elden geldiğince
dilediğin gibi kuramıyorsan hayatını
hiç olmazsa şunu dene
elden geldiğince: rezil etme onu
kalabalığın sürtüşmelerinde
koşuşturmalarda, gevezeliklerde.
rezil etme onu, sürükleyerek,
dolaştırarak, teşhir ederek öyle,
yabancı bir yüke dönüşünceye kadar
o gündelik budalalıklarında
ilişkilerin ve alışverişlerin.
kavafis
Bravo Meryem Hanım :)
“Furkancılar niye her şeyi videoya çekiyor?” diye şaşırıyordunuz ya; iyi ki çekmişler, değil mi?
Benim sivil itaatsizliğin her türlüsüne ayrı bir zaafım var,kalbim kamaşıyor . Cemaati, örgütü, yapısı umurumda değil; iktidarın karşısında hizaya girmeyene, susmayana, kendisine yapılanı kayda alıp ortaya dökene dikkat kesilirim. Fikir ayrılıklarım baki, onlar başka mesele.
Yıllardır baskı görüyorlar. Gözaltı, operasyon, kriminalizasyon… Böyle zamanlarda kayıt almak sadece “video çekmek” değildir.
Devletin ve medyanın sizin hakkınızda kurduğu hikâyeye karşı kendi kaydınızı tutmaktır. Çünkü görüntüyü yalnızca iktidar üretirse, gerçeğin çerçevesini de o belirler.
Şimdi mücadele biçimleri de değişiyor. Örgütlü yapılar çevrimiçini, kaydı, arşivi, anlık yayını iyi kullanmayı öğrenmek zorunda. Baskı bazen insanları yalnızca dağıtmıyor; yöntem de öğretiyor.
Gençlerbirliği - Fenerbahçe maçında yaşanan olayların ardından Şenel Akdemir ilk kez konuştu.
"Ben de ilk kez izlesem, ben de sizin gösterdiğiniz tepkiyi gösteririm. Çünkü görüntülerde ben baba ve oğula hezeyanda bulunuyormuş gibi görünüyorum. Aslında durum öyle değil.
Yani arkadaşlar benim de ailem var, benim de çocuklarım var. Lütfen tanımadan konuşuyorsunuz.
Gençlerbirliği tribünü gerçekten çok nezih bir tribündür. O baba, o formayla orada oturabileceğini bildiği için oraya geldi. Biz insanları teşvik etmek için ‘Lütfen ayağa kalkar mısınız?’ diyen bir kültürün parçasıyız. Benim de fıtratıma, özüme uyduğu için bu tribünde yer alıyorum.
Oğuz Atay’ın "Tehlikeli Oyunlar" romanında Hikmet Benol, yerleştiği ahşap evdeki üst kat komşusu emekli Albay Hüsamettin Tambay ile sık sık dertleşir. Hikmet, zihnindeki karmaşayı, korkularını ve içine düştüğü çıkmazı karşısındaki yaşlı adama kelimesi kelimesine anlatmaya çabalar. Ancak içini ne kadar dökerse döksün, kurduğu onca uzun cümlenin albayda gerçek bir karşılık bulmadığını, adamın onu sadece kendi sınırları ölçüsünde dinlediğini fark eder. Kendi cehennemini bir başkasına aktarabilmek için sözcükleri zorladığı ama muhatabına asla bütünüyle ulaşamadığını anladığı o an, konuşmayı keser ve sadece şunu söyler: "Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmiyor."
