KALİBAF:
-Ablukayı askeri olarak kaldırmak isteseydik ağır mali kayıplar yaşardık, müzakere yoluyla bir gecede kaldırdık.
-Nihai bir anlaşmaya varılana kadar yaptırımlar yürürlükte kalacak. Bu nedenle, nihayetinde yaptırımları kaldırabilmemiz için petrol satışı yaptırım muafiyeti almalıyız.
-Dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması için 11. madde uyarınca her biri 6 milyar dolar olan iki meblağın serbest bırakılması gerekiyordu; bu süreç Katar gezisi sırasında zaten başlatılmıştı, ancak nihai imzanın İsviçre gezisi sırasında atılması gerekiyordu ve bu da yapıldı.
-Elbette uluslararası yasalara uyulacaktır ve Hürmüz Boğazı, bu yasalara uygun olarak İran düzenlemeleriyle İran tarafından yönetilecektir.
-Hürmüz Boğazı'nda sorunlar yaşanabilir; bu nedenle bir merkez kurma ve bir telefon hattı oluşturma konusunda anlaştık, böylece 30 günlük bir süre boyunca herhangi bir sorun yaşanması halinde bunları daha hızlı çözebiliriz. Allah'ın izniyle bölge ekonomisi canlanacaktır.
Kennedy duvarı yalamayan yegane ABD başkanıydı.
Hayatına mal olan konuşma;
-İsrailli yetkililere, onların yayılmacı politikalarını kabul etmediğimi söyledim. O toprakların kadim halkının (Filistinlilerin) hakları görmezden gelinemez. Adil bir çözüm bulmalıyız.”
#Irán
📍Clinton’dan bu yana her başkanın önüne İran’ın nükleer kapasitesiyle ilgili benzer brifingler geliyordu.
Uzmanlar yıllardır 'eşik daralıyor' uyarısı yapıyordu ama önceki başkanlar bu konuyu hep bir şekilde diplomatik yollarla ötelemeyi seçti.
Çünkü askeri bir müdahalenin maliyetinin, beklemenin maliyetinden çok daha yıkıcı olacağını biliyorlardı.
Teknik verilere bakarsak, İran’ın elinde 60 kg civarında ve %90 oranında zenginleştirilmiş uranyum olduğu belirtiliyor.
Nükleer fizik uzmanlarının hesaplamalarına göre, bir nükleer başlık üretmek için yaklaşık 25-30 kg 'silah derecesinde' uranyum yeterli oluyor.
Yani bu hesapla İran’ın elinde şu an iki nükleer bomba yapmaya yetecek hammadde birikmiş durumda.
Dahası, uzmanlar bu malzemenin bir silaha dönüştürülme süresinin sadece 4 hafta gibi kritik bir noktaya geldiğini raporluyor.
Trump ise diğer başkanların aksine, bu verileri gördüğünde diplomasiyi tamamen kenara itip 'harekete geçme' yolunu seçti.
Ama bunu bir 'cesaret' olarak değil, uzmanların çoğu büyük bir stratejik hata veya pervasızlık olarak yorumluyor.
Kendi halkı arasındaki desteğinin %35’lere düşeceğini, petrol fiyatlarının küresel çapta fırlayacağını ve en önemlisi NATO müttefiklerini tamamen karşısına alacağını bile bile bu yolu zorladı.
Sonuçta diğer başkanlar bu verilere sahip olmadıkları için değil, nükleer bir çatışmanın bölgeyi ve dünya ekonomisini nasıl bir kaosa sürükleyeceğini öngördükleri için temkinli davranıyorlardı.
Trump’ın yaptığı şey bir fark yaratmak değil, her şeyi ateşe atabilecek bir kumar oynamaktı.
Analistlerin de belirttiği gibi; aradaki fark cesaret değil, uluslararası dengeleri hiçe sayan bir öngörüsüzlüktü.
ABD şimdi hem BEDEL ödüyor hem de BEDEL ödetiyor. 48 saat öncesinde ne olacak?
Allah Teâlâ bir işe girişeni göstereceği gayret ölçüsünde başarılı kılar.
Kendi Zâtına olan yönelişi ve bağlanışı ölçüsünde de onu muhafaza eder.
