Deniz Göktaş Kılıçdaroğlu tarafının yalanladığı “CHP’yi salın” cümlesini söylediğini açıkladı. İşte Göktaş’ın sözleri: “Sabah Kemal Bey'in burada olduğu ve görüşmek istediği haberi geldi. Görüşmek istemediğimi söyledim. Sulh Cezaya çıkmadan önce emrivaki bir şekilde görüştük. Geçmiş olsun dedi, teşekkür ettim. Bir ihtiyacım olup olmadığını sordu, yok dedim. Aslında kendisiyle görüşmek istemediğimi söyledim. Madem geldiniz milyonlarca gencin bir ricası var; lütfen CHP'yi salın dedim. Ben bunu söyledikten sonra başını salladı, sonra da gitti.
( Bu görüşme yaşanırken Twitter'da bahsedildiği gibi ortamın çok kalabalık olmadığını Kılıçdaroğlu hariç birkaç kişi olduğunu hatırladığını belirtti.)
2023'te Cumhurbaşkanlığı için oy verdiğim insan, 2026'da yüz yüze nezaketsizlik yapmak zorunda kaldığım ilk insan oldu. Avukatımın söyledikleri doğrudur.”
https://t.co/68aeARcWzz
Deniz Göktaş’ın savcılık ifadesinden bazı bölümleri paylaşıyorum…
SORULDU: Şüpheliden, Güvenlik Şube Müdürlüğü Kamu Güvenliği Büro Amirligince tanzim edilen, 25/06/2026 tarihli açık kaynak araştırma ve video çözümleme tutanağında yer alan
"ya da ağzım merhaba diyor, sıfatım ilk üç kitapta iyiydi, dördüncüsünün çevirisi zayıf diyor " şeklinde söylem ile ne kastettiği kitaplardan ve çeviriden kastının ne olduğu hususu soruldu
CEVABEN: Bu söylemlerde, saçımın uzun olduğu dönemde insaların bana yönelik olumsuz önyargılı bakış açılarından bahsediyordum. Uzun saçlı halime bakan kişilerin ben bu tarz şeyler söylemesem de, söylediğimi varsaydıklarını, zaten şakanın içeriğinde belirtmiştim. Bu şakada çeviriden kasıt mealdir. Kitaptan kastedilen kutsal kitaplardır. 4. kitap olarak kasıtedilen ise Kuran-ı Kerim'dir.
Benim bu şakada herhangi bir aşağılama kastım yoktur. Çeviriden kastım Kuran-ı Kerim'in mealine yönelik tartışmalar ile ilgilidir, dedi.
Komedyen Deniz Göktaş’a yönelik ters kelepçeli gözaltı uygulaması ve görüntülerin küçük düşürme maksadıyla servis edilmesi kabul edilemez.
Buradaki niyet ve propaganda çok bellidir.
Hukuksuz yöntemlerin Türkiye’nin "yeni normali" haline getirilmesine asla izin vermeyeceğiz.
Gazetecilerin, sanatçıların, bilim insanlarının, sendikacıların, sivil toplum örgütü temsilcilerinin, siyasetçilerin ve toplumun farklı kesimlerinden halkımızın fikir ve düşünce hürriyetini hedef almak kutuplaşma siyasetinin ana konusu oldu.
Beğenmediğiniz her fikrin, hoşlanmadığınız her esprinin ya da işinize gelmeyen her haberin karşısına devletin kamusal gücünü çıkartarak “toplum mühendisliği” yapmaktan vazgeçilmelidir.
Türkiye’yi sosyal medya operasyonlarıyla yönetmeye çalışan bu hukuksuz bozuk düzene karşı anayasal haklarımızı sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.
The picture that has emerged in Ankara ahead of the NATO Summit tells us something very clear. This government does not trust its own people.
A self-confident government does not try to hide its country or its citizens from its guests. It does not fear journalists or freedom of expression. It is not embarrassed by its people. It does not treat citizens as a threat. It does not imagine that shutting down daily life in the capital will bring international respect.
Yet this is what we have seen.
Hundreds of people detained on flimsy and vague grounds. Journalists denied accreditation. A capital city pulled away from its normal life by extraordinary security measures.
This is the image Erdoğan has chosen to present on behalf of our country.
But Türkiye has nothing to be ashamed of. There is nothing about our people, our streets or our cities that needs to be hidden behind panels, barriers or closed roads.
The real concern is elsewhere. It is the institutions weakened by this government, the democratic heritage it has tried to erase, the anti-democratic practices imposed on citizens, and the lawlessness that has now become impossible to ignore.
No panel can hide that.
Respect is earned through a free and democratic society.
🔴ÖZGÜR ÖZEL, DENİZ GÖKTAŞ'A KÜRSÜDEN SÖZ VERDİ
📌“Ben, Deniz Göktaş’ın Erdoğan’la olan 30 yıllık yolculuğunu hep birlikte sonlandıracağımıza söz veriyorum.”
Murat Ongun, tutuklu olduğu hapishaneye Beliz Özkan adında bir avukatın geldiğini, kendisini Cüneyt Yakut’un gönderdiğini söyledi.
