Bir Rumeli türküsüyüm,
Hüznü ve neşeyi bir arada barındıran. Şenlendi mi etrafa bulaştıran, hüzünlendi mi yürekleri dağlayan...
Her zaman içinde göç barındıran, buram buram Türk kokan, sevda kokan, memleket kokan.
Şimdi size bu anti-Kemalistlerin "yokmuş" gibi davrandığı trajik bir hadiseyi anlatayım da kim kilise meraklısı, kim papaz müptelası onu anlayalım.
Sene 1924... Lozan yürürlüğe girmiş, Mübadele Anlaşması kapsamında karma komisyon, sınır dışı edilecek Rumları tespit ediyor... Hakkında sınır dışı kararı alınanlardan biri de İstanbul'daki Derkoi Metropoliti Konstantin Arapoglou...
Patrik 7. Gregorios, 17 Kasım 1924'te vefat edince, oldu bittiye getirip yerine kim seçiliyor dersiniz? Hakkında sınır dışı kararı bulunan Konstantin Arapoglou...
Tabi Kemalist Türkiye'nin bu konularda şakası veya tavizi olmaz. Ankara ayağa kalkıyor. Bizim gericilerin dinsiz, imansız diye hakaret ettiği Kemalist mebuslar ateş püskürüyor. Haliyle hükümet Patrikhane'nin seçimini tanımıyor.
Ankara'nın kararı üzerine Yunanistan Avrupa kamuoyunu ayağa kaldırıyor. Tarihe dikkat. Aralık 1924... Altı ay önce Nasturiler ayaklanmış, beş ay önce İngilizlerle Musul nedeniyle çatışma yaşanmış, dört ay önce Bitlis'te Kürt İstiklal Komitesi deşifre edilmiş, iki ay önce Şeyh Sait gizliden gizliye isyan hazırlığına başlamış, Seyyit Abdülkadir İstanbul'da İngilizlerden destek arayışında, Vahdettin yanlısı Tarikatı Salahiye örgütü Anadolu'da Ankara karşıtı faaliyete çoktan geçmiş...
Dikkatinizi çekerim o tarihte İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar henüz Ankara'yı başkent olarak bile tanımıyor. Popüler tabirle "meşruiyet" kazandırmak istemiyorlar. Yani Yunanistan'ın patrik seçimi nedeniyle Avrupa'yı ayağa kaldırması boşuna değil. Rejimi yıkmak için fırsat kollanıyor.
Hani bizim gericilere göre Kemalist Türkiye'yi İngilizler kurmuş ya(!) Daha 1924'te yıkmak için nasıl da dört koldan çaba harcıyorlar. Ama bizim Kemalistler bu ortamda bile hakkında sınır dışı kararı verilmiş metropoliti patrik olarak tanımak istemiyor. Ulusal bağımsızlık konusunda o kadar saplantılı derecede takıklar.
Neyse, 28 Ocak 1925'te Arapoglou hakkında resmen sınır dışı kararı veriliyor. Koskoca Patrik'i postalayacaklar. Atina iyice deliriyor. Türkiye'yle savaşın eşiğine geliyorlar.
Atatürk o sırada Adana'da... Savaş riskini görür görmez trenle Ankara'ya yola çıkıyor. Vagonda haritalar serilmiş, harp oyunu oynanıyor. O sıra Celal Bayar şarap getirilmesini istiyor. Ve Atatürk'ten hayatında ilk kez zılgıt yiyor. Hatıratında anlatmış. "Zevk-u sefa bitmiştir. Şimdi işin içindeyiz Ne şarap ne başka bir içki, içemezsiniz" diye gürlemiş. Konya'ya kadar incelenmiş haritalar. Neticede "Çekerim Yunan’ı Çatalca’ya kadar. Orada kuşatır, işini bitiririm" demiş Gazi'miz... Geri adım yok. Binbir tehlikenin içinde patrik için taviz maviz yok.
Sonuç olarak Kemalistler papaz için taviz vermemiş. Şutlamışlar gitmiş. Bir ay sonra da Şeyh Said isyanı patlak verdi.
İşte bizim gericiler Şeyh Sait'in haksız yere idam edildiğini utanmadan türkü gibi çığırır ama o hengamede savaşı göze alıp patriği şutladıklarını fısıldamazlar bile.
