Arayan, soran herkese çok teşekkür ederim.
Tayfun’un ikinci başvurusuyla ilgili Anayasa Mahkemesi’nin oy birliği ile hak ihlali kararı verdiğini, bizler de sizler gibi basından öğrendik.
Beklediğimiz bir karardı; mutluyuz, umutluyuz.
Kararın bir an önce Resmi Gazete’de yayımlanarak uygulanmasını ve Tayfun’un yeniden yargılanmak üzere tahliye edilmesini bekliyoruz.
Gelişmelerle ilgili kamuoyunu bilgilendireceğiz.
Hakan Çakır’ın kardeşi Melisa Çakır:
“Yine aynısı, bir Atlas’a bir de o şer*fsizin suratına bakın.
Ateş düştüğü yeri yakmasın, yasalar değişsin, ağır cezalar verilsin ki kimse cesaret edemesin, yoksa önüne geçemeyiz diyoruz.
Yine bir çocuğun hayalleri yarım kaldı.”
Resmi gazetede yayınlanmış AYM kararına göre dışarıda olması gereken Tayfun neden zırhlı araç içinde gün boyu şehirlerarası yolculuk yaparak tahlil, tetkik ve takip altında kalıyor?
Bizim daha ne yaşamamız gerekiyor?
Bu kadar zulüm, bu kadar gaddarlığı nasıl sineye çekelim?
Başımıza gelenlerin ve geleceklerin sorumluluğu kimde?
Tayfun Kahraman, bizim yol arkadaşımız, canımız.
Tayfun Kahraman hayatında bir trafik cezası bile olmayan, memuriyetinde bir disiplin soruşturması bile açılmamış, hayatı boyunca şiddetle en ufak ilgisi olmamış, saygın bir akademisyen, bürokrat ve meslek insanı.
Örnek bir vatandaş nasıl olmalı diye sorsanız, herkes Tayfun'u tarif eder.
En korkunç suçları işleyenlere bile yapılmayan bu ezayı bile isteye sürdürmek adalete olan güveni her gün daha fazla sarsıyor.
Sadece hukukunu değil, can sağlığını da tehdit eden boyuta gelmesi ise düpedüz zalimlik, caniliktir.
Tayfun Kahraman uyuşturucu baronu mu?
Tayfun Kahraman cinayet mi işledi?
Tayfun Kahraman sokaklarda cirit atan çetelerle mi ilgili?
Hayır!
Tayfun Kahraman haksızlığa uğrayan, hakkında verilen AYM kararı uygulanmayan, tertemiz bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır!
Derhal serbest bırakılmalı ve ailesine kavuşmalıdır.
Tayfun’u bugün 1 saat cam ardından acı içinde gördüm!
Anayasa Mahkemesi kararı UYGULANMADIĞI İÇİN, masum yere hapiste olan eşim Tayfun Kahraman, sağlığını kalıcı biçimde etkileyecek çok ağır ve sancılı bir süreç yaşıyor.
Oysa 4 senedir kimseye bir zeval gelmeden, geri dönüşü olmayan bir hasar almadan bu haksızlık bitsin diye dua ediyordum…
Tayfun geçirdiği MS atağı nedeniyle dün bütün gün daracık havasız bir ring aracı içinde oradan oraya götürüldü.
Hastaneden koğuşuna geri götürüldüğünde ilaç dağıtım saati geçtiği için almak zorunda olduğu Neurotin adlı ilacı verilememiş! Tüm geceyi ağrı içinde bir başına geçirmiş!
Hastaneye tekrar sevki ve yatışı planlanıyor!
Ne yapalım biz? Kime anlatalım derdimizi?
Tayfun’un 4 senedir haksızca içinde barındırıldığı fiziksel ve psikolojik yaşam koşullarının hastalığının bugün geldiği seyre etkilerini hangi mahkeme değerlendirecek? Nereye başvuralım?