Ongun, Özkan’ın “Biliyorsunuz, size anlatmış başsavcılıkta yakın tanıdıkları var. Kendisi de benzer şekilde tahliye edilmişti. Ortak arkadaşımız diyor ki 1 milyon dolar verirse, eşinin tutuklanmamasını sağlarım” dediğini anlattı.
Ongun, şunları söyledi:
“Avukat gayet açık sözlüydü, işi halledecek ismi bile veriyordu ama ben dile getiremeyeceğim. Cezaevinde avukat kabininde benden 1 milyon dolar talep edilince şok oldum. Avukat sözünü bitirdi ama ben dona kaldım. Benden yanıt gelmeyince Avukat Beliz Hanım, pazarlık yapıyorum zannetti sanırım ve şöyle dedi: ‘Kendisi bende 300 bin, 400 bin dolar var, 600 bin-700 bin dolar dolar verse bile hallederiz’ dedi. Avukata ‘Benim eşim suçsuz ayrıca böyle bir param da yok’ diyerek görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında 7 Ocak 2026 tarihinde 2975 numaralı dilekçe ile İstanbul Barosu’na şikâyette bulundum.”
Bizleri zindana atıp, parti binalarına kayyım atayınca milleti çaresiz bırakacağını sananlar bu fotoğrafa iyi baksın!
Milletin adalet, demokrasi ve refah umudunu binalara, tabelalara zimmetli zannedenler büyük bir hüsrana uğrayacak. Umut her adımda daha da büyüyecek.
Bir şeyler oluyor güzel memleketimde…
Bir şehri gezer geçersiniz. Bir de bir şehir sizi yüreğine buyur eder.
Gaziantep bugün bizi yüreğine buyur etti.
Böyle karşılananlar yorulmaz; böyle yürüyenler durmaz.
Durmayacağız, yorulmayacağız.
Bugün, 3 yıldır devam eden Salacak Sahili’nde uğradığım saldırıyla ilgili davanın duruşması vardı.
Duruşmaya fiziken katılma talebim uygun görülmedi ve cezaevinden SEGBİS aracılığıyla katılmamın yeterli olduğuna karar verildi. Hiçbir sanığın katılmadığı duruşmaya, Marmara Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan SEGBİS üzerinden katıldım.
Bir kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla saldıran, yaralayan ve linç etmeye çalışan kişiler bugün özgürce hayatlarına devam ediyor, kamu alanlarında ticaretlerini sürdürüyor. Ben ise kamu görevimi yaptığım için tutukluyum.
Sonucun ne olduğunu merak edenler olacaktır. Dosya için Aralık ayına yeni bir duruşma günü verildi. Böylece dava dördüncü yılına doğru ilerliyor.
Başkent Ankara'da ögretmenlerimiz için layık görülmekte olan muamele sizce uygun mu? Eğitim bu mu?
Hak arama suç mu, neden özel sektördeki patronlar korunuyor?
@ogretmensendika
Kılıçdaroğlu, CHP'nin Kasım 2023 kurultayını yalnızca kaybetmedi; aynı zamanda kendi iradesiyle adaylıktan bile çekilemeyen, başkalarının yönlendirmesi altında hareket eden edilgen bir siyasetçi görüntüsü çizdi. Kurultaydan bir gün sonra sosyal medyada yayılan ve kısa sürede milyonlara ulaşan bu video, normal bir siyasetçinin kariyerini bitirebilecek nitelikteydi.
Videoda çoğu da kendi taraftarı olan onlarca siyasetçi, 13 sene genel başkanlık yapmasına karşın irade beyan edemeyen KK'nın şu görüntüsünü yarı kayıtsız, yarı da şaşkınlıkla izlemişti. Nitekim, şu videodan sonra çoğu @kilicdarogluk destekçisi sessizliğe gömüldü ve etrafında bir grup meczup, karşı tarafa geçmekte geç kalan siyasetçi ve operasyoncu ekip kaldı. Hele CHP'nin 2024 yerel seçim başarısı sonrası bu grup iyice dağılmaya başlamıştı.
Bugünden geriye bakınca, dokunulmazlıkların kaldırılması sürecindeki tutumu, mühürsüz oyların sayılmasına itiraz etmemesi, 2023 cumhurbaşkanı adaylığı ve özellikle Ekim 2024 sonrasında KK'nın mutlak butlanlığının adım adım inşası rejim operasyonunun farklı aşamaları olarak okumak mümkün.
Önce mülakatları kaldıracağız diye söz verdiler.
Mülakatları kaldırmadıkları gibi “mülakat gibi mülakat yapacağız” diye skandal bir ifade kullandılar.
Ondan öncekilerin “mülakat gibi mülakat” olmadığının kabulüydü bu aslında.
Şimdi o mülakatlarda emeğine ve geleceğine çöktükleri insanlar açlık grevinde. Özel okullarda görev yapan öğretmenler, ellerinden alınan taban maaş güvencesini istiyor. Belirli süreli sözleşmelerle güvencesiz çalışmak istemiyorlar. Mesleklerini yapmak için atanmak, insan gibi yaşamak, insan gibi çalışmak istiyorlar özetle.
Bir haftadır açlık grevinde olan öğretmenlerin derdi neymiş diye sormak, bu ülkenin geleceğini yetiştirenlerin sorunlarına bir çözüm bulmak yerine biber gazıyla saldırıyorlar, şiddet uyguluyorlar. Yazıklar olsun.