Kemalistler cami yerine kilise edermiş :) Güleyim bari.
Edebiyatını yaptığınız Ayasofya'da kıldığınız her namazı Kemalistlere borçlusunuz. Bu sizin kaderiniz koçlar.
Ha, bu arada... Arapoglou'nun kemikleri var ya... Yıllar sonra Türkiye'ye getirildi. Hangi hükümet getirdi, onu da gericiler bir zahmet baksın, öğrensin. Ama oturarak... Düşüp bayılmasınlar.
Benim çizgim belli!
Atatürk’le, Cumhuriyet'le, bayrakla, vatanla sorunu olanlarla işim olmaz.
İstiklal Marşı’nda ayağa kalkmayanlar, milli takım zaferlerinde sevinmeyenlerle bir arada olmam.
@lordsinov Kürtlerin oyuna ihtiyacınız var denilirken sorun yok Türklerin oyu dersek sorun var. Kürt bölgesi, kürt halkı, kürt sorunu vb. Bence bir Türk Terör Örgütü olsaydı aradaki farkı çok iyi anlardık.
@saladinthekurd1 @jahreinG @terslaleee Eksik yazmışsın “Ama (güzel) Türkçede meşhur bir söz vardır; eşeğe altın semer vursan eşek yine eşektir.” Türkçe düşünmenize bayılıyorum ahahahah
@hizlisayar Onun insanlıktan nasibini almamış olmasından biz uyanıyor ve sizi bu durumla karşı karşıya bıraktığımız için onun adına özür diliyoruz. Malesef insan herkese terbiye öğretemiyor, anlayışınızı bekliyoruz
@hizlisayar Direkt onunla değil de onun yüzünden diğerleri ile muhatap olmak zorunda kaldığınızı gösteren bir yazı bırakın;
Sevgili misafirlerimiz; Karşı komşumuz temizlik ve saygı namına bir şey bilmediği için çöpleri sürekli bizleri rahatsız edecek yerlere itina ile bırakıyor…
Adam Tek bir Bozkurt 🤘🏻işaretiyle dünyadaki tüm Türkleri özüne döndürdü 🇹🇷
En büyük sen misin bilmem ama
Çok büyük adamsın Merih Demiral 🐺
__
Yap Bir Bozkurt Dünya Görsün🤘🏻
Bunlar Türk / Almanya Mesut Özil savcı #GökbörüErdoğan#TURvHOL Bahçeli Cumhurbaşkanı Bengü
@bekoturkiye @Beko Eminim daha mantıklı karar veren bir çalışan bu kararı alan yöneticinin yerine geçtiğinde şirketiniz müşteri memnuniyetinde çığır atmış olacak @Beko @bekoturkiye
Sevgili #beko@bekoturkiye müşterilerinizi HER GÜN ARAMAK güzel bir davranış değil.
Elektrikli süpürgem bozulduğu için garantiye verdim ve beni her gün ama HER GÜN arayıp parça beklemekteyiz diyorsunuz. Beni durum değişince bilgilendirmeniz daha hoş ve mantıklı değil mi?
Saçma bir yönetici çıkıp sırf iş olsun diye “Müşteri her gün aranıp bilgi verilecek” kararı alıyor, yazık kıyamam çalışanlar da köle gibi mantıklı/mantıksız emri dinlemek zorunda kalıyorlar. @bekoturkiye @Beko
Ege kardeşimiz yanlış bir harekette bulunmuş. Bununla ilgili de abartılı bir siyasi tepkiyle tutuklandı.
Peki o polisin yanında, Ege’ye “Tokat atan” müptezel ve elinde yeşil bayrak ile şov yapan Arap sevici hakkında hiçbir adli işlem yapılmaması normal midir? Sizin bu yaptığınızın, pozitif hukuku bırakın, şer-i hukukta bile yeri yoktur.
Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.