İmâm Mâturidî
Havayolu şirketleri seferleri iptal ediyor
“Dubai Uluslararası ve Al Maktoum Uluslararası Havalimanları, Dubai Havalimanları'nın resmi açıklamasına göre 28 Şubat'ta tüm operasyonlarını askıya aldı. 280'den fazla uçuş iptal edildi, 250 uçuş ise gecikti. Dünyanın en fazla uluslararası yolcuya hizmet veren havalimanı olan bu hava sahası, İran balistik füzelerinin buradan uçması nedeniyle bu sabah karanlığa gömüldü.
Şimdi havayolu şirketlerinin listesini okuyun ve az önce yaşananların boyutunu anlayın.
Emirates. Uçuşları durduruldu. Etihad. Uçuşları durduruldu.
Qatar Airways. Katar hava sahasının kapatılmasının ardından Doha'ya ve Doha'dan yapılan tüm uçuşları askıya aldı.
Air India. Tüm Orta Doğu'daki tüm destinasyonlara yapılan tüm uçuşlar süresiz olarak askıya alındı.
Türk Hava Yolları. Bahreyn, Irak, İran, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Umman, Suriye, Katar ve BAE'ye yapılan uçuşlar en az 2 Mart'a kadar askıya alındı.
Lufthansa. Dubai uçuşları askıya alındı. Air France. Tel Aviv ve Beyrut uçuşları askıya alındı.
Wizz Air. İsrail, Dubai, Abu Dabi ve Amman uçuşları 7 Mart'a kadar askıya alındı.
British Airways. Etkilendi. Virgin Atlantic. Etkilendi. Japan Airlines. Etkilendi. Norwegian Air, LOT Polish, Scandinavian Airlines, Aegean, Iberia, Air Arabia, PIA, Saudia, Air Algerie. Hepsi etkilendi. Hepsi uçuşlarını durdurdu veya güzergahlarını değiştirdi.
Bu bölgesel bir aksama değil. Bu, küresel havacılık ağının en kritik noktalarından birinde meydana gelen bir kırılma.
Dubai sadece bir havaalanı değil. Asya, Avrupa, Afrika ve Orta Doğu arasında en büyük bağlantı noktası. Mumbai'den Londra'ya, Singapur'dan Frankfurt'a, Nairobi'den New York'a Körfez üzerinden geçen her uçuş ya iptal edildi, ya ertelendi ya da kapalı hava sahası etrafında binlerce kilometrelik dolambaçlı yollarda fazladan yakıt tüketiyor.
IndiGo, Almatı, Bakü, Taşkent ve Tiflis'e olan uçuşlarını 28 Mart'a kadar askıya aldı. 2 Mart değil, 28 Mart. İran füzelerinin uçuş yollarını kesmesi nedeniyle Orta Asya bağlantısı bir ay boyunca silindi.
Maliyetler saat geçtikçe artıyor. Petrol fiyatlarının varil başına 100 doları aşmasıyla birlikte, aynı çatışmanın hava sahasını kapatmasının ardından günde 21 milyon varil petrolün taşındığı boğazı tehdit etmesi nedeniyle, güzergahları değiştirilen uçuşlar daha fazla yakıt tüketiyor. Havayolları, dün sabah var olmayan bir savaş bölgesinin etrafından dolaşmak için daha uzun rotalar uçmak için yakıt için artan fiyatlar ödüyor. Hava sahası kapalı kaldığı her saatte, zaten düşük kar marjlarıyla çalışan havayollarının kayıpları katlanarak artıyor.
Ve işte henüz kimsenin hesaplamadığı şey: Dubai ekonomisi bağlantı üzerine kurulu. Turizm, ticaret, finans, lojistik... Hepsi DXB'nin açık olmasına bağlı. Birleşik Arap Emirlikleri, egemen topraklarında bir savaş eylemi yaşadı ve Abu Dabi'de bir sivil füze enkazından öldü. Tüm ekonomik modelini Ortadoğu'nun güvenli, tarafsız ve bağlantılı merkezi olma üzerine kuran ülke, hiçbir husumetinin olmadığı bir ülkenin hava sahasından füze fırlatması nedeniyle artık iş dünyasına kapalı.
İran bu sabah sadece askeri üslere saldırmadı. İran, Körfez'in ekonomik motorunu da durdurdu.”
The greatest opportunity for the Kurds in Syria right now lies in the post-Assad transition under the new government led by President Ahmed al-Sharaa. This moment offers a pathway to full integration into a unified Syrian state with citizenship rights, cultural protections, and political participation— long denied under Bashar al-Assad’s regime, where many Kurds faced statelessness, language restrictions, and systemic discrimination.