Masalarında Tayfun’un hastalığının ilerlediğine dair heyet raporu olmasına rağmen, AYM kararını uygulamayıp Tayfun’u tahliye etmeyenlerin ve hiç böyle bir şey olmamış gibi susanların hiç mi vicdanı yok, bu nasıl insanlık?
Resmi gazetede yayınlanmış AYM kararına göre dışarıda olması gereken Tayfun neden zırhlı araç içinde gün boyu şehirlerarası yolculuk yaparak tahlil, tetkik ve takip altında kalıyor?
Bizim daha ne yaşamamız gerekiyor?
Bu kadar zulüm, bu kadar gaddarlığı nasıl sineye çekelim?
Başımıza gelenlerin ve geleceklerin sorumluluğu kimde?
Herkese Merhabalar,
Anayasa Mahkemesi’nin hakkımda verdiği ihlal kararının uygulanmamasından bu yana kamuoyuna hiç konuşmadım. Bu süreçte sessiz kalmayı, hukuka olan inancımı ve sabrımı korumak için bilinçli olarak tercih ettim.
Ancak bugün ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak hakkımdaki kararın uygulanması talebinde bulunduğumu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Evet, 4 senedir Silivri’deyim; adil yargılanmadığım ve masum olduğum AYM kararı ile tescillendiği halde evime, Vera’ma dönemiyorum ve bu ancak yaşayanın anlayabileceği kadar zor ama dilerim bu hatadan bir an evvel dönülür ve hiç kimse bir daha bunu yaşamaz.
Yaptığım başvuru, yalnızca benim özgürlüğüm veya kişisel hak arayışımdan ibaret değildir. Tam tersine, hepimizin ortak ihtiyacı olan hukukun üstünlüğü, adil yargılanma hakkı ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığıyla ilgilidir.
Bugün bu karar benimle ilgili olabilir; yarın bambaşka bir yurttaşla ilgili olabilir. Haksızlığa uğrayan kim olursa olsun, onun yanında durabilme iradesini gösterebildiğimiz ölçüde bu ülkede hepimizin güvende olacağına inanıyorum.
Her siyasi görüşten, her partiden, her düşünceden insanın hukuk karşısında eşit olduğu bir düzeni savunmak hepimizin ödevidir. Adaletin kimliğe, dünya görüşüne, oy tercihlerine göre değişmemesi gerekir.
Bu nedenle çağrım, yalnızca bana destek verilmesi çağrısı değildir; hepimizin güvenliğini sağlayan hukuk devletinin korunması için bir arada durma, doğru tarafta olma çağrısıdır.
Yaşadığım süreç zor, yorucu ve kimi zaman yıpratıcı oldu. Ancak umudumu hiç kaybetmedim. Bu umudu bana ailem, dostlarım, dayanışma gösteren herkes verdi. Şimdi herkesi bu dayanışmayı, kişisel bir haksızlığa değil, ülkemizde adaletin 86 milyon tarafından güvenilir biçimde tesis edilmesi için büyütmeye davet ediyorum.
Ben ve ailem adaletsizlik ve haksızlığın acısını yaşadık, yaşıyoruz.
Bu acıyı kimsenin yaşamamasını istiyorum. Kimse bunu hak etmiyor.
Evladım Vera başta olmak üzere, bizden sonraki tüm nesiller için adil bir düzen istiyorum.
Bu isteğe herkesin tüm başka aidiyetlerini geride bırakarak, sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ortak olmasını diliyorum.
Allah kimseyi masumiyetini müdafaa etmek zorunda bırakmasın.
Bugün 186. kez Vera ile birlikte Tayfun’u cam ardından 1 saat görmek için Silivri’ye gidiyorum.
Bugün diğer günlerden, önceki ziyaretlerimizden farklı.
13. Ağır Ceza Mahkemesi kararına karşı yaptığımız 32 sayfalık itirazımız 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gündem yoğunluğu içinde 2 satırda reddedildi.