YETER Kİ UYAN
Tökezliyoruz. Kalelerimiz bir bir sarıldı. Fikirlerimiz bir bir eritiliyor. Sırtımız terzilerdeki iğnedenlik gibi hançer doldu. Nerede ne hata yapıldı, bu önemsiz. Cumhuriyet ve 100 senede yarattığı ayrıcalıklı insanlar ulaştıkları çağdaş hayat ile şımardıkça gevşediler. Kaybedecek şeyleri arttıkça yozlaştılar. O fedakar ilk nesillerin torunları köklerinden koptu, tarihlerinden habersiz, insanaltı ideolojilerin kölesi ve sosyal medyanın keşleri oldular. Vatansever halkçı cumhuriyetçiler sınıf atladıkça yerlerini fırsatçı cahil siyasetçilere bıraktı. Neden mi? Çünkü keyifli letafetleri, zorlu sorumluluklara tercih ettiler. Kendi yurtlarındaki nöbet kulelerini bırakıp, elin ülkesine hizmetçi olarak göçmeyi yeğlediler. Cumhuriyet temelleri zayıfladıkça bize feci bir yol gözüküyor. Bu yolun ufkunda hüsran denizleri var. O karanlık suların altında bacaklarınızı koparmaya iştahlı canavarlar yukarı yüzüyor. Bu son dönemeç.
Gün kara. Her yerden sarıldık. İçimizden dışımızdan oluk oluk kanıyoruz. O kadar rehavete kapıldık ki, bize takılmak isteyen tasmaları, bileklerimize kilitlenen prangaları sezemiyor hale geldik.
Yılma! Tutsağız ama henüz esir olmadık. Zaten esareti kabullenirsek, hizmetkar olursak tarih sahnesinden silinelim daha iyi. Esarete alışan köledir, köleliğe şükür diyen de; Türk değildir. Sor kendine, sen köle misin?
Geçmişine bak, seni sadece o uyandırır. Unutma! Çünkü unutkanlık en büyük zaafın! Bin cefa ile bir sefa kazanarak yazdığımız tarih, her şey tükenince sığındığımız anamızın ihtimamı, çaresizken Tanrı misafiri diye sana evini açan, sofranı kuran nine; hepsi bu bıçkın ama sevilesi millet tarafından yaratıldı. Sen onlardan mısın? Yabancı mısın? Cevabı iyi düşün. Senden önceki o eskiler, hürriyetleri için her şeyi göze almıştı. Ülküler, uğruna ölüm göze alınırsa güçlüdür. Korkaklar ve ürkekler er meydanında ne ülkü koruyabilir, ne utku tadabilir.
Sen farklısın! Başka milletler tarih uydurur, biz tarih unuturuz. Benim halkım yoksul ama asildir, gönlü tüm hazinelerden zengindir. Onun hakkı olan aslan payını çalan itlere bile hakkını helal eder, öyle yücedir. Biz saf ve temiz olabiliriz, ama gerektiğinde de kıpkızıl bir tufan getiririz.
Anla kardeşim! 100. yıl bir kutlama degil!
Hayır! İkinci yüzyıl için önlem almak, hatalarımızdan öğrenmek ve bünyemizdeki kanser dokularını zerre ve tohumları kalmayana de yakmak olmalı. Acımayacağız. Bu sefer acımak yok. Bu sefer merhamet yok. Bu sefer büyüklük yok. Allah onları affetsin, biz değil. Bizi bu hale getiren dalkavukları, fırsatçıları, vatanını peşkeş çeken arsız kaltakları unutmayacağız. Bu intikam senin kendi çocuklarına borcun. Unutursan soyun unutulsun. Unutturursan ocağın kurusun.
Ey Cumhuriyet düşmanı! Kurucu unsurlarla barışık olmayan veba irini! Ortalığı karıştırmak isteyen fırsatçı devşirme ve yüce atalarının mirasını heba etmeye niyetli sözde muhalif dalkavuklar! Hiçbiriniz yüce Türk yargı erkinden kaçamayacaksınız. Duy beni mikrop! Senden iğreniyorum, ama seni anlıyorum. Cumhuriyet fikrini yozlaştırmaya çalışıyorsun, çünkü korkuyorsun! Kibirli maskenin altında dehşet içindesin. Hıyanetinin kesif ve çürümüş kokusu artıyor ve durduramıyorsun! Teneffüs et o havayı Türk evladı! Al o kokuyu! Bu art niyetliler namusunun şah damarına değdi, buna eyvallah mı diyeceksin?
