ÇOCUKLARIMIZA OKULLARIMIZA MESLEĞİMİZE SAHİP ÇIKMAK İÇİN İŞ BIRAKMA KARARIMIZI İKİ GÜN UZATTIK
Siverek’te dün yaşanan şiddetin şokunu yaşarken bugün Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu’na yapılan silahlı baskında hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilerimizin acısıyla Türkiye’de tüm yürekler kavruldu.
Okullarımızda giderek tırmanan şiddet sarmalını protesto etmek ve eğitim kurumlarımızın "güvenli alanlar" haline getirilmesi için her türlü çalışmanın ivedilikle hayata geçirilmesini talep etmek amacıyla daha önce ilan ettiğimiz Türkiye geneli iş bırakma eylemimizi 16-17 Nisan tarihlerini kapsayacak şekilde iki gün daha uzatıyoruz.
Tüm teşkilatlarımızla birlikte 17 Nisan Cuma günü, bütün illerimizde eğitim kurumlarına saldırılarda hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilerimiz için gıyabi cenaze namazı kılacak, aynı gün geniş katılımlı basın açıklamaları düzenleyeceğiz.
Üyelerimize ve kamuoyuna saygıyla duyururuz.
OKULA BASKINI PROTESTO İÇİN TÜRKİYE GENELİNDE İŞ BIRAKIYORUZ
Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde okulun eski bir öğrencisi tarafından gerçekleştirilen saldırıyı protesto etmek; eğitimcilerimizi, öğrencilerimizi ve eğitim kurumlarımızı hedef alan şiddet eylemlerindeki artışa dikkat çekmek ve güvenli çalışma ortamının tesisi hususunda gerekli her türlü çalışmanın ivedilikle gerçekleştirilmesini haykırmak için
15 Nisan 2026 tarihinde Türkiye genelinde iş bırakıyoruz.
Okul baskınının gerçekleştiği Siverek ilçesinde protesto yürüyüşü ve tüm illerde geniş katılımlı basın açıklamaları yapacağız.
@Mustafa70054089@yenisafakwriter Oda yanlış, buda yanlış. Yeterince adaletsiz olan kamu maaş düzeni bu tarz uygulamalarla dahada kötü oluyor. Oransal olarak hakkaniyetli zam tüm memurlara verilmeli.
Şehit anaları, şehit babaları! Ellerinizden öpüyorum ve diyorum ki hiç kimse şehitlerimizin aziz hatırasına el uzatamaz, onların mirasına leke süremez. Müsterih olun.
Gelinen nokta ile şehitlerimizin gayesi menzilini bulmuş olacak.
Gazi kardeşlerim! Müsterih olun.
Gelinen nokta ile fedakârlığınız taçlanacak.
Türkiye’yi buraya şehitlerimiz taşıdı, gazilerimiz taşıdı.
Her birine minnettarız ve onların hatırasını asla çiğnetmeyeceğiz.
Acıları aşmak kolay olmayacak. Acı hatıraları geride bırakmak elbette kolay olmayacak. Kayıplarımız geri gelmeyecek.
Ama gençlerimiz hayatlarının baharında aramızdan ayrılmayacak.
İnşallah annelerimiz gözyaşı dökmeyecek, evlat acısı yaşamayacak.
Biz ne badireler atlattık, ne tuzakları aşıp bugünlere geldik.
Yaralarımızı sarar, yolumuza çok daha güçlü, çok daha kararlı devam ederiz.
Ülke ve millet olarak bu öz güvene, bu iradeye ziyadesiyle sahibiz.
Hiç kimseyi incitmeden, üzmeden, kırmadan, sürecin hassasiyetine uygun şekilde işin süratle nihayete ermesi için kolaylaştırıcı olacağız; silah teslimini kurulan mekanizma vasıtasıyla titizlikle takip edeceğiz.
Radar sorunu, toplumun her kesiminden ciddi tepki gördü.
Uzunca aradan sonra belki ilk kez farklı siyasi görüşlere sahip kitleler, sorunun varlığına dair görüş birliğine vardı.
Toplumsal öfkeye kulak vermek, hataları düzeltmek, doğruyu aramak yerine, bazı ‘hatırlı’ hesaplarla algı çalışması tercih edildi.
İtirazı olanlar haksız yere ‘ölümden/kazalardan yana’ gibi gösterildi.
Oysa.
İtiraz, kurala değil kuralsızlığa ve kurnazlığaydı.
Bu ülkede aklı başında herkes trafikte huzur ve güveni tesis edecek, can güvenliğini sağlayacak tedbirlerden yanadır.
Duble yolda 100 metre arayla hız sınırı 70 km, 50 km ve 30 km’ye düşüyor, radarı 30 km hız eşiğine yerleştiriyorsanız, burada tedbir değil tuzak vardır.
Ayrıca radar yerleştirilen birçok yolda hız sınır levhası yoktur, vatandaş ceza ödediği yolda uyması gereken kuraldan habersizdir.