Yıllardır tüm kamuoyuna Tayfun’un cebir ve şiddetle hiçbir alakasının olmadığını, masumiyetimizi anlattım, belgeledim.
Anayasa Mahkemesi de bu gerçeği hukuken doğruladı, belgeledi.
Ülkemizde, devletimizin varlığını, bekasını koruyan Anayasamız yürürlüktedir; Anayasa Mahkemesi’nin de esastan aldığı kararlar teknik ya da siyasi bir tartışmaya açık değildir.
Bugün gelinen aşamada ortaya çıkan vaziyet bizim ailemizin, Tayfun’un masumiyetinin çok ötesinde ülkemizdeki her bireyin anayasal güvenceleriyle ilgilidir.
Tüm samimiyetimizle hem yaşadıklarımız hem de ortaya çıkan vaziyetin nesnesi olmanın çok derin üzüntüsü içindeyiz.
Dolayısıyla bugün itibariyle 44 aydır sürdürdüğüm haftalık iletişimimizi sonlandırıyorum.
Sözün bittiği yerde değiliz, söz bitmez.
Ancak bugünden sonra benim paylaşacaklarım olsa olsa sıradan bir ailenin fotoğraf albümü mahiyetinde olacaktır.
Bugünden sonraki ihtimallere dair söz hukukçuların, siyasilerindir.
Ocağımıza düşen bu yangını söndürmek için bizimle beraber su taşıyan herkese minnetle…
Allah kimseyi masumiyetini müdafaa etmek zorunda bırakmasın.
MS hastası Tayfun Kahraman hukuksuz bir şekilde yıllardır cezaevinde.
Videoda Kahraman’ın hastaneye götürülüp getirilirken nasıl acı çektiğini görüyorsunuz.
Hasta bir insanın üstelik hakkında tek bir somut delil yokken cezaevi şartlarında yaşamak zorunda bırakılması zulümdür!
Bir gün geçti.
HSK, Tayfun Kahraman dosyasında AYM’nin esastan verdiği kararı kaale almayan yerel mahkeme hakkında tek bir adım atmadı.
Aynı HSK, başsavcıyken/savcıyken dilini bile bilmediği bir ülkedeki şirkete “yönetim kurulu” üyesi diye atanan Akın Gürlek hakkında da bir adım atmadı.
Ülkeyi getirdikleri evrede Çağlayan başta her nev’i saray büyüktür Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.
Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğu olmamasına karşın Anayasa’nın bir ya da birden çok maddesinin bu şekilde fiilen ilga edilmesi darbedir.
16 Ekim 2025, Silivri, 182. görüş:
Tayfun’dan herkese çok selam.
Artık kalbimizin bir parçasını Silivri'deki hücresine yolcu etmek istemiyoruz.
Ailemizin Tayfun'a çok ihtiyacı var.
Fazlasını değil, hakkımızı istiyoruz.
Kızıma babasını, bana eşimi geri verin.
2 Ekim 2025, Silivri, 180. görüş:
Tayfun'dan herkese selam.
Vera, okula başladığı için artık babasını her hafta ziyaret edemiyor. Tayfun; kızımızın okuma-yazmayı öğrendiğine şahit olamadan, ondan gelen notları görüyor.
40 aydır süren bu zulüm artık bitsin.
Ayşe Barım’ın
davasına bakan,
delillerle bizzat temas eden,
sözde müşteki özde müfterinin duruşmada geri vitesini bizzat işiten,
zorla getirme kararıyla gelen 14 tanığın tamamının Ayşe’nin lehine verdikleri ifadeyi bizzat dinleyen
mahkemenin verdiği tahliye kararına karşı;
duruşma savcısının itirazı,
“dosya üzerinden inceleme” yapan mahkeme tarafından kabul edildi ve yeniden tutuklama kararı verildi.
Yalnızca hukuksuzlukla değil, kamu vicdanını hiçe sayan korkunç kötülükle de imtihan ediliyoruz…