Merhaba arkadaşlar,
YouTube kanalımda yayımlayacağım haftalık içerik ve ders döngüsünü toplu olarak aşağıda görebilirsiniz:
Pazartesi 20:00 - Felsefî Kavramlar
Salı 20:00 - Üyelerle Canlı Yayın
Çarşamba 20:00 - Normal Felsefeye Giriş Dersleri (Eylül'den İtibaren)
Perşembe 20:00 - Herkese Açık Video
Cuma 20:00 - İbn Sina - İşârât Dersleri
Cumartesi 20:00 - Taftâzânî - Şerhu'l-Akâid Dersleri
Pazar 20:00 - Fahreddin Râzî - el-Metâlibu'l-Âliye Dersleri
İçerik ve derslere erişim için kanalıma katılmayı unutmayın. Yayılması için paylaşırsanız sevinirim. Selamlar.
Hakikat her zaman yalnızlık getirmez. Yalnızlığı getiren sevgisizliktir, kibirdir, kendini beğenmişliktir, nefrettir, öfkedir.
Hakikat yolunda nice yitikler, sevgisizlik bataklığında yalnızlıkla imtihan olmuş, kaybedip ve kaybolup gitmiştir.
Çünkü yalnızlık imtihanını kazanmak, mümkün varlıkların şanından değildir. Yalnızlık ancak Zorunlu'ya mahsustur. Zira O, her cihetten tek olduğu gibi her cihetten yalnızdır.
Hakikat yolcusunun en zor imtihanlarından biri sevgi imtihanıdır. Zira çoğunluk hiçbir zaman hakikate tabi olmaz. Hak yolcusu da bu yüzden hakikate tabi olmayan kalabalıklara öfke ve kin duyar.
Halbuki marifet penceresinden bakan için her inkarda bir ikrar vardır. Çünkü inkarın kaynağı inkarcının mücerred zatı değil heyula bataklığının taşkın tabiatıdır.
İnkarcının mücerred zatı ise bataklığın içinde çaresizce hakikatin feyzini beklemektedir.
Senin vazifen, başta kendini ve kardeşlerini heyula bataklığının taşkın tabiatından kurtarmaktır.
Hiçkimse mücerred zatı heyula bataklığı tarafından yutulduğu için nefreti hak etmez.
Bataklıktan çıksın bir, asıl o zaman gör viranedeki defineyi.
Bugün günlerden Râzî!
"Fahreddin Râzî - Metâlib" yeni dersimiz yayındadır.
Bu derste Allah'ın künhü ve hakikati gibi bazı metafizik konuların, insan tarafından tam anlamıyla kuşatılıp bilinemeyeceğine, insanın bu tür konularda ancak genel birtakım hususları kesin olarak bilebileceğine dair delillerden ilkini ele aldık.
https://t.co/crpslGZ6st
@sultanmayer Bunlara makalelerimde, kitaplarımda ve derslerde de giriyorum zaten ama daha sistematik bir çağdaş felsefe çalışması da yapacağız inşallah.
Merhaba arkadaşlar,
YouTube kanalımda yayımlayacağım haftalık içerik ve ders döngüsünü toplu olarak aşağıda görebilirsiniz:
Pazartesi 20:00 - Felsefî Kavramlar
Salı 20:00 - Üyelerle Canlı Yayın
Çarşamba 20:00 - Normal Felsefeye Giriş Dersleri (Eylül'den İtibaren)
Perşembe 20:00 - Herkese Açık Video
Cuma 20:00 - İbn Sina - İşârât Dersleri
Cumartesi 20:00 - Taftâzânî - Şerhu'l-Akâid Dersleri
Pazar 20:00 - Fahreddin Râzî - el-Metâlibu'l-Âliye Dersleri
İçerik ve derslere erişim için kanalıma katılmayı unutmayın. Yayılması için paylaşırsanız sevinirim. Selamlar.
Aynı orada da benzer bir durum var. Orada da Razi bu eleştirisini Allah'ın salt zatının, sıfatlarının "mucib bizzatı" olduğu iddiasına hazırlık olarak söylüyor. Yani sonuçta Allah mucip bizzat diyor. Normal Felsefeye Giriş kitabımda bu konuyu da çok uzun ele aldım. Oradan da bakabilirsin.
Razi'nin İbn Sina'yı bu şekilde eleştirdiği yerlerde dikkat edin, Razi muhtemelen çok kritik bir meselede İbn Sina'ya katılacaktır ama avamdan gelecek tepkiyi hafifletmek için konuya sert bir eleştiriyle girer.