Historically, the US military presence in northeastern Syria was justified primarily as a counter-ISIS partnership. The Syrian Democratic Forces (SDF), led by Kurds, proved the most effective ground partner in defeating ISIS’s territorial caliphate by 2019, detaining thousands of ISIS fighters and family members in prisons and camps like al-Hol and al-Shaddadi. At that time, there was no functioning central Syrian state to partner with—the Assad regime was weakened, contested, and not a viable partner against ISIS due to its alliances with Iran and Russia.
Today, the situation has fundamentally changed. Syria now has an acknowledged central government that has joined the Global Coalition to Defeat ISIS (as its 90th member in late 2025), signaling a westward pivot and cooperation with the US on counterterrorism. This shifts the rationale for the US-SDF partnership: the original purpose of the SDF as the primary anti-ISIS force on the ground has largely expired, as Damascus is now both willing and positioned to take over security responsibilities, including control of ISIS detention facilities and camps.
Recent developments show the US actively facilitating this transition, rather than prolonging a separate SDF role:
• We have engaged extensively with the Syrian Government and SDF leadership to secure an integration agreement, signed on January 18, and to set a clear pathway for timely and peaceful implementation.
• The deal integrates SDF fighters into the national military (as individuals, which remains among the most contentious issues), hand over key infrastructure (oil fields, dams, border crossings), and cede control of ISIS prisons and camps to Damascus.
• The US has no interest in long-term military presence; it prioritizes defeating ISIS remnants, supporting reconciliation, and advancing national unity without endorsing separatism or federalism.
This creates a unique window for the Kurds: integration into the new Syrian state offers full citizenship rights (including for those previously stateless), recognition as an integral part of Syria, constitutional protections for Kurdish language and culture (e.g., teaching in Kurdish, celebrating Nawruz as a national holiday), and participation in governance—far beyond the semi-autonomy the SDF held amid civil war chaos.
While risks remain (e.g., fragile ceasefires, occasional clashes, concerns over hardliners, or the desire of some actors to relitigate past grievances), the United States is pushing for safeguards on Kurdish rights and counter-ISIS cooperation. The alternative—prolonged separation—could invite instability or ISIS resurgence. This integration, backed by US diplomacy, represents the strongest chance yet for Kurds to secure enduring rights and security within a recognized Syrian nation-state.
In Syria, the United States is focused on: 1) ensuring the security of prison facilities holding ISIS prisoners, currently guarded by the SDF; and 2) facilitating talks between the SDF and the Syrian Government to allow for the peaceful integration of the SDF and the political inclusion of Syria’s Kurdish population into a historic full Syrian citizenship.
Charlie Munger: “Her sabah kalkıp çalışmaya, biraz disiplinli olmaya ve öğrenmeye devam ederseniz, işlerin ne kadar iyi gideceğine şaşırırsınız.”
“Zengin olmayı hedeflemedim —sadece bağımsız olmak istedim— ama hedefimin çok ötesine geçtim.”
💢Zohran Mamdani’ye New York Belediye Başkanlığını kazandıran tartışma.
Sunucu “seçimi kazanırsanız ilk nereyi ziyaret edeceksiniz” diye soruyor.
6 adayın 5’i “tabii ki İsrail” diye yanıt veriyor. “İsrail’e gideceğim” demeyen tek aday Mamdani.
Yüksek irade sahibi insanlar daima saygı uyandırır. Mesela sabahın köründe antrenmana çıkan sporcu, herkes uyurken çalışan yazar, yılmadan sınava hazırlanan öğrenci, sessizce hedefinin peşinden giden girişimci. Hepsinde ortak bir nitelik vardır: asla vazgeçmemek.
Bunalmış Müslümanlara
Unutma!
Her şey geçer, ömür de geçer, bütün tartışmalar biter, bütün gündemler değişir, bütün ünvanlar, koltuklar, makamlar geride kalır, bütün telaşlar son bulur, hayat sensiz de akıp gider. Ne yaparsan yap, kimseyi razı edemezsin, muhakkak bir eksiğin bulunur. Sen Allah’ı razı etmeye bak! Çünkü O, seni asla yalnız bırakmaz. Ve sakın unutma! Allah, kuluna şah damarından daha yakındır (Kaf, 16).
Korkma!