İnsan, yaşadığı ağır bir durumu başkasına anlattığında karşı tarafın bunu bütünüyle kavrayacağını zanneder. Oysa dil, gündelik işleri çözmek için kurgulanmış pratik bir araçtır; kişinin en karmaşık acılarını eksiksiz aktaracak kapasiteye sahip değildir. Hayatınızı altüst eden bir gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyduğunuzu sanırsınız ama muhatabınızın duyduğu şey, sadece kendi tecrübesiyle sınırlandırdığı birkaç cümledir. Gerçek bir kriz yaşayan kişi, bir noktadan sonra ne kadar detaya girerse girsin kimsenin onu tam olarak anlayamayacağını fark eder. Bu yüzleşme, insanı kendi gerçeğiyle baş başa bırakan kesin bir yalnızlıktır; çünkü hayattaki asıl ağır yükler, hiçbir sözlüğe sığmayan ve bir başkasına asla aktarılamayan durumlardır.
Cezaevinde zaman yavaş akıyor. O yavaşlık, kırk yılın acıları üzerine derinlemesine düşünme imkânı veriyor.
Bugün Meclis’e sunulan metni okurken aklımdan ilk geçen buydu. Evet, eksikleri var. Kaygı veren yanları var. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu kapsamlı demokratikleşmenin de hayli gerisinde.
Ama bu toprağı yıllardır acıya, evleri yasa boğan bir meselede hukukun kapısı ilk kez aralanıyor. Ben o kapının yeniden kapanmamasından yanayım.
Kürt meselesinin çözümü kimsenin kimseye lütfu olmamalı. Esas olan, hepimizin eşit yurttaşlar olarak ortak bir gelecek kurma iradesidir.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bu ülkenin her bir ferdinin hak ettiği eşit yurttaşlığın, adaletin ve demokrasinin yeniden hayat bulduğu bir Türkiye mümkündür. O hedefe ulaşana kadar, koşullar ne olursa olsun, hukuksuzluklara da, butlanlara da, haksız tutuklamalara da aynı kararlılıkla itiraz etmeye devam edeceğiz.
Hayalini kurduğumuz YENİ nesil siyaset de bunun taşıyıcısı olmalı. Geçmişin korkularını devralıp büyüten bir siyaset değil, birlikte yaşama cesaretini büyütecek bir siyaset.
Eksiğiyle fazlasıyla bu bir başlangıç. Ortak Gelecek için, ben başlamaktan yanayım.
Sevgili komşularım,
Bu sabah yanınızda olamasam da her sabah olduğu gibi bugün de aklım ve kalbim Üsküdar’ın sokaklarında.
Tüm çalışma hayatımı gözden geçirdiğimde, olmayı hak ettiğim ve hayal ettiğim yer elbette nezarethane değildi. Ama sağlığım yerinde çok şükür. Sizlerin de vermiş olduğu destekleri avukat arkadaşlarımız bana ulaştırıyor, gerçekten çok mutlu oluyorum. Sizden haber almak, destek almak moral veriyor.
En yakın zamanda görüşmek ümidi ve sevgilerimle.
özgür basın = oligarkların piyasa manipülasyon aracı
bağımsız yargı = birtakım düşük zekalı zorbalar
muhalefet = soygundan pay alamamış küskünler
yerel yönetimler = küçük mafyalar
üniversiteler = işsizlerin yeni işsizler ürettiği yer
sivil toplum = CIA ve AB'nin fonlama kanalları
Daha gerçekçi değil mi?
Sentetik haplar ve bağımlılığın hızla arttığını belirten sosyolog Şoreş Haki Çelik, “Bundan sonrası için toplumu örgütlememiz ve ortak mücadele etmemiz lazım” dedi.
https://t.co/7bRKis0izw
Devlet Bahçeli’den CHP için yargıya çağrı:
Mahkeme kararına karşı itiraz merci olan Yargıtay kararını bir an önce vermelidir.
Türk siyaseti ve demokrasinin hırpalanmasına izin verilmemelidir.
En başından CHP üzerinden oyun oynanmanın tehlikelerinden bahsetmiştim….
Kılıçdaroğlu’na her şeyi söyleyebiliriz
Artık ayan beyan ortada olan bir durum var
Peki O’na “Piro” deyip kendinden emin oy veren ahmaklığımızı ne yapacağız.!?