karşısında yaşayabildiği kırılganlığın oldukça tipik bir örneğini görüyoruz.
Karşısındaki kişi 44 yaşında imiş ve konuşmacılık işi yaptığı için zaten tecrübeli, kendinden emin, tipik bir erkek özgüveni ile saçmalıyor diyeceğim, kızılacak, ama bu böyle (Türkiye anaerkildir demek ve bunu yıllardır savunduğunu söylemek Türk kadını çok dominant demek saçmalamaktan başka nasıl açıklanır bilemedim)
İletişim ortamlarında erkeklerin erkek ayrıcalığına yaslanarak konuşmayı domine etmesine, açıklamalar yapmalarına mansplaining (erbilmişlik) ve gendered communication dominance (cinsiyetci iletişim baskınlığı) deniyor. Tumbar’ın karşısında Yıldırım erkeklik özgüvenine dayanarak kendi fikrini söyleyip, Tumbar’ı onaylayıcı pozisyona getiriyor.
Burada “Tumbar’ın hiç mi aklı fikri yok?” diye sorulabilir.
Tumbar’ın bir fikri varsa bile o anda ortaya koyabilecek deneyim ve içsel güveni henüz tam gelişmemiş. Zaten “kadın domine eder” derken ne kastettiğini anlatamadan (Yıldırım sormuyor bile) karşısındaki “bravo anaerkil!” diyor, Tumbar da evet diyor. Bu bile büyük ölçüde anaerkil değil aksine ataerkil bir toplumda büyümenin sonucu. Pek çok genç insan, özellikle genç kadınlar, benzer anlarda kendini net ifade edemez, susar, kabul eder. Kadınlar daha uyumlu olmaya teşvik edilerek yetiştirildikleri için kadınlar için bu durum çok yaygındır.
O yüzden çoğu zaman kadınlar saçmasapan bir söylemin ortasında bile nazikçe gülümseyip oturur, hatta içten içe “acaba ben mi yanlış biliyorum?” diye sorgularlar, itirazları hafif ve kolayca görünmez olan bir uyarı gibi kalır (çünkü karşı taraf merak etmez bile konuşmayı yönlendirir söz keser). Kadınlar susar. Bu öğrenilmiş bir idare etme / uyum biçimi. Kız çocukları uyumlu ve nezaketli olmaya oğlan çocukları itiraza yönelik yetiştirilir.
Bu da zamanla öğrenilen bir beceridir. Deneyimlendikçe kadınlar bu tür söylemlerle nasıl baş edeceğini, öğrenir. Ataerkil sistemin “konuşan ablaları, teyzeleri” sevmemesinin sebeplerinden biri de budur - itiraz gelişir.
gerekirse jet ucagını kullanır amerikan donanmasına cakarım o kadar. yaparım. o kadar guveniyorum. milliyetciyim ve muslumanım. bu bana yeter. yuregimdeki iman her seyi yapmama yeter. thats it
Bugün bir söz okudum: “Birisi boğuluyorsa, o an ona yüzmeyi öğretmenin zamanı değildir.”
Bu cümle gün boyu aklımda kaldı. Çünkü bir insan zorlanırken, dağılırken, içi karışmışken etraf bir anda tavsiye verenlerle doluyor. Herkes ne yapması gerektiğini, nasıl düşünmesi gerektiğini, nasıl güçlü olması gerektiğini anlatıyor. Ama insan boğulurken bunları duyamaz.
İçeride fırtına varken dışarıdan gelen her yönlendirme gürültü gibi hissedilir.