Korkular ruhunu kuşattığında, üzüntüler kalbini ele geçirdiğinde, huzursuzluk yüreğine çöktüğünde, imtihanlar üstüne üstüne geldiğinde, endişe ve kaygılar seni bunalttığında, tüm benliğinle de ki: “Allah'ın bizim için yazdıklarından başka, başımıza hiçbir şey gelmez” (Tevbe, 51).
Ümidini kaybetme!
Belalardan, musibetlerden, hastalıklardan, rızık darlığından, kaybetmekten, yıkılmaktan, acı çekmekten değil, yalnızca Allah’tan kork! Çünkü: “Kim Allah'tan korkarsa Allah ona (her darlıktan) muhakkak bir çıkış yolu gösterir. Ona hiç beklemediği yerden rızık verir. Ona her işinde muhakkak bir kolaylık sağlar. Onun günahlarını örter. Ve kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter” (Talak, 2-5).
Yalnızca Allah’a yönel!
Üzüldüğünde, hastalandığında, rızkın azaldığında, kalbin daraldığında, evinde huzur kalmadığında, çocuklarına söz geçiremediğinde, eşinle anlaşamadığında, sıkıntılar bitmek tükenmek bilmediğinde yalnızca Allah'a yönel! Çünkü; “Seni bütün sıkıntılardan ancak Allah kurtarır” (Enam, 64).
Nankörlük yapma!
Allah'ın seni kaç kez uçurumun kenarından aldığını, kaç beladan kurtardığını, kaç darlıktan genişliğe kavuşturduğunu, kaç sıkıntıdan ferahlığa çıkardığını, kaç hastalığına şifa verdiğini asla unutma! Rabbine karşı nankör olma! Çünkü her dara düştüğünde yalvarıp yakardığın Rabbin buyuruyor ki: “İnsana bir zarar dokunduğunda, yatarken, otururken veya ayaktayken bize sürekli yalvarır durur. Fakat o sıkıntıyı kendisinden kaldırınca sanki bize hiç yalvarmamış gibi çekip gider” (Yunus, 12).
Dertlerini yalnızca Allah’a söyle!
Dertlerini herkese anlatma! Sana hiçbir faydası dokunmayacak insanlara yaşadığın imtihanlardan dolayı sızlanıp durma! Hastalandığında sana şifa veremeyen, dara düştüğünde rızkını artıramayan, sıkıldığında kalbini genişletemeyen kullara el açıp durma! Eğer bir yardıma, bir desteğe ve bir dosta ihtiyacın varsa hemen Allah’a yönel! Çünkü; “Senin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır” (Bakara, 107).
Kafanda kurup durma!
Geçmişe takılıp bu gününü zayi etme! Çünkü artık onu geri getiremezsin! Geçmişe dair ancak iki şey yapabilirsin. Birisi geçmiş günahlarına tevbe diğeri ise geçmişteki nimetlere şükürdür. Gelecekle ilgili de endişe ve kaygıya kapılma! Olmamış olayları kafanda kurup durma! Çünkü yarına bile çıkacağın belli değildir. Sen elindeki vakti değerlendir. “Bir işi bitirince hemen başka bir işe koyul ve yalnızca Rabbine yönel!” (İnşirah, 7/8).
Kimseye eyvallah etme!
Kim ne derse desin, sen Allah’ın ne dediğine bak! Kim ne yaparsa yapsın, sen Allah’ın emrettiğini yap! Kimsenin planına, stratejisine, fitnesine, tuzağına, tehdidine eyvallah etme! Bil ki, işin sonunda Allah ne derse o olur. Çünkü; “Yaşatan da O’dur. Öldüren de O'dur. O, bir işin olmasını istedi mi, ona sadece ‘ol!’ der ve o da olur” (Mü'min, 68).
Ezberle! Tekrar et ve rahatla!
Ne zaman bunalsan, ne zaman dara düşsen, ne zaman kalbin sıkışsa şu ayetleri ezberle ve tekrar et: “Benim dostum ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da O’dur, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de O’dur, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana şifa veren de O’dur. Beni öldürecek, sonra da diriltecek olan da O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat” (Şuara, 77-83).
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”
Bil ki, şu hayatta en büyük özgürlük, bir yaprağın bile kendisinden izinsiz yere düşmeyeceği o büyük iradeye teslim olup, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud, 112) ilahi prensibi gereği düz, sade, hesapsız ve cesurca yaşamaktır. Çünkü evhamlı bir kalp, korkak bir yürek ve dengeci bir zihinle hedefine ulaşan görülmemiştir...