Arkadaşın alıntıladığı pasaj da Razi'nin Mebahis'teki bir pasajı. Hemen ardından Allah'ın iradesinin zorunlulukla tahakkuk ettiğini Razi'nin itiraf ettiği yerdir bu pasaj.
İlim emanetine hakkıyla sahip çıkmak isteyen birinin alıntıladığı pasajın önünü arkasını ve içeriğini de iyi bir şekilde aktarması ve gizlememesi gerekir.
Razi, İbn Sina ile iyi dalga geçiyor:
Râzî, İbn Sînâ hakkında şöyle der:
"Akıl yürütmesini mükemmelleştiren bir araç olması için, Mantık öğrenmek ve öğretmek için bir ömür harcayan birinin, Mantiğa en çok ihtiyaç duyulduğunda çocukların güldüğü bu hatalara düşmesi şaşırtıcıdır."
"İster bizim hakkımızda olsun ister Allah hakkında olsun, irade sahibi olan ile irade sahibi olmayan arasındaki farkın yukarıda zikrettiğimiz şekilde olduğu hükmümüzün" tahkiki ise şu şekildedir:
İrademiz, murad edilen şeyin varlığına veya yokluğuna eşit nispette olduğu müddetçe bu iki taraftan birinin diğerine tercih edilmesi mümkün olmaz. İrademizin muradın varlığına nispeti onun yokluğuna nispetinden daha baskın olursa bu durumda ise baskınlık ancak zorunluluk sınırında son bularak gerçekleşir. Çünkü nihai irade ancak zorunluluk sınırında gerçekleşir. Orada da irade fiili zorunlu kılar.
O halde mucib ile muhtarın arasındaki fark ifade edilirken; muhtarın fiilde bulunması ve bulunmaması mümkün olan olarak, mucibin ise fiilde bulunmaması imkansız olarak belirtilmesi geçersizdir. Çünkü biz iradenin nispeti eşitken onun nihai (cazim) olmadığını açıklamıştık. Burada [nihai olmayan irade ile] irade edilen şeyin varlığa gelmesi imkansızdır. İki taraftan biri diğerine baskın gelince ise irade fiili zorunlu kılar. Fiili zorunlu kılması açısından irade ile diğer mucib illetler arasında fark yoktur. Bilakis aradaki fark bizim de zikrettiğimiz üzere şudur: İrade sahibi olan, kendisine aykırı olmayan fiili, bilgisi dahilinde sadır olandır. İrade sahibi olmayan ise fiziksel kuvveler gibi kendisinden sadır olan şeye dair bilgisi olmayandır.
| Fahreddin Razi, Mebahis
"Eski yeni tüm filozoflar üç alemi de kabul ederler. Bunlar akıl alemi, nefis alemi ve cisim alemidir.
Yine filozoflar tevhid hususunda da müttefiktirler. Yani onlara göre Allahu Teala her cihetten tektir.
Filozoflar arasında temel meseleler hususunda bir ihtilaf olmamıştır. Bu meseleler alemin kıdemi, ölümden sonra hayatın imkanı, orada mutluluk ve acının varlığı, Allah'ın her şeyi bilmesi, Allah'ın sıfatlarının O'nun zatının aynı olması, Allah'ın zatı gereği fiilde bulunması gibi meselelerdir.
Fer'î meselelerde ise filozofların yol ve yöntemleri farklı olduğundan dolayı bazen ihtilaf gerçekleşebilir."
| Kutbuddin Şîrâzî, Şerhu Hikmeti'l-İşrâk
"İbn Sina - İşârât" yeni dersimiz yayındadır.
Bu derste uçan adam örneğinden hareketle insanın kendi varlığına dair bilgisinin herhangi bir vasıta ile değil doğrudan gerçekleştiğini analiz ettik.
https://t.co/Sk9EJhWNsN
Kabul etmiyorlar. Ama bazıları bu iki görüşün bir açıdan (girift bir açı olduğu için girmiyorum) telif edilebileceğini düşünüyor. Ben de öyle düşünüyorum. Muhtemelen Şirazi de öyle düşündüğü için direkt misal alemi demek yerine nefis alemi diyerek daha kapsayıcı konuştu. Misal alemi meselesini felsefenin temel meselelerinden değil tali meselelerinden görüyor demek ki. Bence de öyledir.