O vakit yapılması gereken öncelikli iş bellidir:
-Kurallarda standart sağlanmalı.
-İşaret levhaları yerleştirilmeli.
Ayrıca, hız kontrolüyle insan hayatının korunması düşünülüyorsa, kurallarda muafiyet olmamalıdır.
Bolca radar örneği verilen batı ülkelerinde olduğu gibi.
30 km hızla geçilmesi gereken yeri, ‘ya oradan bir çocuk fırlarsa’ metaforuyla açıklayanlara sormak gerekir.
Bu risk, vatandaş Ali için var, bakan Ali için, vali Davut için, vekil Şamil için, genel müdür Mahmut için yok mu?
Yani, vatandaş o yoldan hız sınırına uymazsa birinin hayatını riske ediyor ama protokol eşrafı 180 km hızla ve onlarca çakarlı araçla geçerken bu risk bir anda ortadan kalkıyor, öyle mi?
Uygulamada tuzak, kurallarda keyfiyet ve muafiyeti kaldıralım, ondan sonra istediğiniz yere radar koyun, hız sınırında standartı siz belirleyin.
Hayırlı bayramlar.
Kazasız, sağlıcakla, huzur dolu günler🤲
UYARI/YORUM
Trafikte insana zırnık kadar saygısı olmayan, şımarık tiplere karşı önlem alınması şarttı.
Ama yeni önerilen trafik cezaları ölçüsüz.
Modern devletin kitleleri köleleştirerek “uysal koyun” hâline getirmesinin yollarından biri bu tür absürd cezalar.
Ağır ekonomik sorunların yaşandığı bir zaman diliminde bu cezalar, milleti çıldırtmaya yeter!
Bu yasa teklifinin ya geri çekilmesi ya da makul ölçülere çekilmesi şart!
#trafik #trafikcezaları #trafikyasası
“Bir profesör daha dolandırıldı!” gibi manşetlerle anılmak istemem. Ancak adli süreç giderek saçma bir hâl aldığı, bir bankada da kayda değer bir ilerleme sağlanamadığı için yazmak zorunda kaldım. Yazdıklarımın belki birisine faydası dokunur, belki @BDDKResmi ve @BankalarBirligi tedbir alır, Meclisimiz yasal düzenlemeler yapar da insanların maddi-manevi mağduriyetleri önlenir.
2 ay önce (eski maaş bankam olan ve hesabımı kapattığım) Yapı Kredi Bankası’ndan arandım. Görevli, görüntülü hesap açma teşebbüsünde bulunduğumu ancak güvenlik kriterlerinden geçemediğimi, bir sahtecilik ihtimaline karşı beni aradıklarını söyledi. Ben böyle bir teşebbüste bulunmadığımı ifade edince hemen savcılığa başvurmamı ve banka hesaplarımı kontrol etmemi tavsiye etti. (Yapı Kredi’ye müteşekkirim).
E-devlet üzerinden baktığımda 5 bankada adıma hesap açıldığını öğrendim. Risk Merkezi Raporu çıkardığımda borçlandığımı gördüm. İlgili bankaları aradım, hesapların dondurulmasını istedim.
Avukatımla birlikte savcılığa başvurdum, ifademi verdim. Kimliğim kaybolmamış, çalınmamıştı ama savcının tavsiyesiyle hemen kimlik kartımı değiştirdim.
Bankaları dolaşmaya başladık. BİR KİŞİ BÜTÜN BİLGİLERİYLE BENİM KİMLİK KARTIMI ÜRETMİŞ, FARKLI OLARAK ÜZERİNE KENDİ FOTOĞRAFINI YAPIŞTIRMIŞ VE GÖRÜNTÜLÜ GÖRÜŞME YOLUYLA BANKA HESAPLARI AÇMIŞ. Bunun için kullandığı telefon numaraları, telefon markaları belli. İki banka gayriresmi olarak bu kişinin kullandığı kimlik kartının fotokopisini de verdi.
Elde ettiğimiz bilgileri Siber Suçlar Şube Müdürlüğü’ne götürdük, MÜŞTEKİ olarak ifade verdik.
3 banka ihtiyaç kredisi ve kredi kartı talebine –henüz- olumlu cevap vermemişti. Diğer 2 banka bir iki gün içinde talepleri kabul etmiş. Birinde 170 bin TL’lik kredi kartı açılmış, diğerinde 60 bin TL’lik kredi kartı ve toplam yine 60 bin TL tutan ihtiyaç kredileri verilmiş. Hepsi aynı gün içerisinde harcanmış.
Bankalara itirazlarımı yaptık, ihtar çektik.
Sevindiğimiz (!) husus banka hesaplarında yüksek rakamlı hareketlerin olmaması. Ancak gariplikler vardı. Mesela hesabım açılır açılmaz birisi bana 5 (beş) TL göndermiş. Nadir görülecek bu ismi internetten araştırdım ve bir tıp profesörü olduğunu gördüm. Muhtemelen onun da kimliği taklit edilerek sahte hesap açılmıştı.