Genç kardeşim! Neşter olacaksın, cerrah olacaksın ve bizi iyileştireceksin. Çünkü o ameliyathanedeki masada sen yatıyorsun sen! Pes etmeyeceksin, gerekirse haykırarak, azap çekerek, kendini deşeceksin ama o düşmanları bünyenden atacaksın. Cumhuriyet kurumlara değil, sana, gençliğe emanet edildi. Her şey yozlaşabilir, ama gençliğin alevleri asla!
İkinci yüzyılda yüreği aynı aşk için farklı ritmlerde atanları ayrıştırma. Sağ sol ayrımı yerine, vatansever ve hain ayrımı yap. Ezanından alışıp tekbire geleni de, vicdanında inanç göremeyenleri de bağrına bas. Surlarında gedikler olan kale ayakta kalamaz. Komşunu hor görme, ona sevgini ikram et, gör ne oluyor! Benim için kökenin, inancın, siyasi görüşün önemsiz. Türklük dağlarında zirvelerinde seni izleyen atalarına layık ol yeter! Toy gibi buluş, haykır fikrini, ama kalp kırma. Birleşeceğiz ama, zayıf, basiretsiz, kaybetmeye bağımlı şuursuz dalkavuklar gibi değil. Birbirimiz için birleşeceğiz. Devletin desteğe ihtiyacı olduğu yerde ona sırt vereceğiz, ama devlete de halkın kulu olduğunu hatırlatacağız. Devlet, en zavallı Türk vatandaşına kul olduğu sürece devlettir. Yoksa o devlet Türk devleti değildir.
Korkma, umut hala var. O kor hala yanıyor. Pes etmeyi bilmeyen ataların torunlarıyız. Bu tarihimizde ilk defa olmuyor. Daha önce de hak yiyenler, hak sahiplerini sindirdiklerini sandılar. İçimize sızan cariye tohumları hüküm sürerken, köylü Türk milleti evlatlarını at üstünde ölüme gönderiyordu. Üzüm yiyen köpekler, üzüm yetiştiren kurtları kul ettiğini sandı. Yaylalardan kovulup, bataklıklarda sıtma olduk. Kadın eli değmemiş gençler savaşlarda kan kustu. Biz en büyük haksızlıkları kendimize yaptık kardeşim. Biz kendimizi perişan etmeye alışığız. Ama işte; dirilmeye de alışığız.
Kardeşim, Cumhuriyet arı bir düş. Türklük ise o düşün teminatı. Burası bir Türk Cumhuriyeti. Tepesinde dalgalanan Türk bayrağı. Seni eritmeye çalışanlar ne yaptıklarının farkında değiller. Kin yutturarak nasıl bir dev yaratıyorlar, bilmiyorlar. Bizi öldürebilirsiniz, hakkımızı yiyebilirsiniz, ama yok edemezsiniz. Son bilinçli Türk gömülene dek, o aidiyetin fikrini yenemezsiniz. Bu imkansız gibi gözüken zorluğun hakkından gelebilecek nadir toplumlardanız. Yeter ki uyanalım. Yeterince uyuduk. Biraz daha uyursak, uykumuzda öleceğiz.
Türkiye Cumhuriyeti, onu kuran halk ve koruyan devletine hissettiğim adidiyetin gururunu tarif etmem çok zor. Bazı değerler öyle yücedir ki, bin öykü bile yetmez, yüz şiir bile zayıf kalır. O övüncün tek rakibi, kendime Türk deme mutluluğumdur. Geriye baktığım dağların başında atalarımın ışıkları yanıyor. Yamaçlarında ise onların yazdığı, adeta çağlayan bir tarih var. O güzeller güzeli nehir, hiçbir şeyim kalmasa bile kimsenin çalamayacağı hazinem. Atatürk'ün nutkunu ilk okuduğumda, Fatih Sultan Mehmet'in temsil ettiğini devrimciliği ilk anladığımda, bu ırkın yüz nesil önce bile ne imkansızlıklarla neleri başardığını öğrendiğimde, gönlüm zaten kendiliğinden doldu. Benim şuurum bana kaşıkla yedirilmedi, ben kana kana içtim.
İç, o suyu iç! O suya kanını damlat ve and iç!
Çünkü ben yalnız olmadığımı çok iyi biliyorum. Sen de yanımdasın kardeşim. 100. yılın kutlu olsun.
Yeter ki uyan.