Dr. Abdulaziz KIRANŞAL
Müslüman Şahsiyet Akademisi
https://t.co/rPM1A21v1B
KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman:
🔺Seçim boyunca hep söyledim. Müzakereler başlayacaksa veya yürüyecekse, bütün bunlar her zaman Türkiye ile istişare içerisinde yapılır.
Başka türlüsü zaten mümkün değildir.
Hepsini bir tarafa bırakın, Türkiye Cumhuriyeti bizim kardeş ülkemizdir, çok özel ilişkilerimiz var.
🔺Başka hiçbir iki devletin ilişkisine benzemez bizim Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkimiz. Türkiye ile ilişkimiz çok özeldir. Ama artı Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs'ta garantör devlettir zaten.
🔺Türkiye Cumhuriyeti ile istişare etmeksizin ne müzakere, ne Kıbrıs sorunuyla ilgili herhangi bir hamle, ne dış politikada herhangi bir hamle, bugüne kadar yapılmadığı gibi bundan sonra da yapılmayacak.
🔺Artı Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerin çok daha iyi bir seviyeye gelmesi de benim kendime özel olarak görev bildiğim, misyon bildiğim bir şeydir.
🔺İsrail güneye geldi, ABD güneye geldi, Fransa geldi, Avrupa Birliği zaten orada, İngilizlerin zaten egemen üsleri var.
🔺Bütün bunlar varken, Türkiye Cumhuriyeti'nin Ada'nın tamamı üzerindeki garantörlüğünü herhalde tartışmaya açmayı düşünmüyordur (GKRY lideri) Christodoulides diye düşünüyorum ben kendi adıma.
🔺Çünkü anlamlı değil artık bu noktadan sonra bu konu. Kesinlikle konuşulabilir bir konu değil. Türkiye Cumhuriyeti, evet, Ada'nın tamamının garantörüdür, böyle olacak ve bugünkü koşullarda daha da önemli hale geldi. Çünkü bizim kendimizi güvende hissetmemiz daha da güçleşiyor günden güne.
🔺Sonuçta İsrail, Gazze'de çocukları öldürüyordu. O sırada Baf Hava Üssü, İsrail'e imtiyazlı olarak kullanım hakkı noktasına geldi.
Garantör ülke Türkiye, bütün Kıbrıs Adası'nın garantörüdür. Dolayısıyla, Baf kenti aslında Türkiye'nin yetki alanının dışında falan değil. Güneyde olması, Türkiye'yi yetkisiz kılmıyor.
🔺Konuşmamda da söylediğim gibi; (GKRY) hem bizi bypass ediyor, biz yokmuşuz gibi davranıyor, hem Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlük yetkilerini, yetkileri yokmuş gibi davranıyor.
- AA -
İBRAHİM KALIN & HEIDEGGER'İN KULÜBESİNE YOLCULUK
artık yayında.
• "Yollar kesiştiğinde duruma bakar, yeni ufukları keşfeder ve bunu kutlarız. Ama son tahlilde yollar "çoğul olarak" kalır. Kalmasını da bir kıymet olarak görmek gerekir. Wittgenstein'ın "Hegel tüm farklı şeylerin aynı olduğunu göstermeye çalışıyor; bense aynı gibi görünen her şeyin farklı olduğunu anlatmaya çalışıyorum" dediği rivayet edilir.
Farklılıkların olduğunu bilmek, onlardan korkmamak, tersine onları birer değer olarak alıp kabul etmek bize her zaman yeni ufuklar açar. Kendi yoluna güvenen başkasının yolundan endişe etmez. Senin Yolun-Benim Yolum kavgasına tutuşanların ıskaladığı yer de burasıdır. (...)
Herkes kendi kulübesini yapmakla mükellef."
(İbrahim Kalın, "Heidegger'in Kulübesine Yolculuk", s. 252-253, 259)
https://t.co/2bXGTztLKL @YouTube
Marcus Aurelius’a göre, kaygılarımızın çoğu zihnimizin yarattığı yanılsamalardır ve gerçekte olduğundan daha ağır görünür. Bu kaygıların üstesinden gelmenin yolu, sadece içinde bulunduğumuz ana ve elimizdeki işe odaklanmaktır. Geleceğin belirsizliğine takılmak yerine, erdemli ve akılcı yaşamak iç huzur getirir. Çünkü gerçek özgürlük, kontrol edemediğimiz şeylere teslim olmamaktır.