Süreç bana akseden bir gelişme olmadan ilerlerken 15 gün önce karakoldan ifade için çağrıldım. Gittiğimde Yapı Kredi Bankası’nın sahte kimlik üreten kişiyle ilgili suç duyurusunda bulunduğunu öğrendim. Doğrudan ben suçlanmıyordum ama ŞÜPHELİ sıfatıyla ifade vermek zorunda kaldım. Sahte kimlik üretmediğimi, görüntülü hesap açmadığımı, bir üniversite hocası olarak böyle bir şey yapmamın mümkün olmadığını söyledim. (Suçlamalara karşı böyle şeyler demek iyi oluyormuş.) İfade tutanağının yanında “Yakalanan” kısmına imza atmak, “Salıverilme Tutanağı”nı imzalamak da insana dokunuyor.
Bir bankadan iki hafta önce arandım. Banka görevlisi hesap açma görüntüleri, hesap hareketleri ve harcamalarla ilgili bütün bilgilerin Siber Suçlar Şube Müdürlüğü’ne gönderildiğini, mahkeme sonucunda ben haklı görülürsem mahsuplaşacaklarını söyledi. “Yani,” dedim, “Bana isnat edilen borcu ödeyeceğim, mahkemede haklı görülürsem siz bana geri ödeme yapacaksınız. Doğru mu anladım?” “Evet,” diye cevap verdi. Ellerinde görüntü var, benim kimliğim, işim, yerim-yurdum belli ama kendileri kontrol edip hatalarını düzeltmek yerine mahkemeyi bekleyeceklermiş. Bunun üzerine bankadan çok daha yetkili birine ulaştım, meramımı anlattım, kısa bir sürenin ardından problemi çözdüklerini ifade ettiler.
Diğer bankaya @Akbank yaptığımız itirazın üstünden 2 ay geçmesine rağmen hâlâ incelemenin sürdüğünü söylüyorlar. Üstelik borcun üzerine faiz işliyor.
Beni iyice yoran husus ise birkaç gün önce tekrar karakola çağrılmam. İstanbul’da Vakıf Katılım Bankası’nın @VakifKatilim bir ATM’sine taşla zarar verilmiş ve ben de ŞÜPHELİ havuzunun içindeymişim. (Vakıf Katılım’da adıma sahte hesap açılmasa bankanın kayıtlarında hiç olmayacaktım.) İş resmiyete dökülünce “Saçmalamayın,” deme şansınız yok tabii. “O tarihte İstanbul’da değildim, BTK kayıtlarının incelenmesine izin veriyorum, ATM’ye taş atmadım, böyle bir hareket mesleki itibarımla da uyuşmaz,” diye ifade verdim.
Şu anda bekliyorum. 1’i MÜŞTEKİ, 2’si ŞÜPHELİ olmak üzere 3 savcılık dosyasının içindeyim. Hâlâ borç görünen bankaya ise bir ödeme yapma niyetinde değilim. Nihayetinde evime haciz memurları mı gelir, maaşıma el mi konulur, bilemiyorum. Bankalara ceza davası açılamıyormuş ama hukuk davası açılabilirmiş. Haczi hukuk davası için kullanacağım, mental olarak çökmezsem. Mevcut borç bir yana, şüpheli olarak ifade vermek, ATM taşlama gibi bir suçlamaya maruz kalmak insanı yıpratıyor.
Bana göre burada dolandırılan ben değilim, bankalar. Ben sadece bir mağdurum, mağduriyetimde adıma kimlik üreten kişi kadar zayıf güvenlik sistemlerine sahip bankaların da payı olduğunu düşünüyorum.
(Konuyla ilgili bazı detayları ve güvenlik tedbirlerini aşağıda yazdım👇)
@cnnturk Kırmızı sınırından sonrası aceba farklı ülkeyemi ait! Deprem orada bitiyormu!Gebze'nin bir ehemmiyeti yokmuki, ismi geçmediği gibi haritada dahi kesilmiş.
Her konuda 80 il hiç yokmuş gibi İstanbul İstanbul, bukadar İstanbul dedikçe musubetide eksik olmuyor. Sakınan göze çöp batar
@Selcuk@trt@tabiiresmi 150 ye satılan çilingir dükkanın 500'e satın alındığı sahne hariç güzel!
Zekî karekteri ile taktir topyan gassalın böyle bir şey yapması senaryonun ruhuna aykırı, gereksiz bir sahne olmuş.
Al bu sahneyi..
Kamu spotu olarak..
Bol bol döndür ulusal kanallarda.....
Evladına
Sahip çıkamayanlar
Devlete giydirip..
Yitip giden, evlatlara timsah gözyaşları döküyor
Ama..
O anasını sattığımın
Çuvaldız'mıdır
Ne karın ağrısıysa
Onu kendisine batırmak hiç aklına gelmiyor 😔